Bir duruşmada gerçekte ne olup bittiği, kanun yolu denetimi bakımından yalnızca tek bir kaynaktan bilinebilir: duruşma tutanağından. Sanığın gerçekten sorguya çekilip çekilmediği, iddianamenin okunup okunmadığı, bir tanığın hangi ifadeyi verdiği. Bunların hepsi, kovuşturma sona erip dosya bir üst mercie taşındığında, artık yaşanmış bir olay olarak değil, yalnızca tutanağa yazılmış bir kayıt olarak var olur. m. 219-222, bu kaydın nasıl tutulacağını ve ona ne ölçüde güvenilebileceğini düzenler. Kanunun bu dört kısa maddeye sıkıştırdığı kurallar, göründüğünden çok daha ağır bir usuli sonuç doğurur.
I. Tutanağın Tutulması ve İmzalanması (m. 219)
Her duruşma için bir tutanak tutulması zorunludur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır (m. 219/1). Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla (ses ve görüntü kaydı, SEGBİS gibi) kayda alınması hâlinde dahi bu kayıtlar tek başına yeterli sayılmaz. Vakit geçirilmeksizin yazılı bir tutanağa dönüştürülüp aynı şekilde imzalanması gerekir.1 Bu düzenleme, teknik kaydın tutanağın yerini almadığını, yalnızca onun hazırlanmasına yardımcı bir araç olduğunu gösterir. Kanun yolu denetiminin resmi dayanağı, ses kaydı değil, imzalanmış yazılı metindir.
Mahkeme başkanının mazereti bulunması hâlinde tutanağı üyelerin en kıdemlisi imzalar (m. 219/2). Bu, tek hâkimli mahkemelerde uygulanamayacak, yalnızca heyet hâlinde çalışan mahkemeler bakımından anlam taşıyan bir yedekleme kuralıdır.
İmza eksikliğinin ilk derece yargılamasındaki sonucu ile istinaf aşamasındaki sonucu arasında uygulamada bir gerilim doğmuştur: UYAP sisteminin yaygınlaşmasından önce Yargıtay, duruşma tutanaklarındaki imza eksikliklerini tek başına bir bozma nedeni saymazken, istinaf mahkemelerinin kurulmasıyla bazı bölge adliye mahkemesi daireleri bu eksiklik nedeniyle dosyayı doğrudan ilk derece mahkemesine iade etme yoluna gitmeye başlamıştır. İstinaf kararlarına karşı kanun yolunu kapatan m. 284 karşısında bu iade kararlarının fiilen denetlenememesi, makul sürede yargılanma hakkı bakımından ayrı bir sorun oluşturur.2
II. Tutanağın Başlığı ve İçeriği (m. 220-221)
m. 220, tutanağın başlığında bulunması gereken asgari unsurları sayar. Duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihleri, hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin adı ve soyadı. Bu unsurlar, tutanağın hangi yargılama makamına ve hangi tarihe ait olduğunu tespit eden, salt biçimsel görünen ama kimlik doğrulaması işlevi gören bilgilerdir.
m. 221'in içerik listesi ise dokuz bentte, tutanağın asıl işlevini ortaya koyar. Katılımcıların kimliği (a), sanık açıklamaları (c), tanık ifadeleri (d), bilirkişi/teknik danışman açıklamaları (e), okunan veya okunmasından vazgeçilen belgeler (f), istemler ve reddi hâlinde gerekçesi (g), verilen kararlar (h) ve hüküm (i) sıralanırken, aralarına sıkıştırılmış (b) bendi listenin geri kalanından niteliksel olarak farklıdır: “duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar”.3 Diğer sekiz bent tutanağın neyi kaydettiğini gösterirken, (b) bendi tutanağın niçin tutulduğunu açıklar. Tutanak, yalnızca söylenenlerin bir dökümü değil, doğrudan doğruyalık ve çelişmeli yargılama ilkelerine fiilen uyulduğunun, iddianamenin gerçekten okunduğunun, tarafların gerçekten söz hakkı bulduğunun, kanıtıdır. Uygulamada bu bendin ihlali, çoğunlukla iddianamenin “okunduğu” kaydedilip içeriğin taraflara gerçek anlamda aktarılıp aktarılmadığının tutanaktan anlaşılamadığı hâllerde gündeme gelir.4
(b) bendinin gerekçesi, adil yargılanma hakkının bir alt bileşeni olan doğrudan doğruyalık ilkesinde yatar. Ceza yargılamasında ulaşılmak istenen amaç biçimsel değil somut bir gerçekliktir ve bu gerçekliğe, ancak hukuka uygun yöntemlerle toplanan kanıtların duruşmada tartışılması ve yargılama makamınca bütün yönleriyle, beş duyuyla, algılanmasıyla ulaşılabilir. Hüküm, yalnızca duruşmaya getirilip tartışılan kanıtların ışığında oluşan vicdani kanıya göre kurulur. (b) bendi, işte bu sürecin fiilen yaşandığının, salt sonuçların değil, sürecin kendisinin, tutanağa geçirilmesini emreder.5
III. Tutanağın İspat Gücü: Sahtecilik İddiası Tekeli (m. 222)
m. 222/1'in tutanağa karşı öngördüğü tek yol olan “sahtecilik iddiası”, TCK'nın resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin ilkelerinden bağımsız değildir. Sahtecilikten söz edilebilmesi için, tutanağın gerçek dışı bir içerik taşıması yetmez, bu içeriğin, bir belgeyi düzenleyenin veya değiştirenin, bilerek ve iğfal kabiliyetini haiz biçimde gerçeğe aykırı hâle getirilmiş olması gerekir. Bu nedenle m. 222'nin sahtecilik tekeli, tutanaktaki her türlü eksiklik veya yanlışlık için değil, ancak tutanağı düzenleyenin kastına dayanan, ağır ve istisnai bir iddia türü için işletilebilir bir mekanizmadır.6
m. 222/1'in iki cümlesi, ceza muhakemesinin ispat serbestisi ilkesine getirilen en katı istisnalardan birini oluşturur. Duruşmanın kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun yapılıp yapılmadığı ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir. Kural olarak her şeyin delil olabildiği bir sistemde, duruşmanın nasıl geçtiği sorusu bakımından delil, tek bir belgeye kilitlenmiştir.7 Bu düzenlemenin sonucu serttir. Tutanakta yer almayan bir olayın gerçekte yaşandığı, örneğin bir mazeretin zamanında bildirildiği, bir itirazın ileri sürüldüğü, ne tanık beyanıyla, ne ses kaydıyla, ne de sonradan düzenlenecek yeni bir belgeyle ispat edilemez. Tek yol, tutanağın kendisinin sahte olduğunu iddia etmek ve bunu ilgili usul çerçevesinde kanıtlamaktır.
Bu katılığın gerekçesi, hukuki belirlilik ihtiyacıdır. Eğer tutanağın doğruluğu her temyiz incelemesinde yeniden tartışmaya açılabilseydi, kanun yolu denetimi sonu gelmeyen bir “duruşmada gerçekte ne oldu” tartışmasına dönüşür ve tutanağın kayıt işlevi anlamını yitirirdi. m. 222, bu riski, tutanağı, aksi ancak sahtecilikle çürütülebilen, bir tür mukayyet delil hâline getirerek bertaraf eder.
Yargı Kararları
1) Teknik araçlarla kayda alınan bir oturumun yazılı tutanağa dönüştürülüp imzalanmaması, m. 219'a aykırıdır
m. 219/1'in teknik kayıt-yazılı tutanak ayrımını ne denli ciddiye aldığını, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan görülen bir davada Yargıtay 10. Ceza Dairesi göstermiştir. Sanıkların ve tanıkların kimliklerinin saptandığı ve savunmalarının alındığı bir oturum ses ve görüntü kaydına alınmış, bu kayıt bilirkişi vasıtasıyla çözülüp dosyaya sunulmuş, ancak oturuma ilişkin yazılı tutanak mahkeme başkanı ve zabıt kâtibi tarafından imzalanmamıştır. Daire bunu şöyle değerlendirmiştir:
5271 sayılı CMK'nın 219/1-2. cümlesindeki ‘Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır’ hükmü gözetilmeden söz konusu oturuma ilişkin tutanağın ‘mahkeme başkanı veya hakim ile zabıt katibi’ tarafından imzalanmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 219. maddesine aykırı davranılması, hukuka aykırı görülmüştür.8
Karar, teknik kaydın kendisinin, ne denli eksiksiz ve güvenilir olursa olsun, yazılı ve imzalı tutanağın yerini asla alamayacağını somutlaştırır. Bilirkişi çözümü dosyaya girmiş olsa dahi, mahkeme başkanı ve zabıt kâtibinin imzasını taşıyan bir yazılı metin ortaya çıkmadıkça, o oturumda usulüne uygun bir tutanağın varlığından söz edilemez ve m. 219 ihlal edilmiş sayılır.
2) Hükmün bizzat tutanağa geçirilmemesi, m. 221/1-i'ye aykırıdır ve kanun yararına bozma nedenidir
m. 221/1'in dokuz bendinin her birinin bağımsız bir güvence taşıdığını, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'a aykırılık suçundan verilen ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlanan bir davada Yargıtay 8. Ceza Dairesi kanun yararına bozma yoluyla göstermiştir. Adalet Bakanlığının istemi üzerine incelenen dosyada, karar duruşmasına ilişkin tutanakta hükmün, m. 221/1-i bendinin aradığı, bizzat yer almadığı tespit edilmiştir:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 221. maddesinde yer alan, ‘(…) i) Hüküm, yer alır’ şeklindeki düzenleme nazara alındığında, (…) karar duruşma tutanağında hüküm kurulmadan karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir.9
Karar, m. 221/1'in dokuz bendinin salt biçimsel bir kontrol listesi olmadığını, her bendin, somut olayda (i) bendinin, kendi başına denetlenebilir bağımsız bir eksiklik kaynağı oluşturabileceğini gösterir. Hükmün esası doğru kurulmuş olsa dahi, bu hükmün bizzat tutanağa geçirilmemiş olması, kararı kanun yararına bozmaya götürecek kadar ağır bir usul eksikliğidir.
3) Tutanaktaki bir yazım hatası, hâkim ve kâtibin sonradan düzenlediği düzeltme tutanağıyla giderilemez
m. 222'nin sahtecilik iddiası tekelinin ne denli katı işlediğini, bir mala zarar verme davasında Yargıtay 13. Ceza Dairesi açıkça göstermiştir. Mağdurun şikâyetinden vazgeçtiği bir oturumda, sanığın bu vazgeçmeyi kabul edip etmediği tutanağa hatalı biçimde geçirilmiş. Hâkim ve zabıt kâtibi durumu fark edip sonradan bir düzeltme tutanağı düzenlemiş, ancak Daire bunun sonucu değiştiremeyeceğine hükmetmiştir:
Cumhuriyet Savcısının temyizinden sonra mahkeme hakimi ve katip tarafından düzenlenen ve dosyaya eklenen 03/04/2015 tarihli tutanakta, sanığın ‘hakkımdaki şikayetten vazgeçmeyi kabul ediyorum’ şeklinde beyanda bulunduğu, ancak oturum tutanağına yanlışlıkla ‘hakkımdaki şikayetten vazgeçmeyi kabul etmiyorum’ biçiminde bir ifade yazıldığı belirtilmiştir. 5271 sayılı CMK'nun 222. maddesi uyarınca duruşma tutanağına karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebileceği, sonradan tutanak hilafına yeni bir tutanak düzenlenmesinin sonucu değiştirmeyeceği, sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi karşısında yargılamaya devamla sonucuna göre hüküm kurulması yerine vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş[tir].10
Karar, m. 222'nin “yalnız sahtecilik iddiası” ibaresini gerçekten dar yorumladığını gösterir. Hâkim ve kâtibin bizzat kendi hatalarını itiraf ettikleri, iyi niyetle düzenledikleri bir düzeltme belgesi dahi, tutanağın bağlayıcılığını kıramamıştır. Sonuç ilk bakışta katı görünse de, tutarlıdır. Aksi kabul edilseydi, herhangi bir tutanağın sonradan “aslında öyle olmamıştı” denilerek değiştirilebilmesinin önü açılır ve m. 222'nin amaçladığı hukuki belirlilik, tam da onu koruması gereken makamların elinde aşınabilirdi.
4) Tutanakta yer almayan bir mazeretin varlığı, tutanak dışında başka bir belgeyle ispat edilemez
Aynı ilkenin bir başka görünümünü, resmi belgede sahtecilik ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından görülen bir davada Yargıtay 11. Ceza Dairesi ortaya koymuştur. Sanık müdafiinin duruşma saatinden sonra gönderdiği bir mazeret faksının mahkemeye ulaşıp ulaşmadığı tartışmalı olduğunda, Daire belirleyici ölçütün tutanağın kendisi olduğunu vurgulamıştır:
…sanık müdafıinin duruşma tarihinde, ancak belirlenen saatten çok sonra 11.32'de göndermiş olduğu fakstan ibaret ve somut gerekçe içermeyen mazeret beyanının mahkeme eline geçtiğine dair havale bulunmadığı gibi, duruşma tutanağında da faksın geldiğine dair bir tespit yapılmadığı, 5271 sayılı CMK'nun 222. maddesine göre duruşma tutanağına karşı yalnız sahtecilik iddiasının ileri sürülebileceği de gözetilerek mazeret dilekçesinin süresinde mahkemenin eline geçmediğinin kabulüyle tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilme[miştir].11
Karar, m. 222'nin sonucunun yalnızca “tutanakta yazan doğrudur” önermesiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda “tutanakta yazmayan gerçekleşmemiştir” karinesini de içerdiğini gösterir. Faksın fiziksel olarak gönderilmiş olması, tek başına hiçbir şey ispat etmez. Mahkemenin eline usulünce ulaştığını gösteren tek delil, bunu kaydetmiş olması gereken duruşma tutanağının kendisidir. Tutanakta bir kaydın yokluğu, dolayısıyla yalnızca bir eksiklik değil, bizzat bir ispat aracı işlevi görür.
Dipnotlar
- Burcu Zoğlar Durmaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021). ↩
- Gökhan Taneri, “Bölge Adliye Mahkemelerinde Duruşma Tutanaklarında İmza Eksikliği Nedeniyle Dosyaların İadesi'nin Makul Sürede Yargılanma Hakkına Etkisi” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 184, Aralık 2021). ↩
- Ahmet Salih Aslan, Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025). ↩
- Burcu Zoğlar Durmaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021). ↩
- Ali Rıza Çınar, “Adil Yargılanma İlkesi Kapsamında 'Yargıçların Kanıtlarla Doğrudan İletişim Kurma (Doğrudan Doğruyalık) İlkesi'” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 236, Nisan 2026). ↩
- Rezzan İtişgen, “Resmi Belgede Sahtecilik Suçu” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 84, Ağustos 2013). ↩
- Burcu Zoğlar Durmaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021). ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 09.03.2026, E. 2025/8564, K. 2026/2849. ↩
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.05.2025, E. 2024/14586, K. 2025/4202. ↩
- Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 07.09.2020, E. 2020/3322, K. 2020/6961. ↩
- Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 23.01.2014, E. 2012/18504, K. 2014/1453. ↩
Kaynakça
- Aslan, Ahmet Salih. Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025.
- Çınar, Ali Rıza. “Adil Yargılanma İlkesi Kapsamında ‘Yargıçların Kanıtlarla Doğrudan İletişim Kurma (Doğrudan Doğruyalık) İlkesi’.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 236 (Nisan 2026).
- İtişgen, Rezzan. “Resmi Belgede Sahtecilik Suçu.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 84 (Ağustos 2013).
- Taneri, Gökhan. “Bölge Adliye Mahkemelerinde Duruşma Tutanaklarında İmza Eksikliği Nedeniyle Dosyaların İadesi'nin Makul Sürede Yargılanma Hakkına Etkisi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 184 (Aralık 2021).
- Zoğlar Durmaz, Burcu. Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.