Adli kontrol, 2005 yılında ceza adaleti sistemimize tutuklamaya seçenek oluşturmak amacıyla kazandırılmış bir koruma tedbiridir. Kişi hürriyetine tutuklama kadar zarar vermeden, soruşturma ve kovuşturmanın güvenliğini sağlamayı hedefler.1 Bir koruma tedbiri olması nedeniyle adli kontrol de araç olma, ölçülülük ve geçicilik özelliklerini taşımak zorundadır.

I. Adli Kontrolün Şartları ve Yükümlülük Türleri (m. 109)

Kanunun 109. maddesi, adli kontrolün ön koşulunu ve içeriğini birlikte kurar:

(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. (2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.

Doktrinde vurgulandığı üzere, adli kontrole başvurulabilmesi için önce tutuklama şartlarının (kuvvetli suç şüphesi + bir tutuklama nedeni) somut olayda gerçekleşmiş olması aranır. Adli kontrol, tutuklamanın yerini alan değil, tutuklama şartları oluştuğunda ölçülülük gereği tercih edilen daha hafif bir tedbirdir.2 6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, adli kontrolün yalnızca üç yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlarla sınırlı olması kuralı kaldırılmış, artık bütün suç tipleri bakımından uygulanabilir hale gelmiştir.

m. 109/3'te sayılan on iki yükümlülük türü, kanunun (a)'dan (l)'ye kadar bentler hâlinde tek tek saydığı, hâkim veya savcının bunlardan birini, birkaçını veya tamamını seçebileceği kapalı bir listedir. Hiçbiri diğerinin yerini otomatik olarak almaz, her biri ayrı bir yükümlülük olarak somut olaya göre seçilir:

a) Yurt dışına çıkamamak. b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak. c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak. d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek. e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek. f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve ödeme süreleri Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak. g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek. h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı, suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak. i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek. j) Konutunu terk etmemek. k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek. l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

(h) ve (i) bentleri özellikle dikkat çekicidir çünkü adli kontrolün yalnızca şüphelinin kaçmasını önlemeye değil, doğrudan mağdurun veya aile bireylerinin maddi menfaatlerini (mağdur zararının güvenceye bağlanması, nafaka yükümlülüğünün sürdürülmesi) korumaya da hizmet edebildiğini gösterir. Ne var ki doktrinde tam da bu ve buna benzer bentlere yönelik ciddi bir eleştiri yükseltilir. m. 109/3-c, d, e, g, h, i bentlerinde sayılan yükümlülükler, koruma tedbiri niteliğinde olmaktan çok güvenlik tedbirlerine benzer özellik taşımaktadır. Bu yükümlülükler, tutuklama sebeplerini ortadan kaldırmaya yönelik, tutuklamaya seçenek oluşturabilecek mahiyette değildir. Dolayısıyla adli kontrolün amacına uygun elverişli araçlar olmadıkları, hatta başka bir başlık altında düzenlenmelerinin daha isabetli olacağı ileri sürülür. Yükümlülüğün çeşidinin işlendiği iddia edilen suça göre belirlenmesi gerektiği, birden fazla tedbire aynı anda başvurulabileceği de (örneğin alkollü araç kullanarak trafik kazasına sebebiyet veren kişi için (d) ve (e) bentlerinin birlikte uygulanması gibi) vurgulanır.3

m. 109/4, insani bir istisna tanır. Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheli hakkında, tutuklama yerine adli kontrole karar verilebilir. Mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulmuşsa, UYAP kayıtları incelenerek hükmü veren ilk derece mahkemesi de bu kararı verebilir. m. 109/5, (d) bendindeki taşıt yasağının uygulamasında hâkim veya savcının, şüphelinin mesleki uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebileceğini öngörür. Bu, yasağın kişinin geçim kaynağını tümüyle ortadan kaldırmaması için bir esneklik kapısıdır. Adli kontrol altında geçen süre kural olarak cezadan mahsup edilmez. Bu kuralın istisnası (e) bendindeki tedavi/muayene ve (j) bendindeki konutu terk etmeme yükümlülükleridir. (j) bendi altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır (m. 109/6). Son olarak m. 109/7, kanuni tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilen kişiler hakkında da adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceğini öngörür. Yani adli kontrol yalnızca tutuklamanın alternatifi değil, tutukluluğun süre sınırına takıldığı hâllerde devreye giren bir devam mekanizmasıdır da.

II. Kararı Verme Yetkisi, Süreç ve Azami Süre (m. 110)

Kararı verme yetkisi ve süreç m. 110'da düzenlenir. Soruşturma evresinin her aşamasında şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla adli kontrol altına alınabilir (m. 110/1). Hâkim, savcının istemiyle şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir, yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya geçici olarak bunlardan muaf tutabilir (m. 110/2). 2021 tarihli 7331 sayılı Kanunla değişen ve 01.01.2022'de yürürlüğe giren m. 110/3, m. 109 ile m. 110/1-2'nin kovuşturma evresinin her aşamasında da görevli ve yetkili diğer yargı mercilerince uygulanacağını öngörür. Aynı Kanunla eklenen m. 110/4, tutukluluğa paralel bir güvence getirir. Adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmediği, en geç dört aylık aralıklarla, soruşturmada Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimince, kovuşturmada ise resen mahkemece, değerlendirilir. Yine 2021 değişikliğiyle eklenen m. 110/A, tıpkı tutuklulukta olduğu gibi adli kontrol için de azami bir süre öngörmüştür. Ağır ceza mahkemesinin görevi dışındaki işlerde en çok iki yıl (zorunlu hâllerde bir yıl daha uzatılabilir), görevi içindeki işlerde en çok üç yıl (TCK'nın Dördüncü Kısmının Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerindeki suçlar ile terör suçlarında dört yıla kadar uzatılabilir); bu süreler çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır (m. 110/A-3). Bu, doktrinde adli kontrolün de tutuklama gibi süresiz bir baskı aracına dönüşmesinin önüne geçen önemli bir güvence olarak değerlendirilmektedir.4

III. Adli Kontrolün Kaldırılması (m. 111)

m. 111, adli kontrol kararının kaldırılmasını düzenler. Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme m. 110/2 uyarınca beş gün içinde karar verir (m. 111/1). Adli kontrole ilişkin kararlara karşı itiraz yolu her zaman açıktır (m. 111/2). Bu, hem tedbirin ilk kez uygulanmasına hem de kaldırılma talebinin reddine karşı geçerli bir güvencedir.

IV. Tedbire Uyulmamasının Sonucu (m. 112)

Tedbirlere uyulmamasının yaptırımı m. 112'de düzenlenmiştir. Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulmuşsa, UYAP kayıtları incelenerek hükmü veren ilk derece mahkemesi de bu tutuklama kararını verebilir (m. 112/1). m. 112/2, dar ama pratik önemi yüksek bir özel hâli düzenler. Azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlal edilmesi hâlinde de aynı kural (m. 112/1) uygulanabilir. Ancak bu durumda yeniden verilecek tutuklamanın süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz. Kanun koyucu burada, azami tutukluluk süresini bir kez tüketmiş bir kişinin ikinci kez süresiz bir tutuklulukla karşı karşıya kalmasını önlemek için ayrı ve daha kısa bir tavan koymuştur. Bu bütünüyle gösterir ki adli kontrol “yaptırımsız” bir tedbir değildir. Aksine ihlali hâlinde doğrudan en ağır koruma tedbirine dönüşebilen bir yükümlülükler bütünüdür.

7499 sayılı Kanunla (8. Yargı Paketi, Haziran 2024) CMK m. 141/k hükmüne adli kontrolün de eklendiği, böylece yakalama ve tutuklamaya paralel olarak adli kontrol işlemine karşı öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişiler de tazminat isteyebileceklerdir. Ancak bu tazminat hakkının yalnızca “konutu terk etmeme” ve “tedavi/muayene” yükümlülükleriyle sınırlı tutulup yurt dışına çıkamama gibi kişinin mesleki hayatını doğrudan etkileyebilecek diğer yükümlülükleri kapsam dışı bırakmasının, olması gereken hukuk açısından eleştiriye açık olduğu vurgulanmaktadır.5

Yargı Kararları

1) Yurt dışına çıkış yasağının özel hayata etkisinin somut biçimde ortaya konması gerekliliği (m. 109/3-a)

m. 109/3-a'daki yurt dışına çıkamama yükümlülüğü, seyahat özgürlüğünü sınırlasa da, Türkiye'nin AİHS'e Ek 4 No'lu Protokol'e taraf olmaması nedeniyle bireysel başvuru kapsamında tek başına değil, ancak özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıyla bağlantısı üzerinden incelenebilir. Anayasa Mahkemesi, beş yılı aşkın süredir devam eden bir yurt dışı yasağına ilişkin bir başvuruda bu bağlantının nasıl kurulması gerektiğini somutlaştırmıştır:

Başvurucu, çalıştığı şirketin faaliyet alanı hakkında yeterli bir açıklama yapmadığı gibi yurt dışına çıkamamasının mesleki bağlamda özel hayatına ne düzeyde olumsuz bir etkisinin olduğunu somut gerekçelerle ortaya koyamadığı(…) yurt dışına çıkmama şeklindeki adli kontrol tedbirinin başvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ciddi şekilde etkilediğine ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığına ilişkin açıklamalarda bulunma yükümlülüğünü yerine getirdiği söylenemez.6

Karar, iki yönlü bir ölçüt ortaya koyar. Yurt dışına çıkış yasağı, tek başına ve soyut biçimde seyahat özgürlüğünü sınırladığı gerekçesiyle değil, ancak kişinin somut mesleki, ailevi veya kişisel yaşamına verdiği belirli ağırlıktaki olumsuz etkinin, örneğin belirli bir iş fırsatının, ailevi bağın veya sağlık ihtiyacının kaçırılması gibi, gösterilmesi hâlinde denetlenebilir hâle gelir. İtiraz dilekçesinde yalnızca tedbirin süresinin uzunluğuna işaret etmek, bu somutlaştırma yükünü karşılamaz.

Dipnotlar

  1. Nurten Öztürk, “Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Yapılan Son Değişiklikler ve Anayasa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Adli Kontrol Koruma Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 222 (Şubat 2025): 85-101. ↩
  2. Öztürk, “Adli Kontrol Koruma Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme.” ↩
  3. Elif Ergüne, Tutuklamaya Alternatif Bir Koruma Tedbiri Olarak Adli Kontrol (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022), 672-674. ↩
  4. Öztürk, “Adli Kontrol Koruma Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme.” ↩
  5. Öztürk, “Adli Kontrol Koruma Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme.” ↩
  6. Anayasa Mahkemesi, 24.12.2025, B. No. 2022/64124 (Yılmaz Aydemir Başvurusu), §§ 12-14. ↩

Kaynakça

  • Ergüne, Elif. Tutuklamaya Alternatif Bir Koruma Tedbiri Olarak Adli Kontrol. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022.
  • Öztürk, Nurten. “Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Yapılan Son Değişiklikler ve Anayasa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Adli Kontrol Koruma Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 222 (Şubat 2025): 85-101.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.