Bir dosyada toplanan deliller, duruşmaya getirilip taraflarca tartışılmadıkça hükmün dayanağı olamaz. Bu, ceza muhakemesinin doğrudan doğruyalık ve çelişmeli yargılama ilkelerinin en somut görünümüdür. CMK'nın Dördüncü Bölümü olan m. 206-212, delillerin duruşmada nasıl ortaya konulacağını, hangi hâllerde reddedileceğini, tanık beyanının ne zaman mutlaka duruşmada alınması gerektiğini ve hangi belgelerin okunmasıyla yetinilebileceğini ayrıntılı biçimde düzenler.
I. Delillerin Ortaya Konulması (m. 206/1)
Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. Ancak sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller sonradan gelen sanığa bildirilir.
Delillerin ortaya konulması, duruşmanın en önemli safhalarından biridir. Sanığın sorgusundan sonra gerçekleşen bu aşamada, iddianame konusu olay ve hukuki sonuçlarına ilişkin tüm deliller tarafların bilgisine sunulur. Böylece hem iddia hem savunma tarafı, ortaya konulan tüm deliller hakkında bilgi sahibi olup ona göre iddia ve savunmasını yapabilir. Sanığın mazeretsiz gelmemesi hâlinde, delillerin ortaya konulmasının bu hakkından feragat ettiği kabul edilir. Buna karşılık geçerli bir mazereti bulunan sanığın duruşmaya gelememiş olması hâlinde, kanunda açık bir düzenleme bulunmasa da delillerin ortaya konulma sürecinin sanığın sorgusunun yapılacağı duruşmaya kadar ertelenmesi gerekir.1
Duruşma sırasında delillerin ortaya konulması ve tartışılmaya açılması, delillerin ikamesi olarak adlandırılır. Bu faaliyet büyük ölçüde soruşturma aşamasında toplanan ve iddianamede gösterilen delillerden oluşsa da, taraflar duruşma esnasında yeni delil araştırılmasını ve ortaya konulmasını isteyebilir. İddianamede yer verilmeyen veya kovuşturmanın başında sunulmayan delillere yönelik bu talebe, tevsii tahkikat yani kovuşturmanın genişletilmesi talebi denir. Duruşmanın dinamikliği gereği yargılama faaliyeti sürdürülürken ortaya yeni bir tanık, belge veya başka surette bir delilin çıkma ihtimali her zaman bulunduğundan, yargılama başta ortaya konulan delillerle sınırlandırılamaz.2
II. Delilin Reddi Sebepleri (m. 206/2-4)
Ortaya konulması istenilen bir delil üç hâlde reddolunur: delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse; delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa; istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa (m. 206/2). Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir (m. 206/3). Katılan ise yalnız kişisel haklarını ispat için gösterdiği delilden vazgeçebilir (m. 206/4).
m. 206/2-a'daki kanuna aykırılık ölçütü, doğrudan Anayasa m. 38/6'daki “kanuna aykırı” ifadesinin bir tekrarıdır ve CMK'nın öncülü olan 1412 sayılı CMUK m. 238/2(a)'daki karşılığından önemli bir farkla ayrılır: CMUK döneminde kullanılan “reddolunabilir” ifadesi mahkemeye bir takdir alanı bırakırken, CMK m. 206/2 bu tartışmaları sona erdirecek şekilde kesin bir “reddolunur” ifadesiyle kaleme alınmıştır. Kanuna aykırı bir şekilde elde edilen delil, kim tarafından elde edilmiş olursa olsun veya hükümle bağı olsun ya da olmasın reddedilecektir. Reddedilmeyip hükme esas alınması hâlinde ise hüküm bozulacaktır.3
m. 206/2-a, Anayasa m. 38/6 ve CMK m. 217/2'nin yanında getirilen ayrı bir delil değerlendirme yasağıdır. Hükme göre, duruşma aşamasında ortaya konulan delil hukuka aykırı elde edilmişse reddedilecektir. Dolayısıyla delil elde etme yasaklarının duruşma aşaması bakımından ilk yaptırımı, delilin ileri sürülemez hâle gelmesidir. Bu düzenleme, hukuka kesin aykırılık hâllerinin sayıldığı CMK m. 289/1-i ile de birlikte okunmalıdır. Hüküm hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen bir delile dayandığı takdirde, hükme etkisi olup olmadığına yani illiyet bağının varlığına bakılmaksızın hukuka kesin aykırılık var sayılır. Bu, m. 206/2-a'nın salt bir usul kuralı değil, mutlak bir temyiz nedenine de kapı aralayan güçlü bir güvence olduğunu gösterir.4
Doktrinde hukuka aykırı delillerin ceza muhakemesindeki konumu üç temel yaklaşımla açıklanmaktadır: mutlak kabul yaklaşımı, hukuka aykırı da olsa maddi gerçeğe ulaşmayı önceleyerek delilin kullanılabileceğini savunur. Mutlak red yaklaşımı, hukuka aykırı yöntemle elde edilen hiçbir delilin, elde ediliş biçiminden bağımsız olarak yargılamada kullanılamayacağını kabul eder. Ölçülülük (dengeleme) yaklaşımı ise ihlalin ağırlığı ile delilin yargılama için taşıdığı önemin somut olayda tartılmasını önerir. m. 206/2-a'nın istisnasız “reddolunur” ifadesi, Türk hukukunun bu üç yaklaşımdan mutlak red modelini benimsediğini gösterir.15
Hukuka aykırı delillerin kullanılması ve değerlendirilmesi yasağı, ceza muhakemesi doktrininde kendine özgü bir teori alanı oluşturur. Yasağın amacı yalnızca bireysel hak ihlallerini gidermek değildir. Devletin kendi hukuk düzenini ihlal ederek elde ettiği bir sonuçtan yararlanmasının önlenmesi, yani devletin hukukla bağlılığının ve yargılamanın bütünlüğünün korunması da yasağın işlevleri arasındadır. Bu çok yönlü işlev, m. 206/2-a'nın neden istisnasız ve mahkemenin takdir alanı bırakmayan bir “reddolunur” ifadesiyle kaleme alındığını açıklar.5
Karşılaştırmalı hukukta bu konudaki katılık aynı değildir. Bazı hukuk sistemlerinde hukuka aykırılık yalnızca şekil kurallarına riayetsizlik olarak dar yorumlanırken, bazı sistemlerde hâkime, delilin elde edilişindeki aykırılığın ağırlığı ile bu aykırılığın önlenmesindeki kamu yararını tartma imkânı tanınır. CMK m. 206/2-a'nın seçtiği model bu tartma yöntemine kapalıdır. Hukuka aykırılık tespit edildiği andan itibaren delil reddedilir, aykırılığın ağırlığı veya delilin önemi ayrıca tartılmaz. Bu, Türk hukukunun karşılaştırmalı planda nispeten katı bir dışlama modelini benimsediğini gösterir.6
m. 206/2-a'nın ceza yargılamasındaki kesinliği, aynı vakıanın konu olduğu bir hukuk davasını da dolaylı biçimde etkileyebilir. Ceza mahkemesinin bir delili hukuka aykırı bularak reddetmesi, hukuk hâkimini kendiliğinden bağlamaz. Hukuk hâkimi, aynı delilin kabul edilebilirliğini HMK'nın kendi hukuka aykırı delil esaslarına göre bağımsız olarak değerlendirir. Ancak uygulamada ceza yargılamasında dışlanan bir delilin hukuk yargılamasında da güvenilirlik bakımından zayıf bir konumda kalması, iki yargı kolu arasında fiilî bir etkileşim doğurur.7
III. Delil ve Olayın Geç Bildirilmesi, Tanığın Duruşma Salonundan Ayrılması (m. 207-208)
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez (m. 207). Bu hüküm, m. 206/2-c'deki “davayı uzatma maksadı” ölçütünün salt bir zamanlama meselesine indirgenmesini önler. Bir delilin geç ileri sürülmüş olması, tek başına onun kötü niyetle sunulduğu anlamına gelmez. Tanıklar ise dinlendikten sonra ancak mahkeme başkanı veya hâkimin izniyle duruşma salonundan ayrılabilir (m. 208). Bu, dinlenen bir tanığın, gerektiğinde yeniden dinlenmek veya başka bir tanıkla yüzleştirilmek üzere mahkemenin erişiminde kalmasını sağlayan pratik bir güvencedir.
IV. Duruşmada Anlatılması Zorunlu Belge ve Tutanaklar (m. 209)
Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada anlatılır (m. 209/1). Sanığa veya mağdura ait kişisel verilerin yer aldığı belgelerin, açıkça istemeleri hâlinde, kapalı oturumda anlatılmasına mahkemece karar verilebilir (m. 209/2). Bu son fıkra, seride daha önce ele alınan aleniyet ilkesinin istisnalarıyla (m. 182 vd.) aynı ailededir. Belgenin içeriği kişisel veri taşıdığında, ilgilinin talebiyle kısmi bir kapalılık mümkün kılınmıştır.
V. Tanık Beyanının Duruşmada Mutlaka Dinlenmesi Kuralı (m. 210)
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması, dinleme yerine geçemez (m. 210/1). Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz (m. 210/2).
m. 210/1'in kapsamı doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre bu düzenleme, şüphe yenilene kadar dosyadaki tüm tanıkların duruşma sırasında dinlenmesini gerektirir. Dosya içinde tanık haricinde yan deliller bulunsa dahi tanıkların duruşmada dinlenmesi zorunludur. Bu görüşe karşı ikna edici bir itiraz da ileri sürülmüştür: madde metninde açıkça “bir tanığın açıklamaları” ifadesi yer almaktadır. Kanun koyucunun iradesi tüm tanıkların dinlenmesine yönelik olsaydı, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde “tanıkların beyanları mutlaka duruşma sırasında dinlenmesi gerekir” biçiminde bir düzenlemeye gidilirdi. Bu ikinci okumaya göre hüküm, olayda yalnızca bir tek tanığın beyanlarının mahkûmiyete esas teşkil ettiği durumlarda, bu kişinin muhakkak surette duruşmada dinlenmesi gerekeceğine ilişkindir. Ayrıca mağdur veya katılan beyanı da delil olarak kabul edilecek olursa, m. 210'un aradığı “tek tanık” değerlendirmesi bu beyanlar hesaba katılmadan yapılmalıdır. Aksi hâlde mağdurun dinlendiği hiçbir dosyada tek tanığın duruşmada dinlenme zorunluluğu kalmaz ve hüküm işlevsiz hâle gelir.8
Tek tanık kuralının bir başka boyutu, tanığa doğrudan soru sorma hakkıyla olan bağlantısıdır. M. 201 uyarınca Cumhuriyet savcısı, müdafi ve katılan vekili duruşma disiplinine uygun şekilde tanığa doğrudan soru sorabilir. m. 210/1'in tek tanığın duruşmada dinlenmesini aradığı hâllerde bu doğrudan sorgulama imkânının fiilen kullanılabilir olması, kuralın sözde değil gerçek bir güvence olarak işlemesinin ön koşuludur. Aksi hâlde tanık teknik olarak duruşmaya getirilse dahi, sanığın veya müdafiinin ona etkili biçimde soru yöneltememesi, m. 210/1'in amaçladığı sonucu boşa çıkarır.9
m. 210/1'in gerekçesi doğrudan doğruyalık ilkesidir. Kurumun Strazburg karşılığı da zengin bir içtihat hattıyla örülmüştür. AİHM, sorgulanamayan bir tanık beyanının esaslı ve belirleyici unsur niteliğinde olması hâlinde sanığın mahkûmiyetine karar verilemeyeceğini, aksinin AİHS m. 6/1 ve 6/3-d'nin ihlali olduğunu kabul eder. Unterpertinger/Avusturya kararında, soruşturma aşamasında tanıklık eden ve sonradan tanıklıktan çekinen yakınların önceki beyanlarının mahkûmiyette esaslı delil olarak kullanılması, Kostovski/Hollanda kararında, can güvenliği gerekçesiyle sorgulanma imkânı tanınmayan iki anonim tanığın beyanının belirleyici delil sayılması ihlal bulunmuştur. Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık kararında ise Mahkeme, tanığın sorgulanamamasını dengeleyecek usuli güvenceler (örneğin beyanın dikkatle değerlendirilmesi, destekleyici başka delillerin varlığı) sağlandığı ölçüde, tek veya belirleyici delilin dahi istisnaen kullanılabileceği bir denge testi geliştirmiştir.10
VI. m. 210/1'in Mağdur Beyanlarıyla Gerilimi: Uygulamada Bir Çelişki
m. 210/1'in mağdur beyanlarına ilişkin özel koruma kurallarıyla kesiştiği bir alanda gerçek bir gerilim vardır. CMK m. 236/2, işlenen suç nedeniyle psikolojisi bozulan mağdurun, soruşturma ve kovuşturma kapsamında tanık olarak yalnızca bir defa dinlenmesini öngörür. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla zorunluluk arz eden durumlar bu kuralın istisnasıdır. Ne var ki olayın delilinin mağdurun tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlarda, m. 210/1'in tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini öngören kuralı devreye girer. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, m. 236/2'nin bir defa dinlenme güvencesi, tam da korumayı en çok hak eden, delilin tek kaynağı olan, mağdur bakımından işlevsiz kalabilmektedir.11
VII. Duruşmada Okunmasıyla Yetinilebilecek Belgeler (m. 211)
m. 210'daki mutlak kuralın istisnası m. 211'de düzenlenir: tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş, akıl hastalığına tutulmuş veya bulunduğu yer öğrenilememişse; duruşmada hazır bulunması hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse; ifadesinin önem derecesi itibarıyla duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa, bu kişilerin dinlenmesi yerine daha önce düzenlenmiş tutanaklar ile kendi yazdıkları belgeler okunabilir (m. 211/1). Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii, birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına da birlikte rıza gösterebilir (m. 211/2). m. 206/3'teki genel rıza kuralının m. 211 bağlamındaki bir tekrarıdır.
VIII. Tanığın veya Sanığın Önceki İfadesinin Okunması (m. 212)
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir (m. 212/1). Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda ise, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışılır (m. 212/2). m. 212, m. 210'daki “önceki tutanağın okunması dinleme yerine geçemez” kuralını ortadan kaldırmaz. Burada tanık zaten duruşmada bizzat dinlenmektedir, önceki tutanak yalnızca hafızayı tazeleme veya çelişkiyi giderme amacıyla, ana dinlemeye yardımcı bir araç olarak kullanılmaktadır.
Yargı Kararları
1) Tanıkları dinleyen değil sonradan değişen mahkeme heyetinin hüküm kurmasının doğrudan doğruyalık ilkesini zedelemesi
Doğrudan doğruyalık ilkesi, yalnızca tanığın duruşmada dinlenip dinlenmediği sorusuyla sınırlı değildir. Onu kimin dinlediği de aynı ölçüde belirleyicidir. Sonradan değişen bir mahkeme heyetinin, önceki celselerde alınan tanık beyanlarını yalnızca tutanaktan okuyarak hükme esas alması, bu ilkeyi zedeleyebilir. Anayasa Mahkemesi, tam da böyle bir olayda, bir tefecilik davasında, duruşmanın ilerleyen celselerinde mahkeme heyetinin başkanı ve bir üyesi değişip tanıkları hiç dinlememiş olan bu yeni üyeler hükme katılınca, şu sonuca ulaşmıştır:
Tanık beyanlarının delil değerinin tanıklar bizzat dinlenilmek suretiyle elde edilebilecek gözlem ve tespitlere dayanmasının gerektiği hâllerde savunmanın bu husustaki tutarlı itirazlarının derece mahkemesince veya kanun yolu mercilerince değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda beyanları kararın sonucunda belirleyici rol oynayan ancak hem birey olarak hem de beyanları açısından güvenilirlikleri hususunda birçok itiraz bulunan tanıklar yeniden dinlenilmediği gibi Ceza Dairesince de duruşma açılarak ya da bu konuda bozma kararı verilerek söz konusu eksiklik telafi edilmemiştir.12
Karar, m. 210'un salt “tanık duruşmada dinlensin mi dinlenmesin mi” sorusuyla sınırlı olmadığını, onu kimin dinlediğinin de doğrudan doğruyalık ilkesi bakımından belirleyici olduğunu gösterir. Tanığı hiç görmemiş, ona soru yöneltmemiş bir hâkimin -tutanaktan okuyarak- o tanığın beyanına dayanan bir mahkûmiyet kararına katılması, tanığın duruşmada usulüne uygun dinlenmiş olmasını dahi tek başına yeterli kılmayabilir. Dört üyenin karşı oyu, bu konuda Yargıtayın istikrarlı içtihadını ve yargı teşkilatının bölge sistemi gerçekliğini gerekçe göstererek farklı bir denge önermiştir.
2) Tanığın kovuşturma aşamasında dinlenmeden soruşturma beyanıyla yetinilmesinin m. 210/1'e aykırılığı
Olayın tanığı olan H.G.'nin soruşturmada ve kovuşturmada dinlenilmeden yine olayın tanığı olan R.G.'nin kovuşturma aşamasında beyanı alınmayarak soruşturma aşamasındaki beyanıyla yetinerek, olay hakkındaki bilgi ve görgüsü sorulmadan 5271 sayılı Kanun'un 210/1. maddesine aykırı davranılması (…) hukuka aykırı bulunmuştur.13
Karar, m. 210/1'in soyut bir ilke değil, doğrudan uygulanabilir ve denetlenen bir usul kuralı olduğunu somutlaştırır. Bir olayın tek veya belirleyici tanığının soruşturmada alınmış beyanıyla yetinilip kovuşturmada hiç dinlenmemesi, tek başına ve doğrudan bozma nedenidir. Mahkemenin bu eksikliği başka delillerle (somut olayda iletişim tespiti kayıtlarıyla) telafi etmesi beklenir.
3) Usulsüz aramada ele geçen eşyanın m. 206/2-a uyarınca yasak delil sayılması ve hükme esas alınamaması
Sanık ve kaçak eşya konusunda mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet Savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet Savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri de bulunmaması karşısında, somut olayda yapılan aramanın usul ve yasaya aykırı olduğu, usulsüz arama sonucu ele geçen eşyanın yasak delil niteliğinde olduğu, bu eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği (…) hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı, buna göre de başkaca maddi delillerle desteklenmeyen soyut ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetildiğinde, sanığın atılı kaçakçılık suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.14
Karar, m. 206/2-a'nın pratikte nasıl işlediğini somut ve öğretici bir örnekle gösterir. Aramanın kaçak eşyayı fiilen ortaya çıkarmış olması, aramanın hukuka uygunluğunu geriye dönük olarak sağlamaz. Usulsüz aramada ele geçen eşya, m. 206/2-a uyarınca yasak delildir ve delilin kendi içeriğinin doğruluğu (eşyanın gerçekten kaçak olması) bu sonucu değiştirmez. “Zehirli ağacın meyvesi” doktrininin Türk hukukundaki karşılığı budur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kendi itirazıyla, önceki bir onama kararını dahi bu gerekçeyle kaldırtabilmiş olması, m. 206/2-a'nın istisnasız ve mahkemenin takdirine kapalı niteliğinin ne denli ciddiye alındığını gösterir.
Dipnotlar
- Ahmet Salih Aslan, Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025). ↩
- Aslan, Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü. ↩
- Meltem Dündar, İngiliz ve Türk Ceza Muhakemesi Hukuklarında Hukuka Aykırı Deliller (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2018). ↩
- Burcu Zoğlar Durmaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021). ↩
- Cem Şenol, Teori ve Uygulamada Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Kullanılması ve Değerlendirilmesi Yasağı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2015). ↩
- Cansu Dilekci, “Mukayeseli Hukukta ve AİHM Kararlarında Hukuka Aykırı Delillerin Yeri,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 61 (Eylül 2011). ↩
- Evren Kılıçoğlu, Medeni Yargılamada Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilmiş Deliller (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2021). ↩
- Aslan, Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü. ↩
- Semih Oğuz Aydın, Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Anonim Tanık (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2023). ↩
- Nurcan Yılmaz Özel, Adil Yargılanma Hakkı Kriterlerinin Türk İdari Yargılama Hukuku Açısından Muhtemel ve Gerçekleşen Etkileri (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2016). ↩
- Ezgi Çetiner, Mağdur Beyanına Dayalı Hüküm Kurulması Bağlamında Nitelikli Cinsel Saldırı Suçunda İspat (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2022). ↩
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 15.02.2024, 2020/23093 Başvuru No (Erdal Sonduk Başvurusu). ↩
- Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 05.06.2024, E. 2024/2621, K. 2024/7164. ↩
- Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 22.09.2025, E. 2025/4503, K. 2025/11023. ↩
- Emre Dizdar, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi,” Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 2 (Temmuz 2015). ↩
Kaynakça
- Aslan, Ahmet Salih. Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025.
- Aydın, Semih Oğuz. Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Anonim Tanık. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2023.
- Çetiner, Ezgi. Mağdur Beyanına Dayalı Hüküm Kurulması Bağlamında Nitelikli Cinsel Saldırı Suçunda İspat. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2022.
- Dilekci, Cansu. “Mukayeseli Hukukta ve AİHM Kararlarında Hukuka Aykırı Delillerin Yeri.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 61 (Eylül 2011).
- Dizdar, Emre. “Ceza Muhakemesi Hukukunda Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi.” Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 2 (Temmuz 2015).
- Dündar, Meltem. İngiliz ve Türk Ceza Muhakemesi Hukuklarında Hukuka Aykırı Deliller. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2018.
- Kılıçoğlu, Evren. Medeni Yargılamada Hukuka Aykırı Yoldan Elde Edilmiş Deliller. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2021.
- Şenol, Cem. Teori ve Uygulamada Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Kullanılması ve Değerlendirilmesi Yasağı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2015.
- Yılmaz Özel, Nurcan. Adil Yargılanma Hakkı Kriterlerinin Türk İdari Yargılama Hukuku Açısından Muhtemel ve Gerçekleşen Etkileri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2016.
- Zoğlar Durmaz, Burcu. Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.