Hâkimin genel bilgi ve tecrübesiyle çözemeyeceği, uzmanlık gerektiren bir olgu sorunu ortaya çıktığında bilirkişilik kurumu devreye girer. Ancak hâkimin kendi görevi olan hukuki nitelendirmeyi bilirkişiye devretmesi mümkün değildir. Kanunun 62. maddesi, tanıklara ilişkin hükümlerin aksi öngörülmedikçe bilirkişiler için de geçerli olduğunu belirterek bu iki kurum arasındaki yakınlığı baştan kurar.

I. Bilirkişiye Başvurunun Şartları ve Hukuki Nitelendirme Yasağı (m. 63)

Bilirkişiye başvurunun sınırları 63. maddede net biçimde çizilmiştir:

(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.

m. 63/1'in kimlerin bilirkişi incelemesi istemi ileri sürebileceğini tek tek sayması önemlidir. Hâkim veya mahkeme bu yola resen (kendiliğinden) başvurabileceği gibi, Cumhuriyet savcısı, katılan ve vekili, şüpheli veya sanık ile müdafii veya kanuni temsilcisi de bu istemi ileri sürme hakkına sahiptir. Bilirkişi incelemesi, yalnızca iddia makamının değil, savunmanın da başvurabileceği bir haktır.

Bu sınırlamanın aynası, raporun içeriğine ilişkin 67. maddenin üçüncü fıkrasında tekrar karşımıza çıkar: “Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” Bu iki hüküm birlikte okunduğunda ortaya çıkan ilke açıktır. Bilirkişi olgunun ne olduğunu (örneğin bir yazının kime ait olduğunu, bir görüntüdeki kişinin yaşını, bir maddenin kimyasal içeriğini) tespit eder. Bu olguya hangi hukuki sonucun bağlanacağına, yani suçun oluşup oluşmadığına, her zaman hâkim karar verir. Doktrinde bu yasağın gerekçesi, salt teknik bir işbölümü meselesi olarak değil, anayasal bir güvence olan hukuki dinlenilme hakkı üzerinden temellendirilir. Hâkimin hukuki konularda uzman olması, onu o makama getiren niteliğin ta kendisidir. Hukuki bir meselede görüş alınması, yargılama yetkisinin fiilen devredilmesi anlamına gelir ve bu, anayasal yargı yetkisi düzenlemesiyle bağdaşmaz.1

Bu ilkenin ihlali yalnızca bilirkişiye doğrudan “bu suç oluşmuş mudur” diye sorulmasıyla sınırlı değildir. Doktrinde isabetle belirtildiği üzere, bilirkişinin “taraf dilekçeleri, delilleri ve dosya münderecatı değerlendirilerek bir sonuca varılması” biçiminde ya da “bir yazı içeriğinde hakaret suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığı” biçiminde görevlendirilmesi de, aynı ölçüde hukuki nitelendirme yasağının (ve dolayısıyla hukuki dinlenilme hakkının) ihlalidir. Çünkü bu durumda taraflarca ortaya konan açıklama ve deliller hâkim tarafından dinlenmiş görünse de, bunların asıl değerlendirmesi fiilen bilirkişiye bırakılmış olur. Oysa kendi vicdani kanaatine göre karar vermesi gereken, hâkimin bizzat kendisidir.2

Bu yasağın ne kadar kesin olması gerektiği doktrinde de tartışmalıdır. Baskın görüş, kanundaki yasağı olduğu gibi benimseyip hukuki nitelendirme ve değerlendirme yasağının ihlali hâlinde elde edilen bilirkişi raporunun hiçbir delil değeri taşımayacağını, bu raporun hukuka aykırı yolla elde edilmiş bir delil sayılması gerektiğini savunur.3 Buna karşılık doktrinde azınlıkta kalan eleştirel bir görüş, günümüzün giderek karmaşıklaşan hukuki ihtiyaçları karşısında hukukçu bilirkişiye mutlak biçimde başvurulamamasının kanun koyucu tarafından yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini, belirli hâllerde hukukçu bilirkişiden yararlanılmasının yasaklanmaması gerektiğini ileri sürmektedir. Bu görüşe göre mevcut kesin yasak, hâkimlerin her hukuki meselede aynı derinlikte uzmanlaşmış olmadığı gerçeğini gözardı etmektedir.4 Kanunun ve yerleşik uygulamanın dayandığı kural yine de kesin yasaktır. Bu eleştirel görüş, bir lege ferenda (kanun koyucuya yönelik) öneri olarak okunmalıdır.

Bilirkişi atanması, hâkim veya mahkemenin kararına bağlıdır ve gerekçe gösterilerek birden çok bilirkişi atanabilir. Birden çok bilirkişi istemi reddedildiğinde de aynı şekilde gerekçeli karar verilir (m. 63/2). Soruşturma evresinde aynı yetkiler Cumhuriyet savcısına da tanınmıştır (m. 63/3).

II. Bilirkişinin Seçimi, Yemini ve Yükümlülüğü (m. 64-65)

Bilirkişiler kural olarak bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresi esas alınarak bilirkişilik bölge kurulunca hazırlanan listeden seçilir. Kendi bölge listesinde uygun bilirkişi bulunsa da, görevlendirilecek yere daha yakın başka bir bölgedeki bilirkişi de seçilebilir (m. 64/1). Listede ilgili uzmanlık dalında bilirkişi yoksa diğer bölge kurullarının listelerinden, orada da yoksa listelerin tamamen dışından, Bilirkişilik Kanunu'ndaki belirli şartları taşımak kaydıyla, bilirkişi görevlendirilebilir. Bu şekilde liste dışından atananlar bölge kuruluna bildirilir (m. 64/2). Kanunda belirli konularda görevlendirilen resmî bilirkişiler önceliklidir. Ancak kamu görevlileri kendi kurumlarını ilgilendiren davalarda bilirkişi olamaz (m. 64/3). Bilirkişi bir tüzel kişiyse, kendi adına incelemeyi yapacak gerçek kişi veya kişilerin isimleri atayan mercinin onayına sunulur (m. 64/4). Listeye kayıtlı bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulu veya il adli yargı adalet komisyonu huzurunda bir kez yemin eder ve bu yemin sonraki her iş için tekrarlanmaz (m. 64/5). Listede yer almayan bilirkişiler ise görevlendirildikleri her işte kendilerini atayan merci huzurunda ayrıca yemin eder, bu yemin bir tutanakla belgelenir (m. 64/6). Engel hâllerde yemin yazılı olarak verilebilir, ancak bu istisnanın gerekçesi kararda gösterilmek zorundadır (m. 64/7). m. 65'te ayrıca üç grup için bir “kabul yükümlülüğü” öngörülmüştür. Resmî bilirkişiler ve listedekiler, incelemenin gerektirdiği fen ve sanatları meslek edinenler, incelemeyi yapmaya resmen yetkili olanlar bilirkişilik görevini kabul etmek zorundadır. Bu yükümlülüğe uyulmamasının yaptırımı ise m. 71'de düzenlenir.

CMK m. 62-73'ün yanında, bilirkişilik kurumunu genel olarak düzenleyen 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun getirdiği iki ilke de uygulamada sıkça gözden kaçırılır. Bunlardan ilki, aynı konuda kural olarak yalnızca bir kez rapor alınabilmesidir. Yalnızca raporda eksiklik veya belirsizlik bulunması hâlinde ek rapor istenebilir. İkincisi ise, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ve buna entegre sistemler aracılığıyla zaten ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamayacağıdır. Bu son ilke, dijitalleşen adli süreçlerde bilirkişiliğin gereksiz yere büyütülmesinin önüne geçmeyi amaçlar.5

III. İncelemenin Yürütülmesi (m. 66)

İnceleme süresi işin niteliğine göre üç ayı geçemez. Özel sebeplerle bilirkişinin istemi ve atayan merciin gerekçeli kararıyla en çok üç ay daha uzatılabilir (m. 66/1). Süresinde raporunu vermeyen bilirkişi hemen değiştirilebilir. Bu durumda bilirkişi o ana kadar yaptığı işlemleri açıklayan bir rapor sunar, kendisine teslim edilen eşya ve belgeleri hemen geri verir. Ayrıca kendisine ücret ödenmemesine karar verilebilir ve durum bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir (m. 66/2). Bilirkişi, görevini atayan mercii ile ilişki içinde yürütür, gelişmeler hakkında bilgi verebilir, gerekli tedbirlerin alınmasını isteyebilir (m. 66/3). Bilirkişi, şüpheli veya sanık dışındaki kişilerin bilgisine başvurabilir. Kendi uzmanlık alanı dışında bir sorun ortaya çıkarsa, hâkim, mahkeme veya savcı izniyle konusunda bilgili başka kişilerle bir araya gelebilir. Bu kişiler yemin eder ve raporları bilirkişi raporunun tamamlayıcı bir parçası olarak dosyaya girer (m. 66/4). İlgililer de, incelemeler sırasında bilirkişiye teknik bilgi verebilecek kişilerin dinlenmesini veya bazı araştırmaların yapılmasını merciinden isteyebilir (m. 66/5). Gerekli olduğunda bilirkişi, mahkeme başkanı, hâkim veya savcı aracılığıyla mağdur, şüpheli veya sanığa soru sorabilir. Bu makamlar bilirkişinin doğrudan soru sormasına da izin verebilir. Muayene ile görevlendirilen hekim bilirkişi ise zorunlu gördüğü soruları hâkim, savcı ve müdafi bulunmadan dahi doğrudan yöneltebilir (m. 66/6). Bilirkişiye incelenecek şeyler mühür altında verilmeden önce listelenip sayılır. Bilirkişi mühürlerin açılıp yeniden konulmasını tutanakla ve bir listeyle belgelemekle yükümlüdür (m. 66/7).

IV. Bilirkişi Raporu ve Rapora İtiraz (m. 67)

İncelemesini tamamlayan bilirkişi, yaptığı işlemleri ve vardığı sonuçları açıklayan bir raporu imzalayıp ilgili mercie sunar. Mühür altındaki şeyler de aynı şekilde teslim edilir ve bu bir tutanağa bağlanır (m. 67/1). Birden çok bilirkişi arasında görüş ayrılığı varsa, bu ayrılık gerekçeleriyle birlikte rapora yazılır (m. 67/2). Bilirkişi raporunda ve sözlü açıklamalarında yalnızca uzmanlık gerektiren hususlarda açıklama yapabilir, hâkimin yapması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz (m. 67/3). Rapor örnekleri duruşmada taraflara doğrudan verilebileceği gibi iadeli taahhütlü mektupla da gönderilebilir (m. 67/4). Taraflar açısından en kritik güvence, raporun tebliğinden sonra tanınan itiraz ve yeni bilirkişi isteme hakkıdır: bilirkişi incelemeleri tamamlandığında, taraflara yeni bir inceleme yaptırılması veya itirazda bulunulması için süre verilir. Bu istemler reddedildiğinde üç gün içinde gerekçeli bir karar verilmesi zorunludur (m. 67/5). Ayrıca taraflar, bilirkişi raporu hakkında uzmanlarından bilimsel mütalaa alabilir. Bu amaçla ayrıca süre istenemeyeceği de kanunda açıkça belirtilmiştir (m. 67/6).

V. Duruşmada Bilirkişi, Ret ve Çekinme (m. 68-70)

Mahkeme her zaman bilirkişinin duruşmada dinlenmesine karar verebileceği gibi, ilgililerden birinin istemi üzerine de bilirkişiyi açıklama yapmak üzere duruşmaya çağırabilir (m. 68/1). Açıklamalarından sonra, mahkeme başkanı veya hâkim çekilmelerine izin vermedikçe bilirkişiler duruşma salonunda kalır. Ancak teker teker ve birbirinden ayrı dinlenmeleri zorunlu değildir (m. 68/2). Aynı usul, bilimsel mütalaa hazırlayan uzmanın duruşmada dinlenmesi istendiğinde de uygulanır (m. 68/3). Bilirkişinin reddi ise hâkimin reddiyle aynı rejime tabidir. Hâkimin reddini gerektiren sebepler bilirkişi için de geçerlidir (m. 69/1). Ret hakkını Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafi ya da kanuni temsilci kullanabilir, hâkim veya mahkemece atanan bilirkişinin kimliği engel olmadıkça bu kişilere bildirilir (m. 69/2). Ret istemini davayı görmekte olan hâkim veya mahkeme inceler, soruşturmada savcının kabul etmediği ret istemi sulh ceza hâkimince incelenir, reddi isteyen kişi nedenini olgularla açıklamakla yükümlüdür (m. 69/3). m. 70 ise ayrı bir güvence daha ekler. Tanıklıktan çekinmeyi gerektiren sebepler bilirkişi için de geçerlidir. Bilirkişi ayrıca başka geçerli sebeplerle de görüş bildirmekten çekinebilir.

VI. Yaptırım, Ücret ve Özel İnceleme Türü (m. 71-73)

Usulünce çağrıldığı hâlde gelmeyen veya gelip de yeminden ya da görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında m. 60/1'deki disiplin hapsi hükmü uygulanır ve durum bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir (m. 71). Bu, m. 65'teki kabul yükümlülüğünün yaptırımıdır. Bilirkişiye, harcadığı emek ve mesaiyle orantılı bir ücret ile inceleme, ulaşım, konaklama ve diğer giderleri, Adalet Bakanlığının her yıl güncellediği tarife esas alınarak ödenir (m. 72). Son olarak m. 73, özel bir bilirkişi inceleme türünü düzenler. Para ile Devletin çıkardığı tahvil ve Hazine bonosu gibi değerler üzerindeki sahtecilik suçlarında, elkonulan para ve değerlerin tamamı bunları tedavüle çıkaran kurumun merkez veya taşra birimlerine incelettirilir (m. 73/1). Yabancı devletlerin para ve değerleri söz konusu olduğunda ise yetkili Türk makamlarının görüşü alınır (m. 73/2).

Yargı Kararları

1) Gereksiz bilirkişi ücretinin başvurucuya yükletilmesi (m. 72)

m. 72'deki bilirkişi ücreti rejimi, incelemenin gerçekten gerekli olup olmadığından bağımsız bir maliyet paylaşımı öngörmez. Sonuca hiçbir etkisi olmayan bir incelemenin bedelinin ilgiliye yükletilmesi, mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale hâline gelebilir. Anayasa Mahkemesi bu sınırı bir idari para cezası itirazında somutlaştırmıştır:

Anayasa Mahkemesi idari para cezasına itiraz üzerine yapılan yargılama sırasında Sulh Ceza Hâkimliğince gerekli olmadığı bilirkişi raporu alınarak sonuca etkili olmayan bu delil giderinin başvurucuya yükletilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.6

Karar, m. 72'deki bilirkişi ücreti ve giderlerinin yalnızca gerçekten gerekli ve sonuca etkili bir inceleme için yükletilebileceğini, gereksiz yere yaptırılan bir incelemenin maliyetinin ilgiliye bırakılamayacağını gösterir.

2) Yetersiz bilirkişi raporuna dayanan hükmün bozulması (m. 63, m. 67)

m. 63 ve m. 67 birlikte okunduğunda ortaya çıkan yükümlülük iki yönlüdür: mahkeme yalnızca teknik bir olguyu bilirkişiye sormakla kalmaz, aldığı raporun o olguyu gerçekten ve yeterince aydınlattığını da denetlemek zorundadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bu denetim yükümlülüğünün atlandığı bir olayda hükmü bozmuştur:

Müstehcen görüntünün üretiminde kullanılan kişilerin çocuk olarak nitelendirilmesinin dayandığı sebepler belirtilmeyip suçun unsurunun tespiti için gerekli ve yeterli açıklamayı taşımadığı anlaşılan ve soruşturma aşamasında düzenlenerek dosyaya alınan yetersiz bilirkişi raporunun sadece TCK'nın 226/4. maddesi ile ilgili CD'lere yönelik değerlendirmesi esas alınarak karar verildiği anlaşılmakla; iddianameye konu edilen CD'lerden çocukların kullanıldığı belirtilen 6 adet CD içeriklerindeki görüntülerde yer alan kişilerin çocuk olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği konusunda uzman bilirkişiden ayrıntılı rapor alınarak sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı[dır].7

Kararın öğrettiği ilke, m. 63 ve m. 67'nin iki yönlü işlediğidir. Mahkeme, teknik bir olguyu (somut olayda bir görüntüdeki kişinin yaşı) kendi genel bilgisiyle belirleyemeyeceği için mutlaka uzman bilirkişiye başvurmak zorundadır. Başvurduğu bilirkişinin raporu yetersiz veya eksik gerekçeliyse, mahkeme bu eksik raporu esas alarak değil, ayrıntılı ve yeterli bir rapor aldırarak karar vermelidir.

3) Liste dışından bilirkişi görevlendirilmesini öngören m. 64/2'nin Anayasa'ya uygunluğu

m. 64/2'nin, bölge listesinde uygun bilirkişi bulunmaması hâlinde liste dışından da görevlendirme yapılabilmesine izin vermesi, adil yargılanma hakkını ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini zedeleyip zedelemediği yönünden Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır. Mahkeme, itirazı oybirliğiyle reddetmiştir:

Yargı mercilerinin bilirkişiden yararlanmasını engellemeyen ve yararlanılacak bilirkişilerin kanunda aranılan koşullara ve yetkinliğe sahip olmasını sağlayarak bilirkişilik kurumunun etkinliğinin arttırılmasını hedefleyen kuralların adil yargılanma hakkını veya mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini ihlal eden bir yönünün bulunduğu söylenemez.8

Karar, liste dışı bilirkişi görevlendirmesinin istisnai değil, kanunda öngörülen sıkı bir sıra (önce kendi bölge listesi, sonra diğer bölge listeleri, en son liste dışı) izlenmek kaydıyla başvurulabilecek meşru bir mekanizma olduğunu, bu mekanizmanın yargılamanın etkinliğine hizmet ettiğini teyit eder.

Dipnotlar

  1. Abdullah Batuhan Baytaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda Sanığın Hukuki Dinlenilme Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021), 350-351. ↩
  2. Baytaz, Sanığın Hukuki Dinlenilme Hakkı, 350-351. ↩
  3. Evren Kılıçoğlu, Medeni Yargılamada Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilmiş Deliller (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021), dn. 924. ↩
  4. Cumhur Rüzgaresen, “Hukuki Konularda Bilirkişiye Başvurma Yasağına İlişkin Bir Perspektif” (On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025), 3225-3235. ↩
  5. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m. 3/7-8. ↩
  6. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 09.01.2019, 2015/10393 Başvuru No. ↩
  7. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.10.2014, E. 2013/1479, K. 2014/11068. ↩
  8. Anayasa Mahkemesi, 19.02.2020, E. 2018/152, K. 2020/11. ↩

Kaynakça

  • Baytaz, Abdullah Batuhan. Ceza Muhakemesi Hukukunda Sanığın Hukuki Dinlenilme Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021.
  • Kılıçoğlu, Evren. Medeni Yargılamada Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilmiş Deliller. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021.
  • Rüzgaresen, Cumhur. “Hukuki Konularda Bilirkişiye Başvurma Yasağına İlişkin Bir Perspektif.” On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.