Bir dava, iddianamenin kabulüyle “açılmış” sayılsa da, taraflar duruşma salonuna hazırlıksız çıkmaz. CMK'nın kovuşturma evresini açan bu yedi maddesi, iddianame kabul edildikten duruşma başlayana kadar geçen ara evreyi, sanığın davadan haberdar edilmesini, kimlerin çağrılacağını, kimin hangi tanığı getirtebileceğini ve uzaktaki tanıkların nasıl dinleneceğini, düzenler. Bu hazırlık evresi, duruşmanın kendisi kadar dikkatle kurgulanmış bir usul zinciridir. Herhangi bir halkasının eksik kalması, doğrudan silahların eşitliği ilkesini zedeler.

I. İddianamenin Kabulü ve Kovuşturmanın Başlaması (m. 175)

İddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar (m. 175/1). Mahkeme, kabulden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır (m. 175/2).

İddianamenin mahkemeye sunulmasından kabulüne kadar geçen süre dahi hâlâ soruşturma evresi içinde değerlendirildiğinden (bu ara döneme doktrinde “ara muhakeme” denir), m. 157'deki gizlilik ilkesi tam da iddianame fiilen kabul edilene kadar geçerliliğini korur. Kabul kararıyla birlikte ise duruşmalar kural olarak alenileşir ve dosya içeriği artık savunma tarafınca tam olarak erişilebilir hâle gelir.1

İddianamenin kabulüyle birlikte sanığın kamuya açık bir yargılamaya tabi tutulması, masumiyet karinesiyle çelişmez. Çünkü aleniyet ilkesi, adil yargılanmanın da bir gereğidir. Ancak mahkemenin, iddianameyi salt biçimsel bir kontrolden geçirip m. 174'teki iade sebeplerini gerçekten denetlemeden kabul etmesi, kovuşturma evresinin gereksiz yere uzamasına ve sanığın uzun süre suçlanmış bir kimlik altında kalmasına yol açabilir.2

Duruşma hazırlığı evresinin işlevi tek cümlede özetlenebilir. Duruşmanın kesintisiz biçimde yürütülebilmesi, yani gereksiz yere uzamaması için, duruşmaya katılacakların önceden çağrılması, iddianamenin tebliğ edilmesi ve delillerin toplanması gibi hazırlık işlemlerinin duruşmadan önce tamamlanmış olması gerekir. İddianamenin kabulüyle birlikte dosya üzerindeki fiilî hâkimiyet savcılıktan mahkemeye geçer ve duruşmaya hazırlık işlemlerini de artık duruşmanın sevk ve idaresinden sorumlu olan mahkeme yürütür.3

II. Sanığa Tebliğ ve Çağrı (m. 176)

İddianame, çağrı kâğıdıyla birlikte sanığa tebliğ olunur. İletişim bilgileri dosyada varsa telefon, faks, elektronik posta gibi araçlarla da bildirim yapılabilir, ancak bu ikinci yol çağrı kâğıdına bağlanan hukuki sonuçları (zorla getirme gibi) doğurmaz (m. 176/1). Tutuklu olmayan sanığa gönderilen çağrı kâğıdında, mazeretsiz gelmemesi hâlinde zorla getirileceği yazılır (m. 176/2). Tutuklu sanığın çağrılması ise duruşma gününün kendisine tebliğiyle yapılır. Sanıktan duruşmada savunma için bir istemde bulunup bulunmayacağı sorulur, müdafii de birlikte davet edilir. Bu işlem ceza infaz kurumunda tutanağa bağlanır (m. 176/3). Çağrı kâğıdının tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta bulunması zorunludur (m. 176/4). Bu, sanığın savunmasını hazırlamak için asgari bir süreye sahip olmasını güvence altına alan bir kuraldır.

III. Savunma Delillerinin Toplanması İstemi ve Tanık Dinletme Hakkı (m. 177-179)

Sanık, tanık veya bilirkişi davetini ya da savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstererek dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkemeye verir (m. 177/1). Bu dilekçe üzerine verilen karar derhâl bildirilir (m. 177/2), kabul edilen istemler ayrıca savcıya da bildirilir (m. 177/3). Mahkeme sanığın veya katılanın gösterdiği tanık ya da uzman kişinin çağrılması dilekçesini reddederse, sanık veya katılan bu kişileri bizzat mahkemeye getirebilir ve onlar duruşmada dinlenir. Ancak davayı uzatmak amacıyla yapılan talepler reddedilir (m. 178). Sanık, doğrudan davet ettireceği veya duruşmaya getireceği tanık ve bilirkişilerin ad ve adreslerini savcıya makul süre içinde bildirir. Savcı da kendi davet ettireceği kişilerin ad ve adreslerini aynı şekilde sanığa bildirir (m. 179). Bu karşılıklı bildirim yükümlülüğü, hiçbir tarafın diğerini duruşmada sürpriz bir tanıkla karşı karşıya bırakmamasını sağlar.

m. 177'nin “bunların ilişkin olduğu olayları göstermek” koşulu, doktrinde tesadüfi bir ayrıntı değil, kurumun özünü oluşturan bir gerekliliktir. m. 177-179'da sanığa tanınan güvenceler, mağdurun m. 234'teki kovuşturma evresi haklarıyla (duruşmadan haberdar edilme, tanık dinletme, iddia makamına delil sunma) birlikte okunduğunda, kovuşturma evresinin sanık-mağdur arasında gerçek bir silahların eşitliği yapısı kurmayı amaçladığı görülür. Taraflardan biri lehine tek yönlü bir prosedürel avantaj yaratmaz.4

IV. Tanık ve Bilirkişinin Naiple veya İstinabe Yoluyla Dinlenmesi (m. 180)

Hastalık, malûllük veya benzeri giderilmesi olanaksız bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir süre duruşmada hazır bulunamayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple (kendi üyelerinden biri aracılığıyla) veya istinabe yoluyla (başka bir mahkeme aracılığıyla) dinlenmesine karar verebilir (m. 180/1). Aynı hüküm, yargı çevresi dışında oturan ve getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişiler için de uygulanır (m. 180/2). Davayı gören mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içindeki ilgilileri istinabe yoluyla dinletemez (m. 180/3). İstinabe olunan mahkeme büyükşehir sınırları içindeyse, kendi yargı çevresi dışından gelen istinabe evrakını da geri çeviremez (m. 180/4). Aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğiyle (SEGBİS) dinleme imkânı varsa, bu yöntem tercih edilir (m. 180/5).

m. 180, doğrudan doğruyalık ilkesinin bir istisnası olarak konumlanır. Doğrudan doğruyalık, delil ikamesinin duruşmada ve hükmü verecek mahkeme önünde, aracısız biçimde yapılmasını gerektirir. Naiple veya istinabe yoluyla dinleme ise, hükmü verecek mahkemenin tanığı bizzat görüp dinlememesi anlamına geldiğinden, bu ilkeden kısmen ayrılmaya olanak veren istisnai bir muhakeme işlemidir. Kanun koyucu bu istisnayı yalnızca gerçekten kaçınılmaz olduğu hâllerle (hastalık, uzaklık) sınırlı tutmuştur.5

Bu istisnanın savunma hakkına maliyeti göz ardı edilemez. İstinabe yoluyla veya naip üye aracılığıyla tanık dinlenmesi, delillerin doğrudan doğruyalığını ve savunmanın tanığa soru yöneltme hakkını zedeleyebilir. Kanunun kendi gerekçesinde de bu yöntemin “doğurabileceği sakıncaları ortadan kaldırmak veya en aza indirmek” amacıyla düzenlendiği belirtildiğinden, istinabenin en son çare (ultima ratio) olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılabilir. Video konferans yöntemi (SEGBİS), tanığın ses ve görüntüsünün eşzamanlı aktarılması, sorulara anlık cevap verilebilmesi sayesinde, istinabeye kıyasla doğrudan doğruyalık ve doğrudan soru sorma hakkı bakımından çok daha üstün bir yöntemdir.6

V. Tanık ve Bilirkişinin Dinleneceği Günün Bildirilmesi (m. 181)

Tanık veya bilirkişilerin dinleneceği gün savcıya, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine bildirilir. Düzenlenen tutanağın örneği hazır bulunan savcıya ve müdafie verilir (m. 181/1). Bu, yeniden keşif ve muayeneye ihtiyaç duyulduğunda da aynen uygulanır (m. 181/2). Tutuklu sanık, ancak tutuklu bulunduğu yer mahkemesinde yapılacak bu tür işlerde hazır bulundurulmasını isteyebilir. Hâkim veya mahkemenin zorunlu saydığı hâllerde ise tutuklu şüpheli veya sanığın bu işlerde hazır bulunmasına ayrıca karar verilebilir (m. 181/3).

Yargı Kararları

1) Tanık dinletme hakkının kullanılabilmesi için tanığın önemini gösterme yükümlülüğü

Bir yağma davasında sanık, savunma tanıklarının ilk derece mahkemesince dinlenmediğini ileri sürerek tanık dinletme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi, m. 177'deki “ilişkin olduğu olayları gösterme” koşuluna karşılık gelen bir ilke ortaya koymuştur:

Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla ‘aynı koşullar altında’ davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. (…) Bu hak, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. (…) Bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir.7

Karar, m. 177'deki dilekçe koşulunun (istenen tanığın hangi olaylarla ilgili olduğunun gösterilmesi) salt biçimsel bir formalite olmadığını, doğrudan tanık dinletme hakkının anayasal sınırını çizdiğini gösterir. Sanık, bir tanığın dinlenmemesinden yakınmadan önce, o tanığın davanın sonucu bakımından neden önemli olduğunu somut biçimde ortaya koymak zorundadır.

2) İstinabe yoluyla tanık dinlenmesinin belirleyici delil olması hâlinde karşı dengeleyici güvence gerektirmesi

Bir asliye ceza mahkemesi, m. 180'in tanığın yargı çevresi dışında oturması nedeniyle istinabe yoluyla dinlenmesine imkân tanıyan hükmünün, sanığın tanığı sorgulama hakkını zedelediği gerekçesiyle Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, itirazı reddederken üç aşamalı bir denetim ölçütü belirlemiştir:

İlk olarak tanığın duruşmada hazır edilmemesinin geçerli bir nedeni olup olmadığı belirlenmelidir. İkinci aşamada sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Son aşamada ise (…) savunma tarafının maruz kaldığı bu olumsuzluğun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceleri sağlayan bir usulün oluşturulup oluşturulmadığı ortaya konulmalıdır. (…) Sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanığın verdiği beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek delil olması durumunda tanığın duruşmada dinlenmesi gerekmekte olup bu tanığın istinabe suretiyle dinlenmesi mümkün değildir.8

Karar, m. 180'i Anayasa'ya aykırı bulmamakla birlikte, uygulamasına önemli bir sınır çizer. İstinabe, tanığın beyanı mahkûmiyetin tek delili olduğunda hiçbir şekilde kullanılamaz. Belirleyici (ama tek olmayan) delil olduğunda ise ancak SEGBİS gibi karşı dengeleyici güvenceler sağlanamadığı hâllerde ve son çare olarak başvurulabilir. Bu, m. 180'in soyut metninin doğrudan doğruyalık ilkesiyle nasıl uzlaştırılması gerektiğini somut bir teste bağlayan, seride işlenen en güncel içtihatlardan biridir.

Dipnotlar

  1. Esra Dikmen, “Bilgi Edinme Hakkının İstisnası Olarak Adli Soruşturma ve Kovuşturmaya İlişkin Bilgi ve Belgeler,” On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2023, s.361-365. ↩
  2. Elif Ergüne, Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024). ↩
  3. Ahmet Salih Aslan, Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025). ↩
  4. Murat Aydın, Ceza Hukukunda Mağdur Kavramı, Mağdur Hakları ve Mağdurun İkincil Mağduriyetten Korunması (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2023). ↩
  5. Mert Ülgen, Ceza Muhakemesinde Aleniyet İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2025). ↩
  6. Semih Oğuz Aydın, Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Anonim Tanık (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2023). ↩
  7. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 22.02.2018, 2015/1668 Başvuru No (E.D. Başvurusu). ↩
  8. Anayasa Mahkemesi, Norm Denetimi, 10.09.2025, E. 2024/217, K. 2025/180. ↩

Kaynakça

  • Aslan, Ahmet Salih. Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025.
  • Aydın, Murat. Ceza Hukukunda Mağdur Kavramı, Mağdur Hakları ve Mağdurun İkincil Mağduriyetten Korunması. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2023.
  • Aydın, Semih Oğuz. Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Anonim Tanık. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2023.
  • Dikmen, Esra. “Bilgi Edinme Hakkının İstisnası Olarak Adli Soruşturma ve Kovuşturmaya İlişkin Bilgi ve Belgeler.” On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2023, s.361-365.
  • Ergüne, Elif. Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024.
  • Ülgen, Mert. Ceza Muhakemesinde Aleniyet İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2025.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.