Bir ceza yargılamasının kamuoyu önünde yapılması, keyfî yargılamaya karşı en eski ve en temel güvencelerden biridir: “adalet yalnız yerine getirilmekle kalmamalı, yerine getirildiği görülmelidir” ilkesinin somut karşılığıdır. m. 182-192, bu aleniyet ilkesini ve istisnalarını, duruşmada kimlerin bulunacağını ve duruşmanın nasıl açılıp yönetileceğini düzenleyerek, kovuşturma evresinin görünür ve usule bağlı çekirdeğini oluşturur.

I. Duruşmanın Açıklığı ve İstisnaları (m. 182-187)

Duruşma herkese açıktır (m. 182/1). Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, mahkeme duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına karar verebilir. Ancak bu kararın gerekçesi ile hükmün kendisi mutlaka açık duruşmada açıklanır (m. 182/2-3). Adliye binası içinde ve duruşma başladıktan sonra salon içinde, m. 180/5 (SEGBİS) ve m. 196/4'teki istisnalar dışında, sesli veya görüntülü kayıt ya da nakil sağlayan aletler kullanılamaz (m. 183). Açıklığın kaldırılmasına ilişkin istem üzerine yapılacak duruşmanın kendisi de istem üzerine veya mahkemece uygun görülürse kapalı yapılabilir (m. 184). Sanık on sekiz yaşını doldurmamışsa, duruşma ve hükmün açıklanması zorunlu olarak kapalı yapılır. Burada mahkemenin takdir yetkisi yoktur (m. 185). Açıklığın kaldırılması kararı, nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilir (m. 186). Kapalı duruşmada mahkeme bazı kişilerin hazır bulunmasına izin verebilir. Bu kişiler duruşmanın kapalı olmasını gerektiren hususları açıklamamaları konusunda uyarılır (m. 187/1). Kapalı duruşmanın içeriği hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamaz (m. 187/2). Açık duruşmanın içeriği ise millî güvenliğe, genel ahlaka, kişilerin saygınlığına zarar verecek veya suça kışkırtacak nitelikteyse, mahkeme gerektiği ölçüde yayın yasağı koyabilir (m. 187/3).

Aleniyet ilkesi Anayasa m. 141'de (“duruşmalar herkese açıktır”) doğrudan güvence altına alınmıştır ve AİHS m. 6/1 bakımından da zorunludur. Aleni duruşma, herkesin büyük zorluklar yaşamadan salona girebilmesini gerektirir, ancak mahkemenin dinleyiciler için özel olarak geniş bir salon araştırma yükümlülüğü yoktur. m. 182/3'teki “hükmün açık duruşmada açıklanması” kuralı bu ilkenin en önemli gerekliliklerinden biridir. Hükmün kapalı duruşmada açıklanması, tek başına, kararın içeriği ne olursa olsun, kanuna aykırılık teşkil eder ve bozma nedenidir.1

m. 185'teki zorunlu kapalılık, kanunun aleniyet ilkesine getirdiği tek mutlak istisnadır. Diğer tüm istisnalar (m. 182/2, m. 184) mahkemenin somut olay değerlendirmesine bağlıyken, on sekiz yaşından küçük sanık bakımından kapalılık kanunun kendisi tarafından emredilmiştir ve mahkemenin bu konuda takdir yetkisi yoktur. Duruşmaların kapalı yapılması, tanıkların baskı altında kalmadan ifade verebilmelerini sağlayan alternatif yöntemlerden (gizli tanıklık gibi) biridir, ancak bu iki araç birbirinin yerine değil birbirini tamamlayıcı biçimde kullanılmalıdır.2

m. 182/2'deki “genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâller” ölçütü belirsiz bir hukuki kavramdır ve bu belirsizlik, istisnanın fiilen kurala dönüşmesi riskini taşır. Bu ölçütün dar ve somut olay temelinde yorumlanması, mahkemenin salt soyut bir gerekçeyle duruşmayı kapatmasının m. 182/1'deki aleniyet kuralını fiilen boşaltmasının önüne geçer.10

m. 187/3'teki yayın yasağı, aleniyet ilkesine nispeten yeni ve teknoloji odaklı bir istisna oluşturur. Hükmün kişilerin saygınlığına zarar verecek nitelikteki içeriğe yönelik yayın yasağı imkânı, özellikle sosyal medya ve dijital yayıncılığın yaygınlaştığı günümüzde, duruşma içeriğinin anlık ve kontrolsüz biçimde yayılmasının önüne geçmeyi amaçlar. Bu düzenleme, kişisel verilerin korunması hukukuyla da kesişen bir koruma alanı oluşturur.11

II. Duruşmada Hazır Bulunacaklar ve Duruşmanın Yürütülmesi (m. 188-190)

Duruşmada, hükme katılacak hâkimler, savcı, zabıt kâtibi ve kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır. Müdafiin mazeretsiz gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlinde duruşmaya devam edilebilir (m. 188/1). Sulh ceza mahkemelerinde savcı bulunmaz (m. 188/2). Bir oturumda bitmeyecek davalarda, herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek üzere yedek üye bulundurulabilir (m. 188/3). Birden çok savcı ve avukat aynı anda duruşmaya katılabilir, aralarında iş bölümü de yapabilirler (m. 189). Duruşmaya kural olarak ara verilmeksizin devam edilip hüküm verilir. Zorunlu hâllerde, davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak biçimde ara verilebilir (m. 190/1). m. 176'daki bir haftalık asgari süreye uyulmamışsa, duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı sanığa hatırlatılır (m. 190/2).

m. 188/1'e 2014 tarihli 6545 sayılı Kanun'la eklenen “duruşmayı terk etmesi” ibaresi, bir boşluğu doldurmak için getirilmiştir. Bu ekleme öncesinde, müdafiin duruşmaya gelip sonradan terk etmesi hâlinde duruşmanın devam edip edemeyeceği belirsizdi. Kanun koyucu bu boşluğu doldurarak, zorunlu müdafiliğin kabul edildiği hâllerde dahi müdafiin kötüye kullanma yoluyla yargılamayı sürüncemede bırakmasının önüne geçmiştir. Çocuk mahkemesi uygulamasına bakıldığında, zorunlu müdafi atanan çocuk sanıklar bakımından bu maddenin özellikle titizlikle uygulandığı, mahkemelerin müdafisiz oturuma nadiren devam ettiği görülür.3 m. 188/1'in aradığı hazır bulunma şartı, yalnızca ifade ve sorgu aşamasına özgü bir güvence değildir. Kovuşturma evresindeki bu zorunluluk, soruşturma evresinde ifade/sorguda müdafiin bulunması güvencesinin duruşmadaki doğal devamı olarak okunmalıdır. Aksi hâlde zorunlu müdafiliğin sağladığı koruma, soruşturmadan kovuşturmaya geçildiğinde kesintiye uğrardı.4

III. Duruşmanın Başlaması ve Sanığın Sorgusu (m. 191-192)

Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmediği saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık duruşmaya bağsız (kelepçesiz) olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar (m. 191/1). Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılır (m. 191/2). Duruşma dört sırayla ilerler (m. 191/3): önce sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır (a); iddianamedeki suçlamanın dayanağını oluşturan olaylar, deliller ve hukuki nitelendirme anlatılır (b); sanığa, suç hakkında açıklamada bulunmama hakkı ve m. 147'deki diğer hakları bildirilir (c); sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirirse, usulüne göre sorgusu yapılır (d). Mahkeme başkanı veya hâkim duruşmayı yönetir, sanığı sorguya çeker ve delillerin ikamesini sağlar (m. 192/1). Duruşma yönetimine ilişkin bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceği öne sürülürse, mahkeme bu hususta ayrıca bir karar verir (m. 192/2).

m. 191/3-b ve c bentleri uygulamada zaman zaman aksar: iddianamenin duruşmada gerçekten okunmadığı veya Türkçe bilmeyen sanığa tercüman aracılığıyla çevrilmediği, hakların hatırlatılmasının salt biçimsel bir okuma hâline geldiği, sanığın hukuki bir dille anlatılan bu hakları fiilen anlayıp anlamadığının hiç sorgulanmadığı vakalar bildirilmiştir. m. 191/3'ün lafzının ötesinde, hakların gerçekten “anlaşılmış” olmasını da güvence altına alacak ek bir denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır, özellikle yabancı sanıklar bakımından.5

m. 191/3-c'nin ihlali ağır bir sonuç doğurur. Sanığa m. 147'deki hakların (özellikle susma hakkının) hatırlatılmaması, yalnızca ifade/sorgu aşamasına özgü bir eksiklik değil, duruşmadaki sorgu bakımından da aynı ağırlıkta bir usulsüzlüktür. ABD hukukunda Miranda/Arizona kararıyla kabul edilen ilkeye koşut biçimde, hakların hatırlatılmadığı bir sorgudan elde edilen beyanların hükme esas alınması, savunma hakkının özünü ortadan kaldıran esaslı bir hukuka aykırılık oluşturur.6

Yargı Kararları

1) Reşit bir sanık için duruşmaların kapalı yapılmasının savunma hakkını ihlal etmesi

Bir yağma davasında, on sekiz yaşını doldurmuş olan sanık hakkında iki ayrı oturumda duruşmalar, kanunda öngörülen zorunlu kapalılık hâli (m. 185) söz konusu olmadığı hâlde, açık yerine kapalı yapılmıştır:

Sanık 18 yaşından büyük olduğu halde, duruşmaların açık yerine kapalı yapılması suretiyle, 5271 sayılı Yasanın 182. maddesine aykırı davranılması ve böylece savunma hakkının kısıtlanması, bozmayı gerektirmiştir.7

Karar, m. 182'deki aleniyet kuralının yalnızca kapalı duruşmanın haksız yere verilmesini değil, m. 185'teki zorunlu kapalılığın kapsamının (yalnızca on sekiz yaşından küçük sanıklarla sınırlı olduğunun) da titizlikle gözetilmesi gerektiğini gösterir. Bir mahkemenin -iyi niyetle dahi olsa- kanunda öngörülmeyen bir hâlde duruşmayı kapalı yapması, tek başına ve doğrudan bozma nedenidir.

2) İddianamenin duruşmada okunmaması ve hakların hatırlatılmamasının savunma hakkını kısıtlaması

Kamu malına zarar verme ve tehdit suçlarından açılan bir davada, yerel mahkeme sanığın hazır bulunduğu duruşmada, sorgusuna geçmeden önce iddianameyi okumamış ve sanığa isnat edilen suçlarla ilgili m. 191/3'teki haklarını hatırlatmamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu iki eksikliği birlikte değerlendirerek hükmü bozmuştur:

Sanık hakkında kamu malına zarar verme ve tehdit suçlarından düzenlenen (…) iddianamenin Yerel Mahkemece sanığın hazır bulunduğu (…) duruşmada sorgusuna geçilmeden önce okunmadığı ve atılı kamu malına zarar verme ve tehdit suçları ile ilgili olarak CMK'nın 147. maddesindeki hakları konusunda bilgilendirilmediği anlaşıldığından, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılıklar nedeniyle Yerel Mahkeme hükümlerinin, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasında zorunluluk bulunmaktadır.8

Karar, m. 191/3'teki sıralamanın (kimlik tespiti → iddianamenin anlatılması → hakların hatırlatılması → sorgu) yalnızca bir düzen kuralı değil, her adımının atlanamaz bir güvence olduğunu gösterir. İddianamenin okunmaması tek başına dahi bozma nedeni oluşturabilirken, buna hakların hatırlatılmaması da eklendiğinde, Yargıtay diğer temyiz sebeplerini hiç incelemeden doğrudan bozma yoluna gitmiştir. Bu, ihlalin ağırlığına işaret eder.

3) Mazereti kabul edilen müdafiin yerine yenisi görevlendirilmeden veya oturum ertelenmeden yargılamaya devam edilememesi

m. 188/1 ile m. 190/1'in birlikte uygulanması gereken bir hâl, zorunlu müdafiliğin kabul edildiği bir davada müdafiin mazeret dilekçesi vermesidir. Bir uyuşturucu madde ticareti davasında, sanığın müdafii mesleki mazereti nedeniyle duruşmaya katılamayacağını önceden bildirmiş olmasına rağmen mahkeme, ne yeni bir müdafi görevlendirmiş ne de oturumu ertelemiştir:

Yüklenen suçun alt sınırı itibarıyla Kanun'un zorunlu müdafiliği kabul ettiği uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yapılan yargılamada, 5271 sayılı CMK'nın 188/1. maddesi uyarınca duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanık müdafiinin mesleki mazereti nedeniyle duruşmaya katılamayacağına yönelik mazeret dilekçesi vermiş olmasına rağmen sanık müdafiinin yokluğunda, yeni bir müdafi görevlendirilmeden ya da müdafi temini için oturum ertelenmeden yargılamaya devam edilerek hüküm tesis ve tefhim edilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması hukuka aykırı görülmüştür.9

Karar, m. 188/1'deki “mazeretsiz gelmeme” istisnasının tersten okunuşunu netleştirir. Müdafi mazeretini önceden ve geçerli biçimde bildirmişse, mahkemenin duruşmaya olduğu gibi devam etme serbestisi ortadan kalkar. Bu durumda ya m. 151'e göre yeni bir müdafi görevlendirilmeli ya da m. 190/1'in tanıdığı ara verme imkânı kullanılmalıdır. Mazeretli bir müdafiin yokluğunu, mazeretsiz yokluğuyla aynı kefeye koymak, zorunlu müdafiliği içi boş bir biçimsellikten ibaret bırakır.

Dipnotlar

  1. Mert Ülgen, Ceza Muhakemesinde Aleniyet İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2025). ↩
  2. Ülgen, Ceza Muhakemesinde Aleniyet İlkesi. ↩
  3. Saliha Merve Kaya, Uygulamada Çocuk Yargılaması: İstanbul Anadolu Adliyesi Çocuk Mahkemelerinde Dosya İncelemesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2021). ↩
  4. Burcu Zoğlar Durmaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021). ↩
  5. Buğra Şahin, Yabancıların Ceza Yargılamasında Savunma Hakkı: Nitel Bir Araştırma (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2025). ↩
  6. Cem Şenol, Teori ve Uygulamada Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Kullanılması ve Değerlendirilmesi Yasağı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2015). ↩
  7. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 23.12.2015, E. 2015/8921, K. 2015/46319. ↩
  8. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 27.06.2019, E. 2019/310, K. 2019/509. ↩
  9. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 17.02.2026, E. 2025/9396, K. 2026/1672. ↩
  10. Günce Artantaş, “Duruşmanın Aleniyeti İlkesi ve Sınırlandırılması,” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Mart 2022). ↩
  11. Rahime Erbaş ve Büşra Hazel Ateş Sarıdağ, “Ceza Muhakemesinde Duruşmanın Aleniyeti İlkesine Yeni Bir İstisna Olarak Kişisel Veriler,” Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Haziran 2022). ↩

Kaynakça

  • Artantaş, Günce. “Duruşmanın Aleniyeti İlkesi ve Sınırlandırılması.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Mart 2022).
  • Erbaş, Rahime ve Büşra Hazel Ateş Sarıdağ. “Ceza Muhakemesinde Duruşmanın Aleniyeti İlkesine Yeni Bir İstisna Olarak Kişisel Veriler.” Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Haziran 2022).
  • Kaya, Saliha Merve. Uygulamada Çocuk Yargılaması: İstanbul Anadolu Adliyesi Çocuk Mahkemelerinde Dosya İncelemesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2021.
  • Şahin, Buğra. Yabancıların Ceza Yargılamasında Savunma Hakkı: Nitel Bir Araştırma. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2025.
  • Şenol, Cem. Teori ve Uygulamada Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Kullanılması ve Değerlendirilmesi Yasağı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2015.
  • Ülgen, Mert. Ceza Muhakemesinde Aleniyet İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2025.
  • Zoğlar Durmaz, Burcu. Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2021.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.