Bir duruşma salonu, aynı anda hem gerçeğin arandığı hem de gerginliğin en yoğun yaşandığı yerdir. Sanık, mağdur, tanıklar ve bazen de avukatlar, duygusal olarak yüklü bir ortamda karşı karşıya gelir. Kanun, bu gerginliğin yargılamanın kendisini akamete uğratmasını önlemek için mahkeme başkanı veya hâkime bir düzen sağlama yetkisi tanır. Ancak bu yetkiyi, savunma hakkını ortadan kaldırmayacak sınırlarla çevreler. CMK'nın kovuşturma evresini düzenleyen Üçüncü Bölümü kapatan m. 203-205, işte bu ince dengeyi kurar.

I. Duruşmanın Düzenini Sağlama Yetkisi ve Disiplin Hapsi (m. 203)

Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır (m. 203/1). Düzeni bozan kişi, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılabilir (m. 203/2). Bu koşul kayıtsız şartsız değildir. Sanığın veya müdafiin savunma faaliyetini fiilen imkânsız kılan bir çıkarma kararı, m. 203/2'nin kendi lafzına aykırıdır. Kişi dışarı çıkarılırken direnç gösterir veya karışıklığa neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkemece verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Avukatlar bu yaptırımın dışında tutulmuş, çocuklar hakkında da disiplin hapsi hiçbir şekilde uygulanamaz (m. 203/3).

“Disiplin hapsi” CMK m. 2/1-l'de ayrıca tanımlanan, kanunun kendine özgü bir kurumudur. Kısmî bir düzeni korumak amacıyla bazı fiilleri yaptırım altına alan, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen bir hapistir. Kanun, disiplin hapsini m. 203/3'ün yanında tanığın (m. 60), bilirkişinin (m. 71) ve zilyedin (m. 124) yükümlülüklerini ihlal etmesi hâllerinde de öngörür. Ortak payda, yaptırımın bir suçu değil, muhakemeye katılan kişinin topluluğa karşı özel bir bağlılık yükümlülüğünü ihlalini hedef almasıdır. Bu bakımdan disiplin hapsi, tutuklama gibi bir koruma tedbirinden temelden farklıdır.1

m. 203/2'deki salondan çıkarma yetkisi ile m. 203/3'teki disiplin hapsi, kademeli iki ayrı yaptırımdır: düzeni bozan kişi önce salondan çıkarılır. Ancak bu çıkarma sırasında direnç gösterip karışıklığa neden olursa, ikinci ve daha ağır aşama olan disiplin hapsi devreye girer. Avukatlar hakkında disiplin hapsi uygulanamamasının nedeni, meslek mensuplarının kendi disiplin rejiminin (Avukatlık Kanunu) ayrıca mevcut olmasıdır. Katılan da dahil duruşmada bulunan herkes, disiplini bozan hareket ve sözlerden kaçınmakla yükümlüdür. Sanığın sorgusu veya tanık ifadelerinin alınması sırasında sık sık söze karışmak, sözü kesmek ya da mahkemeye karşı uygun olmayan davranışlarda bulunmak, bu yükümlülüğün ihlali sayılır.2

Disiplin hapsinin CMK sistemindeki yeri, öğretide kendine özgü bir kategori olarak değerlendirilir. M. 203/3, tanığın (m. 60) ve bilirkişinin (m. 71) yükümlülük ihlallerinde öngörülen disiplin hapsi türleriyle aynı ailededir. Bu kararların ortak paydası, mahkemenin esasa ilişkin hükmünden bağımsız, kısmî bir düzeni korumaya yönelik ayrı bir yaptırım niteliği taşımalarıdır. Aynı yaptırım modeli ceza muhakemesine de özgü değildir: Hukuk Muhakemeleri Kanunu da, duruşma düzenini bozan kimse (HMK m. 151/II) ve ihtiyati tedbire muhalefet eden kimse (HMK m. 398) hakkında hukuk hâkimine benzer bir disiplin hapsi yetkisi tanır.3

Öğretide disiplin ve tazyik hapsi, CMK m. 2/1-l'deki tanıma bağlı olarak, hükmedildikleri fiilin ayrı bir suç değil, yargılama düzenine karşı bir yükümlülüğün ihlali sayılması nedeniyle, kendine özgü ve diğer ceza kurumlarından (örneğin hükmün açıklanmasının geri bırakılması) ayrık bir yaptırım kategorisi olarak sınıflandırılır.4

II. Disiplin Hapsinin Kesin Olmasının Anayasal Denetimi: Yakın Tarihli Bir AYM Kararı

CMK m. 203/3, disiplin hapsi kararına karşı hangi kanun yoluna başvurulabileceğini açıkça düzenlemez. Uygulamada bu kararlar kesin sayılır ve itiraz dahi mümkün görünmez. Anayasa Mahkemesi, 2025 yılında verdiği bir bireysel başvuru kararında, tam da bu boşluğu Anayasa m. 36'daki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından incelemiştir. Somut olayda, bir asliye ceza mahkemesindeki duruşmada reddi hâkim talebinde bulunan ve hâkimin sözünü kesmemesi uyarısına rağmen yumruğunu sanık kürsüsüne vuran sanık, CMK m. 203 gereğince duruşma salonundan çıkarılmış, dışarı çıkarılırken direnç göstermesi üzerine bir gün disiplin hapsine konulmuştur. Sanığın bu karara karşı başvurabileceği bir kanun yolu gösterilmemiştir.5

Anayasa Mahkemesi, hâkimin duruşmayı belli bir düzen ve disiplin içinde yürütme otoritesinin kesintisiz korunmasının meşru bir amaç olduğunu, disiplin hapsi kararına karşı bir kanun yolu öngörülmemesinin bu amaca elverişli bir araç sayılabileceğini kabul etmekle birlikte, kararın gereklilik denetiminde farklı bir sonuca varmıştır: hürriyeti bağlayıcı nitelikteki bir yaptırımın hafif sayılması mümkün değildir. Hâkimin otoritesinin korunması amacı, kararın derhâl yerine getirilmesi dışındaki seçeneklerle, örneğin acele işleyen bir kanun yoluyla, de sağlanabilir. Diğer alternatifler hiç değerlendirilmeden disiplin hapsi kararına karşı her türlü denetim imkânının kapatılması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik müdahaleyi gerekli olmaktan çıkarmış ve ihlal sonucunu doğurmuştur.6

Bu karar, m. 203/3'ün bugünkü hâlinin sessiz kaldığı bir noktayı, disiplin hapsi kararına karşı bir kanun yolunun bulunup bulunmadığını, doğrudan anayasal denetime taşıyan güncel ve önemli bir içtihattır. Kanun koyucunun m. 203/3'e (m. 80'deki genetik veri ve m. 134'teki bilgisayarda arama örneklerinde olduğu gibi) ayrı bir usul güvencesi eklemesi beklenebilir. Aynı kararda başvurucunun kötü muamele yasağı iddiası başvuru yollarının tüketilmemesi, ifade özgürlüğü iddiası ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

III. Sanığın Duruşmadan Çıkarılması (m. 204)

Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak sanığın müdafii yoksa mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınan sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.

m. 204, m. 203'ün özel ve daha ağır bir uzantısıdır: m. 203/2 genel olarak “düzeni bozan kişinin” çıkarılmasını düzenlerken, m. 204 özel olarak sanığın kendisinin, davranışları nedeniyle, çıkarılmasının sonuçlarını ayrıca kurala bağlar. Bu iki hâl (m. 204'teki sanığın davranışları nedeniyle yokluğunda duruşma yapılması ve m. 247'deki kaçak sanık hakkında duruşma yapılması) kanunun nadiren tatbik edilen ama önemli iki zorunlu müdafilik hâlini oluşturur: bu hâllerde sanık için, talebi aranmaksızın kendiliğinden bir müdafi görevlendirilir. Zorunlu müdafiliğin bu işlevi, sanığın yokluğunda yürütülen bir yargılamanın savunma hakkından tümüyle yoksun kalmasını önleyen son bir güvencedir.7

m. 204'ün sınırları da en az kendisi kadar önemlidir. Hüküm, yalnızca sanığın kendisi bakımından sonuç doğurur, müdafiin duruşmadan çıkarılması anlamına gelmez. Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisine sahiptir (m. 197). Dolayısıyla m. 204 uyarınca sanık salondan çıkarılsa dahi, savunmanın hazır bulunmasına engel olunamaz. Kovuşturma aşamasındaki hiçbir işlem, müdafiin yokluğunda yürütülemez.8

IV. Uygulamada m. 203-204 Sınırı: Disiplinsiz Davranış mı, Ayrı Bir Suç mu, Yoksa Savunma Hakkının İhlali mi?

Uygulamada en çok karşılaşılan sorun, duruşmadaki uygunsuz bir söz veya hareketin salt “duruşma düzenini bozucu disiplinsiz davranış” mı, yoksa ayrı bir suç (tipik olarak görevliye hakaret) mı oluşturduğudur. Bu ayrım önemlidir, çünkü ikincisi m. 205'i, birincisi ise yalnızca m. 203/2'yi devreye sokar.

m. 205 uyarınca yapılan bir suç duyurusu, mahkemenin ilgili davranışı kendiliğinden bir suç saydığı anlamına gelmez. Failin eyleminin somut suç tipinin unsurlarını mı yoksa m. 203/2'nin disiplinsizlik ölçütünü mü karşıladığı ayrıca ve bağımsız biçimde belirlenmelidir. Yargıtay, mahkeme heyetine parmak sallayarak yüksek sesle beyanlarının zapta yanlış geçirildiğini söyleyen bir avukatın bu davranışını, görevli kurula hakaret suçunun unsurlarını taşımayan, m. 203/2 kapsamında değerlendirilmesi gereken duruşma düzenini bozucu disiplinsiz bir davranış olarak nitelendirmiş ve kovuşturmaya yer olmadığı kararını hukuka uygun bulmuştur.9

Aynı sınır, sanığın yakınları bakımından da işletilmiştir. Bir davada, tanık sıfatıyla dinlenen oğluna yapılan uyarılara olumsuz tepki gösteren ve duruşma salonundan uzaklaştırılan sanık baba, tekrar huzura alındığında da benzer sözler sarfetmiştir. Yerel mahkeme bu sözleri görevliye hakaret suçu sayarak mahkûmiyet kurmuştur. Yargıtay, bu sözlerin CMK m. 203-204 kapsamına giren duruşma düzenini bozucu bir davranış niteliğinde olabileceğinin gözetilmediğini, sözlerin ne surette “küçültücü” olduğunun da açıklanmadığını belirterek hükmü bozmuştur.10

Bu iki karar birlikte okunduğunda ilke nettir: bir davranışın hakaret suçu oluşturup oluşturmadığı, m. 203-204'ün kendi ölçütleriyle (düzeni bozma, disiplinsizlik) değil, TCK'nın hakaret suçuna özgü unsurlarıyla (küçültücü nitelik) ayrıca ve bağımsız biçimde denetlenmelidir. Mahkeme heyetine yönelik her rahatsız edici söz otomatik olarak hakaret sayılamaz. Çoğu zaman m. 203/2'nin öngördüğü salondan çıkarma yaptırımı yeterli ve orantılı bir yanıttır.

Bu sınırın ihlal edilmesi tersine de mümkündür: sanık müdafiinin ayağa kalkmadan konuştuğu gerekçesiyle CMK m. 203 uyarınca duruşma salonundan çıkarılması, esasa ilişkin beyanları zapta hiç geçirilmeden yargılamaya son verilmesiyle birleşince, Yargıtay bu uygulamayı savunma hakkının kısıtlanması olarak nitelendirmiştir. Sanık hazır bulunmasa dahi müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisine sahip olduğu kuralına aykırı davranılmıştır. Bu karar, m. 203'teki disiplin yetkisinin, avukatlar hakkında disiplin hapsi zaten uygulanamasa da, salondan çıkarma yoluyla dahi keyfî veya orantısız biçimde kullanılamayacağını, salt bir görgü kuralına aykırılığın (ayağa kalkmadan konuşmak) m. 203 anlamında gerçek bir düzen bozukluğu sayılamayacağını gösterir.11

V. Duruşma Sırasında İşlenen Suç Hakkında İşlem (m. 205)

Bir kimse duruşma sırasında bir suç işlerse, mahkeme olayı tespit eder ve bu hususta düzenleyeceği tutanağı yetkili makama gönderir. Gerek görürse failin tutuklanmasına da karar verebilir. Yukarıdaki avukat örneğinde görüldüğü gibi, bu madde uyarınca yapılan bir suç duyurusu, işlemin sonunda gerçekten bir suçun oluştuğu anlamına gelmez. Mahkemenin yaptığı, yalnızca olayı tespit edip yetkili makama iletmektir. Suçun gerçekten oluşup oluşmadığının denetimi, o makamın (ve gerektiğinde kovuşturma makamının) işidir. m. 205, tek fıkralık ve dar kapsamlı bir hüküm olduğundan, kendisine özgü ayrı bir doktrin tartışması bulunmamaktadır. Maddenin pratik anlamı, yukarıda ele alınan m. 203-204 sınırındaki uygulamalarda somutlaşmaktadır.

Yargı Kararları

1) Disiplin hapsi kararının kesin olmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkını ihlal etmesi

Hürriyeti bağlayıcı niteliği olan yaptırımların hafif nitelikte olduğunun değerlendirilmesi mümkün değildir. (…) Dolayısıyla diğer alternatifler değerlendirilmeden disiplin hapsi kararına karşı denetim imkânının tanınmaması nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır. (…) Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.12

Karar, m. 203/3'ün kendisini iptal etmemekle birlikte, hükmün sessiz kaldığı bir noktayı, disiplin hapsi kararına karşı kanun yolu bulunmayışını, doğrudan Anayasa m. 36 denetimine tabi tutan, seride şimdiye dek karşılaşılan en güncel içtihatlardan biridir. Kanun koyucunun bu boşluğu doldurması beklenmektedir.

2) Avukatın disiplinsiz davranışının hakaret suçu oluşturmaması

Şüpheli avukatın (…) eyleminin, görevli kurula hakaret suçunun unsurlarını taşımayıp 5271 sayılı C.Y.Y.'nın 203/2 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken duruşma düzenini bozucu disiplinsiz davranış niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.13

Karar, m. 205 uyarınca yapılan bir suç duyurusunun kendiliğinden bir mahkûmiyet doğurmadığını, davranışın önce m. 203/2'nin disiplinsizlik ölçütüyle mi yoksa ilgili suç tipinin (somut olayda hakaret) unsurlarıyla mı örtüştüğünün ayrıca belirlenmesi gerektiğini gösterir.

3) Sanığın duruşma düzenini bozucu sözlerinin hakaret suçu sayılabilmesi için ayrıca gerekçelendirilmesi gerekliliği

[Sanığın sözlerinin] 5271 sayılı CYY'nin 203-204. maddeleri kapsamına giren duruşma düzenini bozucu davranış niteliğinde olduğu gözetilmeden ve ne suretle küçültücü olduğu açıklanmadan, görevliye hakaret suçundan hüküm kurulması (…) yasaya aykırı.14

Bu karar, bir önceki kararı tamamlar. Mahkeme heyetine yönelik rahatsız edici sözlerin hakaret sayılabilmesi için, sözlerin somut olarak ne surette küçültücü olduğunun ayrıca ve açıkça gerekçelendirilmesi gerekir. Aksi hâlde bu sözler m. 203-204 kapsamında kalan, salondan çıkarma ile yanıtlanması gereken bir disiplinsizlikten öteye geçmez.

4) Müdafiin ayağa kalkmadan konuştuğu gerekçesiyle duruşmadan çıkarılmasının savunma hakkını ihlal etmesi

Sanık müdafiinin esasa ilişkin beyanları zapta geçirilmeden ve kovuşturmanın hiçbir aşamasında sanığa savunma hakkı tanınmadan yargılamaya son verildiği, böylelikle de Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan “Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir.” şeklindeki düzenlemeye muhalefet edildiği nazara alındığında, sanığın savunma hakkı kısıtlanarak karar verilmesinde isabet görülmemiştir.15

Karar, m. 203'teki disiplin yetkisinin ölçüsüz kullanımına karşı bir uyarı niteliğindedir. Ayağa kalkmadan konuşmak gibi salt bir görgü kuralı ihlali, m. 203 anlamında gerçek bir düzen bozukluğu sayılamaz. Böyle bir gerekçeyle müdafiin çıkarılması ve beyanlarının zapta hiç geçirilmemesi, m. 197'deki müdafiin her oturumda hazır bulunma yetkisini ve dolayısıyla savunma hakkının özünü zedeler.

Bu sonuç, ceza yargılamasına özgü de değildir: Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün konuya ilişkin görüş yazıları ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ayrı tarihli kararları da, ayağa kalkma zorunluluğunun yalnızca kanunun açıkça öngördüğü hükmün tefhimi (CMK m. 231/4) ve tanık yeminine (CMK m. 55) özgü olduğunu, ara kararın yazdırılması veya savunma yapılması sırasında ayağa kalkılmamasının başlı başına bir düzen bozucu davranış sayılamayacağını doğrulamaktadır. Bu doğrulama, m. 203'teki disiplin yetkisinin yalnızca kanunda açıkça öngörülen hâllerle sınırlı, dar yorumlanması gereken istisnai bir yetki olduğu sonucunu güçlendirir.16

Dipnotlar

  1. Can İşeri, Tutuklama Tedbiri ve Tutuklulukta Süre (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2024). ↩
  2. Ziya Koç, Ceza Muhakemesinde Katılan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022). ↩
  3. Derya Belgin Güneş, Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahkemesi Bakımından Etkileri (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2019). ↩
  4. Seyithan Güneş, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2018). ↩
  5. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 18.09.2025, 2018/313 Başvuru No (Özgür Arıkan Başvurusu (2)), §§ 5-21. ↩
  6. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 18.09.2025, 2018/313 Başvuru No (Özgür Arıkan Başvurusu (2)), §§ 58-64. ↩
  7. Muzaffer Korkmaz, Tutuklunun Serbest Kalma Hakkı ve Güvenceleri (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Nisan 2021). ↩
  8. Yalım Yarkın Özbalcı, Ceza Muhakemesi Hukukunda Video Kamera Kayıtları (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025). ↩
  9. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 08.10.2008, E. 2008/15464, K. 2008/18029. ↩
  10. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 18.11.2007, E. 2006/6474, K. 2007/10085. ↩
  11. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 04.07.2017, E. 2017/2615, K. 2017/3614. ↩
  12. Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 18.09.2025, 2018/313 Başvuru No (Özgür Arıkan Başvurusu (2)). ↩
  13. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 08.10.2008, E. 2008/15464, K. 2008/18029. ↩
  14. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 18.11.2007, E. 2006/6474, K. 2007/10085. ↩
  15. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 04.07.2017, E. 2017/2615, K. 2017/3614. ↩
  16. Mehmet Akif Tutumlu, “Ara Kararının Okunması Sırasında Avukatın Ayağa Kalkma Zorunluluğu Var Mıdır?” Terazi Hukuk Dergisi, S. 133 (Eylül 2017). ↩

Kaynakça

  • Güneş, Derya Belgin. Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahkemesi Bakımından Etkileri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2019.
  • Güneş, Seyithan. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2018.
  • İşeri, Can. Tutuklama Tedbiri ve Tutuklulukta Süre. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2024.
  • Koç, Ziya. Ceza Muhakemesinde Katılan. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022.
  • Korkmaz, Muzaffer. Tutuklunun Serbest Kalma Hakkı ve Güvenceleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Nisan 2021.
  • Özbalcı, Yalım Yarkın. Ceza Muhakemesi Hukukunda Video Kamera Kayıtları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025.
  • Tutumlu, Mehmet Akif. “Ara Kararının Okunması Sırasında Avukatın Ayağa Kalkma Zorunluluğu Var Mıdır?” Terazi Hukuk Dergisi, S. 133 (Eylül 2017).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.