Önceki yazıda, mağdur ve şikâyetçinin kovuşturma evresindeki en güçlü hakkının, kanun yoluna başvurma hakkının, “davaya katılmış olma koşuluna” bağlı olduğu görülmüştü.

I. Kimler Katılabilir? “Suçtan Doğrudan Zarar Görme” Testi (m. 237/1)

m. 237/1, kamu davasına katılabilecekleri üç kategoride sayar: mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler, malen sorumlu olanlar. Kanun “suçtan zarar görme”yi tanımlamaz. Bu boşluğu dolduran yerleşik içtihat, ölçütü “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli” olarak belirler. Dolaylı veya muhtemel bir zarar, katılma hakkı vermez.1 Bu ayrım, katılma davasının bir ön sorunu olarak her katılma isteminde mahkemece ayrıca denetlenir: istemde bulunan kişi mağdur, suçtan zarar gören veya malen sorumlu değilse, katılmanın maddi şartı gerçekleşmemiş demektir ve bu eksiklik sonradan giderilemez.

Bu genel kuralın önemli bir istisnası, tüzel kişiler bakımından özel kanunlarla tanınan otomatik katılma hakkıdır: 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun, usulüne uygun başvurmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Bu kurumlar bakımından, suçtan gerçekten zarar görüp görmedikleri ayrıca araştırılmaz. Zarar görme, kanun koyucu tarafından zaten karine olarak kabul edilmiştir.

“Doğrudan zarar” ölçütünün doktrindeki tartışması, özellikle tehlike suçları bakımından yoğunlaşır. Sonucu bakımından somut bir zararın gerçekleşmesini aramayan tehlike suçlarında, kimin “doğrudan zarar gören” sayılacağı, zarar suçlarına göre daha belirsizdir. Doktrin, katılma hak ve yetkisinin işlevini ve sınırlarını bu tür suçlar bakımından ayrıca değerlendirme gereği duymaktadır.2

Malen sorumlu kategorisi ayrı bir özellik taşır. Bu kişi, suçun mağduru değildir. Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve kesinleşmesinden sonra maddi veya mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarına katlanacak kişidir. Örneğin, suçun işlenmesinde araç olarak kullanılan bir taşıtın müsadere edilmemesi için sanığın yanında davaya katılan araç sahibi bu konumdadır. Bu kategorinin katılma hakkına dahil edilmesi doktrinde tartışmasız değildir. Bazı yazarlar, malen sorumlunun konumunun bireysel savunma makamına daha yakın olduğunu, ona katılma hakkı tanınmasının isabetli olmadığını savunur.3

II. Katılmanın Zamansal Sınırı (m. 237/1-2)

Katılma, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında, hüküm verilinceye kadar istenebilir. Kanun yolu muhakemesinde ise, yani istinaf veya temyiz aşamasında, yeni bir katılma isteğinde bulunulamaz. Bu, kanun yolu denetiminin ilk derece yargılamasının hukuka uygunluğunu incelemekle sınırlı olmasının doğal bir sonucudur.4 Kanun, bu genel yasağa yalnızca dar bir istisna tanır. İlk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır. Bu istisna, hiç ileri sürülmemiş bir isteği kapsamaz. Bir kişi ilk derece yargılaması boyunca katılma talebinde hiç bulunmamışsa, bunu ilk kez temyiz aşamasında, “katılma talepli temyiz” şeklinde, ileri sürmesi, m. 237/2'nin istisnasından yararlanamaz (aşağıda Yargı Kararları bölümünde karar 1).

III. Katılma Usulü (m. 238)

Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesiyle olur. Duruşma sırasında şikâyetini belirten bir ifade verilmesi hâlinde, suçtan zarar görene davaya katılmak isteyip istemediği resen sorulur. Kanun, bu noktada mağdurun inisiyatifini beklemez, mahkemeye bir hatırlatma yükümlülüğü yükler. İstem, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra karara bağlanır. Sulh ceza mahkemesinde görülen davalarda ise bu konuda savcının görüşü aranmaz.

IV. Katılanın Ücretsiz Avukat Hakkı (m. 239)

Davaya katılan mağdur veya suçtan zarar gören, m. 234'te sayılan aynı suç kategorilerinde (cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, ısrarlı takip, kadına karşı işlenen kasten yaralama/işkence/eziyet, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar) baro tarafından ücretsiz avukat görevlendirilmesini isteyebilir. Çocuk, sağır-dilsiz veya kendini savunamayacak derecede akıl hastası olan mağdur/zarar gören için bu istem dahi aranmaz, görevlendirme resen yapılır. Bu hak, önceki yazıda ele alınan m. 234'teki kovuşturma evresi hakkının katılan sıfatı kazanıldıktan sonraki devamı niteliğindedir.

V. Katılmanın Sürece Etkisi ve Öncesi Kararlarla İlişkisi (m. 240-241)

Katılma davayı durdurmaz. Tarihi belirlenmiş bir duruşma, vaktin darlığı nedeniyle katılan çağrılamayacak veya kendisine haber verilemeyecek olsa bile yapılır (m. 240). Bu düzenleme, katılmanın asimetrik bir hak olduğunu gösterir. Katılan, sürece dahil olma hakkına sahiptir ama sürecin akışını kendi lehine erteleme gücüne sahip değildir.5 m. 241 ise katılmadan önce verilmiş kararların katılana ayrıca tebliğ edilmeyeceğini, bu kararlara karşı kanun yoluna başvurabilmek için Cumhuriyet savcısına tanınan sürenin geçmesiyle katılanın da başvuru hakkını kaybedeceğini öngörür. Katılan, kendi katılımından önceki süreç bakımından savcının süresine bağımlı bir konumdadır. Sonradan katılan olmak, geçmişe dönük yeni bir süre başlatmaz.

VI. Katılanın Bağımsız Kanun Yoluna Başvurma Hakkı (m. 242)

Katılan, Cumhuriyet savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilir. Savcı temyiz etmese, hatta hükmü doğru bulsa bile, katılan kendi başına kanun yolunu işletebilir. Karar katılanın başvurusu üzerine bozulursa, işi yeniden takip etme görevi yine Cumhuriyet savcısına döner (m. 242).6 Bu bağımsızlık, mağdurun/katılanın ceza muhakemesinde salt bir tanıklık kaynağı değil, iddia makamından ayrı bir irade taşıyan bağımsız bir süje olduğunun en somut göstergesidir. Ancak bu bağımsızlık da m. 237'deki maddi şarttan, suçtan doğrudan zarar görmüş olmaktan, bağımsız değildir (aşağıda Yargı Kararları bölümünde karar 2).

Bu bağımsız kanun yoluna başvurma hakkı, karşılaştırmalı hukuk açısından da dikkat çekicidir. İdari yargılama hukukumuzda müdahilin, yanında müdahil olduğu taraftan bağımsız olarak kanun yoluna başvuramayacağı yönündeki içtihat ve bu içtihadı destekleyen usul hükümleri, doktrinde, dava konusu uyuşmazlıkla doğrudan ilgili bazı müdahiller bakımından, eleştirilmektedir. Ceza muhakemesinin katılana m. 242 ile tanıdığı bu bağımsızlık, aynı sorunun ceza yargılamasında kanun koyucu tarafından zaten çözülmüş olduğunu, katılanın, tıpkı idari yargıdaki “dava konusu uyuşmazlıkla doğrudan ilgili müdahil” gibi, kendi başına bir kanun yolu iradesi taşıyabildiğini gösterir.7

VII. Katılmanın Hükümsüz Kalması (m. 243)

Katılan davadan vazgeçerse veya ölürse, katılma hükümsüz kalır. Ölüm hâlinde mirasçılar, katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilirler. Bu, katılma hakkının salt kişisel bir hak olmadığını, belirli ölçüde miras yoluyla intikal edebilen bir hukuki konum olduğunu gösterir.

Yargı Kararları

1) Hiç ileri sürülmemiş bir katılma isteği, ilk kez temyizde istenemez, dolaylı zarar katılma hakkı vermez

İmar kirliliğine ve kültür varlıklarını koruma mevzuatına aykırılık suçlarından görülen bir davada Yargıtay 12. Ceza Dairesi, m. 237'nin iki farklı sınırını, zamansal sınırı ve doğrudan zarar şartını, aynı kararda netleştirmiştir. Duruşmadan usulüne uygun haberdar edilmesine rağmen ilk derece yargılaması boyunca hiç katılma talebinde bulunmayan bir müşteki idarenin, kararı ancak “katılma talepli temyiz” olarak itiraz etmesi üzerine:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 237 nci maddesinin ikinci fıkrasında, ‘Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.’ hükmü de nazara alındığında, duruşma gününü bildirir davetiyenin (…) usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olmasına rağmen müşteki ve vekilinin yerel mahkemece karar verilinceye kadar davaya katılma talebinde bulunmadığı anlaşılmakla, katılan sıfatını almayan ve hükmü temyiz etme hakkı bulunmayan müşteki vekilinin temyiz isteminin (…) REDDİNE.8

Aynı kararda Daire, ikinci bir müştekinin (bir belediye başkanlığının) katılma talebini de reddetmiş, gerekçesini yerleşik içtihattaki doğrudan zarar ölçütüne dayandırmıştır: “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” ilkesi uyarınca, kültür varlıklarını koruma mevzuatına aykırılık suçundan idarenin soyut/kurumsal ilgisi, somut ve doğrudan bir zarar oluşturmadığı için katılan sıfatı kazandırmamıştır. Karar, m. 237'nin iki ayrı kapısını da gösterir. İçeri girmek için hem doğru zamanda (ilk derece hükmünden önce) hem de doğru sıfatla (doğrudan zarar görmüş olarak) kapıyı çalmak gerekir. İkisinden biri eksikse, sonradan giderilemez.

2) Özel kanunla tanınan katılma hakkı ile genel “doğrudan zarar” şartı, birbirinin alternatifidir

Rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlarına ilişkin bir davada, Ceza Genel Kurulu, m. 237'nin genel doğrudan-zarar şartı ile özel kanunların tanıdığı otomatik katılma hakkı arasındaki ilişkiyi şöyle açıklamıştır:

Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK'nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı (…) Kanun'un 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır.9

Karar, m. 237'nin iki ayrı katılma yolunu, genel yol (doğrudan zarar ispatı) ve özel yol (kanunun doğrudan tanıdığı hak), birbirinin alternatifi olarak konumlandırdığını gösterir. Özel bir kanun hükmü varsa, mahkeme ayrıca bir zarar araştırması yapmaz. Böyle bir hüküm yoksa, tüzel kişi genel yola, doğrudan zararını somut olarak kanıtlamaya, geri döner. Kararın aynı zamanda m. 242'yi de hatırlatması, bu iki yoldan hangisiyle kazanılırsa kazanılsın, katılan sıfatının hukuki sonucunun, savcıdan bağımsız kanun yoluna başvurma hakkının, aynı olduğunu teyit eder.

3) Katılma hakkını kullanmayan veya hak sahipliğini ispatlayamayan malen sorumlu, hükmü temyiz edemez

m. 237'deki maddi şartın malen sorumlu kategorisi bakımından nasıl işlediğini, kaçakçılıkla mücadele mevzuatına aykırılık suçundan görülen bir davada Yargıtay 7. Ceza Dairesi iki ayrı malen sorumlunun temyiz istemini reddederken göstermiştir:

Malen sorumlunun talimat mahkemesince (…) alınan beyanında 5271 sayılı Kanun'un 234. maddesinde düzenlenen hakları hatırlatılmasına rağmen şikâyetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini beyan ettiği anlaşılmakla, malen sorumlunun 5271 sayılı Kanun'un 237/1. maddesi uyarınca kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun'un 260/1. maddesi gereği hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı (…). Araç sahibi olduğu iddiasıyla temyiz talebinde bulunan diğer malen sorumlunun davaya konu araç üzerinde hak sahibi olduğuna ilişkin dosya içinde resmî belge bulunmadığı gibi hak sahipliğini gösterir bir resmî belge de sunmadığından davaya katılma ve hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı (…).10

Karar, malen sorumlu kategorisinin iki ayrı düzeyde denetime tabi olduğunu gösterir. Birinci düzeyde, m. 234'teki haklar kendisine hatırlatıldığı hâlde katılma iradesini bizzat açıklamayan malen sorumlu, bu hakkı kullanmamış sayılır ve sonradan, hükmü temyiz ederek, geriye dönük olarak bu iradeyi ileri süremez. İkinci düzeyde ise, katılma iradesini açıklamış olsa dahi, üzerinde hak iddia ettiği eşya ile bağlantısını resmî bir belgeyle ispatlayamayan kişi, malen sorumlu sıfatını maddi anlamda kazanmış sayılmaz. Her iki eksiklik de, m. 242'nin tanıdığı bağımsız kanun yoluna başvurma hakkının, yalnızca usulüne uygun kazanılmış bir katılan sıfatına bağlı olarak doğabileceğini bir kez daha teyit eder.

Dipnotlar

  1. Ziya Koç, Ceza Muhakemesinde Katılan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022). ↩
  2. Mustafa Limoncu, “Tehlike ve Zarar Suçları, Zarar Kavramı ve Davaya Katılma” (Legal Hukuk Dergisi, S. 277, 2026). ↩
  3. Ziya Koç, Ceza Muhakemesinde Katılan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022). ↩
  4. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 237. ↩
  5. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 240-241. ↩
  6. Ziya Koç, Ceza Muhakemesinde Katılan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022). ↩
  7. Özge Aksoylu, “İdari Yargılama Hukukunda Müdahilin Bağımsız Olarak Kanun Yoluna Başvurma Hakkı” (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, Haziran 2020). ↩
  8. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 22.04.2025, E. 2023/6769, K. 2025/4264. ↩
  9. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.09.2023, E. 2023/143, K. 2023/455. ↩
  10. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 08.06.2026, E. 2022/16000, K. 2026/6593. ↩

Kaynakça

  • Aksoylu, Özge. “İdari Yargılama Hukukunda Müdahilin Bağımsız Olarak Kanun Yoluna Başvurma Hakkı.” Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Haziran 2020).
  • Koç, Ziya. Ceza Muhakemesinde Katılan. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022.
  • Limoncu, Mustafa. “Tehlike ve Zarar Suçları, Zarar Kavramı ve Davaya Katılma.” Legal Hukuk Dergisi, S. 277 (2026).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.