Arama bir yeri açığa çıkarma işlemiyse, elkoyma o açığa çıkarmanın sonucunu kalıcı hâle getiren işlemdir. Bulunan delili veya müsadereye konu malı, sahibinin elinden alıp adliyenin denetimine sokar. Kanun bu tek görünen işlemi aslında sekiz farklı alt kuruma ayırarak düzenler. Basit elkoyma, postada elkoyma, avukat bürosunda elkoyma, taşınmaz ve malvarlığına elkoyma bunlardan yalnızca birkaçıdır. Her birine, müdahale ettiği hakkın niteliğine göre farklı bir denge kurar.
I. Basit Elkoyma: Muhafaza ile Elkoyma Arasındaki Fark
Kanunun 123. maddesi, kurumun temelini şu şekilde kurar:
(1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır. (2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilir. (3) Muhafaza altına alınan veya elkonulan eşya ya da malvarlığı değerlerinin kıymeti tespit edilir.
Zilyet, delil niteliğindeki veya müsadereye tabi eşyayı kendi rızasıyla teslim ederse buna “muhafaza altına alma” denir. Zilyet rıza göstermez de eşya zorla elinden alınırsa buna dar anlamda “elkoyma” denir. İkisi arasındaki fark, tasarruf yetkisinin adli makamlara geçişinin rızayla mı yoksa zorla mı gerçekleştiğidir.1 Muhafaza altına alma, elkoyma tedbirinin aksine herhangi bir karar veya izin alınması gerekliliğine tâbi değildir. Bu nedenle zilyet rıza gösterdiğinde ayrıca bir hâkim kararına ihtiyaç duyulmaz, kolluk doğrudan eşyayı teslim alabilir.2 İstem üzerine eşyayı göstermek ve teslim etmekle yükümlü olan kişi bu yükümlülüğe uymazsa, m. 124/2 uyarınca kendisi hakkında m. 60'taki disiplin hapsi hükümleri uygulanır. Ancak bu yaptırım, şüpheli veya sanık ile 45 ve 46. maddelere göre tanıklıktan çekinebilecek kişiler için işletilmez. Kimseden kendi aleyhine delil teslim etmesi zorla istenemez.
Bu son güvence, nemo tenetur ilkesiyle (kimsenin kendi aleyhine delil vermeye zorlanamaması) doğrudan ilişkilidir. Usulüne uygun bir arama veya elkoyma kararı bulunmaksızın, salt “rıza” gerekçesiyle eşyanın kolluk tarafından teslim alınması, ilgilinin baskı altında ya da hukuki durumunu tam olarak bilmeden rıza göstermiş olabileceği ihtimalini gözardı eder. Bu nedenle usulüne uygun şekilde alınmış bir elkoyma kararı olmaksızın dahi ilgilinin rızasıyla eşyanın muhafaza altına alınabileceği yönündeki yaygın uygulamaya temkinli yaklaşılması gerekir.3
II. Elkonulamayacak Belgeler (m. 125-126)
Kanun, elkoyma yetkisine iki önemli sınır çizer. Birincisi devlet sırrına ilişkindir. Bir suç olgusuna dair bilgi içeren belgeler devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Ancak bu nitelikteki belgeler yalnızca mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir ve içlerinden yalnızca suçu açıklığa kavuşturan kısımlar tutanağa geçirilir. Bu düzenleme yalnızca alt sınırı beş yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiren suçlarda uygulanır (m. 125). İkincisi ise savunma hakkının çekirdeğine ilişkindir: şüpheli veya sanık ile tanıklıktan çekinebilecek kimseler arasındaki mektup ve belgelere, bu kimselerin nezdinde bulundukça elkonulamaz (m. 126). Bu yasak, savunma stratejisine ilişkin yazışmaların bizzat delil hâline getirilmesini önler.
III. Elkoyma Kararını Verme Yetkisi (m. 127)
Elkoyma kararı kural olarak hâkim kararına bağlıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, ona ulaşılamıyorsa kolluk amirinin yazılı emriyle kolluk görevlileri elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. Ancak hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulmalı, hâkim de kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklamalıdır. Aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar (m. 127/1, 3). Kolluk görevlisinin açık kimliği elkoyma işlemine ilişkin tutanağa geçirilir (m. 127/2). Zilyedliğinde bulunan eşyaya elkonulan kimse, hâkimden her zaman bu konuda bir karar verilmesini isteyebilir (m. 127/4). Elkoyma işlemi ayrıca suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin bildirilir (m. 127/5). Askerî mahallerde yapılacak elkoyma, Cumhuriyet savcısının nezaretinde askerî makamların katılımıyla adli kolluk tarafından, gecikmesinde sakınca varsa savcının yazılı emriyle aynı şekilde gerçekleştirilir (m. 127/6).
m. 127'deki usul kurallarının ihlalinin sonuçları da ayrıca değerlendirilmelidir. Suç işlendiği yolunda herhangi bir şüphe bulunmuyorsa bir koruma tedbiri olan elkoyma kararı zaten verilemez. Elkoymanın mülkiyet hakkına arama tedbirinden de ağır bir sınırlama getirdiği gözetildiğinde, aramadaki makul şüphe eşiğinin elkoyma için aynıyla yeterli sayılıp sayılamayacağı doktrinde tartışmalıdır. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ağırlığı ile şüphe eşiğinin orantılı olması gerekir.4
IV. Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara Elkoyma (m. 128 ve m. 128/A)
En kapsamlı ve en çok uygulama alanı bulan elkoyma türü m. 128'de düzenlenir. Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçtan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe varsa, şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, ulaşım araçlarına, banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesaba, gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer malvarlığı değerlerine elkonulabilir. Bu tedbir, malvarlığı değerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde olması hâlinde dahi uygulanabilir. Kanun burada önemli bir usul güvencesi öngörür. Elkoyma kararı alınabilmesi için önce ilgili kuruma (BDDK, SPK, MASAK, Hazine, KGK gibi) suçtan elde edilen değere ilişkin bir rapor hazırlatılır. Bu rapor en geç üç ay içinde tamamlanmalı, özel sebeplerle en fazla iki ay daha uzatılabilir. m. 128'in ikinci fıkrası, tedbirin hangi suç tipleri için uygulanabileceğini tahdidi biçimde sayar. Soykırım, göçmen kaçakçılığı, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, zimmet, irtikap, rüşvet, devletin güvenliğine karşı suçlar bunlardan bazılarıdır. m. 128 kapsamındaki her elkoymaya ve gerektiğinde atanacak kayyıma karar verme yetkisi yalnızca hâkime aittir (m. 128/9). Bu hükme aykırı hareket edilmesi TCK m. 289'daki “muhafaza görevini kötüye kullanma” suçunu oluşturur (m. 128/8). Kararın icra şekli, elkonulan değerin türüne göre değişir. Taşınmaza elkoyma tapu kütüğüne şerh verilerek (m. 128/3), ulaşım araçlarına elkoyma bunların kayıtlı olduğu sicile şerh verilerek (m. 128/4) icra edilir. Banka veya mali kurumlardaki hesaba elkoyma kararı ilgili kuruma teknik iletişim araçlarıyla derhâl bildirilip ayrıca tebliğ edilir. Karardan sonra hesap üzerinde bu kararı etkisiz kılmaya yönelik işlemler geçersiz sayılır (m. 128/5). Şirket ortaklık paylarına elkoyma kararı şirket yönetimine ve ticaret sicili müdürlüğüne (m. 128/6), hak ve alacaklara elkoyma kararı ise ilgili gerçek veya tüzel kişiye aynı şekilde bildirilip tebliğ edilir (m. 128/7). Elkonulan taşınmaz, hak ve alacakların yönetimi gerektiğinde bunlar için de kayyım atanabilir. Bu durumda m. 133'teki kayyım hükümleri kıyasen uygulanır (m. 128/10).
2025 yılı sonunda 7571 sayılı Kanunla eklenen m. 128/A güncel bir sorunu, dijital dolandırıcılık ve kripto varlıklar üzerinden aklanan menfaatleri ele alır. Nitelikli hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık veya banka/kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının işlendiğine dair makul şüphe varsa; banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı, suça konu işlemde kullanılan hesabı kırk sekiz saate kadar kendiliğinden askıya alabilir. Bu askıya alma derhâl Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir ve hesap sahibi bu işlemin kaldırılması için savcılığa başvurabilir. Askıya alınan hesaptaki tutara asıl elkoyma kararını ise yine hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı verir. Bu hızlı usulde m. 128'deki üç aylık rapor şartı aranmaz. Bu istisna, dijital varlıkların saniyeler içinde başka hesaplara aktarılabilmesi karşısında klasik elkoyma usulünün yetersiz kalmasına verilen bir yanıttır.
V. Postada Elkoyma (m. 129)
Suçun delillerini oluşturduğundan şüphelenilen posta gönderilerine hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kararıyla elkonulabilir. Kanun burada gönderinin mahremiyetini ayrıca korur. Elkoyma işlemini yerine getiren kolluk memurları zarf veya paketi açamaz. Gönderiler posta görevlilerinin huzurunda mühür altına alınıp doğrudan kararı veren hâkim veya savcıya teslim edilir. Bu kural, yalnızca kanunda tahdidi sayılan bazı ağır suçlarda (tehlikeli madde bulundurma, uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, kültür varlığı kaçakçılığı gibi) istisnaya uğrar. Bu suçlarda savcının talimatıyla kolluk memurları zarf veya paketi bizzat açabilir (m. 129/3). Soruşturma veya kovuşturmanın amacına zarar verme olasılığı bulunmadıkça, alınan tedbirler ilgililerine bildirilir (m. 129/4). Açılmasına veya içeriği itibarıyla adliyenin elinde tutulmasına gerek görülmeyen gönderiler ise hemen sahiplerine teslim edilir (m. 129/5).
VI. Avukat Bürolarında Arama, Elkoyma ve Postada Elkoyma (m. 130)
Avukat büroları ancak mahkeme kararıyla, kararda belirtilen olayla sınırlı olarak ve Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur. Elkonulmak istenen bir şeyin avukat ile müvekkili arasındaki mesleki ilişkiye ait olduğu bürosunda arama yapılan avukat veya baro temsilcisi tarafından ileri sürülürse, o şey ayrı bir zarfa konularak mühürlenir ve sorunu çözecek karar soruşturmada sulh ceza hâkiminden, kovuşturmada hâkim veya mahkemeden yirmi dört saat içinde istenir. Hâkim el konulan şeyin mesleki ilişkiye ait olduğunu tespit ederse derhâl avukata iade edilir ve işlemi gösteren tutanaklar ortadan kaldırılır. Aynı usul, avukatın postadaki gönderilerine elkoyma girişiminde de geçerlidir (m. 130/3). Bu maddenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ışığındaki genel çerçevesi (meslek sırrının somut orantılılık denetimine tabi tutulması gerekliliği), “Arama” başlıklı önceki yazımızda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
VII. Elkonulan Eşyanın İadesi ve Muhafazası (m. 131-132)
Elkonulan eşyanın soruşturma veya kovuşturma bakımından muhafazasına artık gerek kalmadığında veya müsadereye tabi tutulmayacağı anlaşıldığında re'sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme karar verir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir (m. 131/1). m. 128 kapsamında elkonulan malvarlığı değerleri, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve delil olarak artık ihtiyaç duyulmaması hâlinde sahibine iade edilir (m. 131/2). Doktrinde belirtildiği üzere, geri verme kararı mülkiyeti kesin olarak çözümleyen bir hüküm niteliği taşımaz. Şüpheli, sanık, mağdur veya üçüncü kişiler, eşya kendilerinden başka birine teslim edilmişse hukuk mahkemesinde dava açıp haklarını kanıtlayarak eşyayı geri alabilirler.
Elkonulan eşyanın kendisi ise ayrı bir rejime tabidir. Zarara uğrama veya değer kaybı tehlikesi varsa hükmün kesinleşmesinden önce elden çıkarılabilir (bu karar soruşturmada hâkim, kovuşturmada mahkeme tarafından, eşyanın sahibi dinlendikten sonra verilir ve kendisine bildirilir, m. 132/1-3). Eşyanın değerinin muhafazası ve zarar görmemesi için gerekli tedbirlerin alınması ayrıca ve açıkça öngörülmüştür (m. 132/4). Elkonulan eşya ayrıca bakım ve gözetim koşuluyla, istendiğinde derhâl iade edilmek üzere, şüpheliye, sanığa veya bir başkasına teslim edilebilir, bu teslim teminat şartına da bağlanabilir (m. 132/5). Nihayet delil olarak saklanmasına gerek kalmamışsa rayiç değerinin derhâl ödenmesi karşılığında ilgiliye teslim edilebilir. Bu durumda müsadere kararının konusunu ödenen rayiç bedel oluşturur (m. 132/6). Bu geri verme rejiminin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluyla nasıl denetlendiği ise ayrı bir tartışma konusudur. Elkoyma tipi tedbirlerin doğurduğu mülkiyet hakkı sorunlarında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilmesi için önce m. 141/1-j'deki tazminat davası yolunun tüketilmesinin şart koşulması eleştirilebilir. Bu yolun her olayda gerçekten “etkili” bir iç hukuk yolu sayılıp sayılamayacağı, tedbirin süresi ve tazminat davasının fiilen sağladığı giderim gözetilerek ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sorudur. Aşağıdaki Yargı Kararları bölümündeki kararlarda Anayasa Mahkemesinin bu başvuru yolu şartını nasıl uyguladığı görülmektedir.5
VIII. Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini (m. 133)
Bir suçun şirket faaliyeti çerçevesinde işlendiğine dair kuvvetli şüphe varsa ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekliyse, hâkim veya mahkeme şirket işlerinin yürütülmesi için kayyım atayabilir. Atama kararında yönetim organının karar ve işlemlerinin kayyımın onayına bağlı kılındığı mı, yoksa yönetim yetkisinin tümüyle kayyıma mı devredildiği açıkça belirtilir ve karar ticaret sicili gazetesinde ilan olunur (m. 133/1). Kayyımın atanmasından sonra da ilgililer korunmasız bırakılmaz. Atanan kayyımın işlemlerine karşı, Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre görevli mahkemeye başvurma hakkı ayrıca ve açıkça tanınmıştır (m. 133/3). Yani kayyım tayini kararının kendisi kesin bir son söz değildir, kayyımın bizzat yürüttüğü işlemler de ayrı bir yargısal denetime tabi tutulabilir. Bu tedbir de m. 128 gibi kanunda tahdidi sayılan ağır suçlarla (göçmen kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, zimmet, kara para aklama, silahlı örgüt vb.) sınırlıdır (m. 133/4). Kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilirse, kayyıma şirket bütçesinden ödenen ücret kanuni faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır (m. 133/2). Kayyımların iş ve işlemlerinden doğan tazminat davaları m. 142-144 uyarınca doğrudan Devlet aleyhine açılır, buna karşılık kayyımın görevini kötüye kullanması hâlinde Devlet ödediği tazminattan dolayı bir yıl içinde kendisine rücu eder (m. 133/5).
Kanunda m. 133 için ayrılan tek fıkra düzeyindeki kısalığın aksine, kurumun hukuki niteliği doktrinde ayrıntılı biçimde işlenmiştir. Şirket yönetimi için kayyım tayini soruşturma veya kovuşturma başlamadan uygulanamayan, hükümden önceki bir koruma tedbiridir. Tedbirin uygulanmasıyla şirket olağan yönetiminden alınıp kayyımın yönetimine bırakılır. Tedbir iki komşu kurumdan ayrıca ayırt edilmelidir. Müsadereden farkı, müsaderenin hükümden sonra uygulanan bir güvenlik tedbiri olmasına karşılık kayyım tayininin hükümden önce temel hak ve hürriyetleri sınırlandıran bir koruma tedbiri olmasıdır. “Zorlama amaçlı elkoyma” (m. 248) tedbirinden farkı ise, o tedbirin muhatabının yakalanamayan bir kaçağın Türkiye'deki malları olmasına karşılık kayyım tayininin muhatabının bizatihi faaliyeti çerçevesinde suç işlenen şirketin yönetimi olmasıdır.6 Tedbirin uygulanabilmesi için aranan şartlar da titizlikle ayrılmalıdır. Kuvvetli şüphe, sıradan bir “his”ten farklı olarak günlük hayat tecrübelerine ve eldeki somut delil durumuna dayanmalıdır. “Maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gereklilik” şartı ise, öğretide bir görüşe göre yalnızca delil elde etme amacına hizmet eden hâllerle sınırlı okunmalı, arama gibi klasik delil elde etme araçlarıyla aynı sonuca ulaşılabilecek hâllerde kayyım tayinine başvurulmamalıdır. Hâkim veya mahkeme kararı şartı bakımından ise soruşturma evresinde bu tedbire yalnızca Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimliğince karar verilebilir, hâkim kendiliğinden bu tedbire başvuramaz.7
Şirket yönetimi için kayyım tayini, elkoymanın “özel bir türü” olarak da okunabilir. Taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyma ile birlikte, malvarlığı odaklı genel elkoyma tedbirinin tamamlayıcısıdır. Bu üç kurum, şüphelinin veya sanığın bizzat malvarlığına değil, o malvarlığının içinde bulunduğu hukuki yapıya (şirket yönetimi) el atarak suçtan elde edilen kazancı güvence altına almayı amaçlar.8 Karapara aklama soruşturmalarının pratiğinde bu iki tedbirin (m. 128 elkoyma ve m. 133 kayyım tayini) birlikte işlediği görülür. Paravan şirketler üzerinden yürütülen aklama faaliyetlerinde, salt şirketin malvarlığına elkoymak çoğu zaman yetersiz kalır. Şirketin fiilen suç işlemeye devam eden bir organizasyon olarak yönetilmesini engellemek için m. 133'teki kayyım tayini tedbirine de paralel başvurulması, uygulamada tercih edilen bir yoldur.9
Yargı Kararları
1) Banka hesaplarına ve güvence bedeline konulan tedbirin on bir yıl sürmesi
Başvurucuların banka hesaplarına ve adli kontrol kapsamında yatırdıkları güvence bedeline konulan tedbirler, 2010 yılından itibaren on bir yıla yakın bir süre boyunca kaldırılmamıştır. Anayasa Mahkemesi, tedbirin başlangıçta ilgili ve yeterli gerekçeye dayandığını ancak bir malvarlığı tedbirinin ölçülü sayılabilmesi için süreç uzadıkça orantısız hâle gelip gelmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır:
...başvuruculara atfedilebilecek bir kusurun bulunduğunun tespit edilememiş olması karşısında başvurucuların banka hesapları ile güvence olarak yatırdıkları bedeller üzerinde 2010 yılından bu yana devam eden tedbir kararlarının süresinin öngörülebilir ve makul olduğundan bahsetmek mümkün değildir (…) uygulanan tedbir kararlarının uzun süredir devam etmesinin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği (…) müdahalenin kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi başvurucular aleyhine bozduğu ve ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.10
Karar, m. 128 kapsamındaki tedbirlerin başlangıçtaki hukuka uygunluğunun tek başına yeterli olmadığını, tedbirin süresinin de ayrıca ve düzenli aralıklarla denetlenmesi gerektiğini gösterir.
2) Elkoyma tedbiri hakkında yargılama sonunda hüküm kurulmaması
Bir başka başvuruda, ceza soruşturmasında malvarlığı değerleri üzerine uygulanan elkoyma tedbiri, ne kanunda öngörülen itiraz usulü işletilmiş ne müsadere kararı verilmiş ne de tedbirin devamına ilişkin ayrıca bir karar alınmış olmasına rağmen fiilen sürdürülmüştür:
...mal varlığı değerleri yönünden uygulanan tedbire ilişkin olarak kanunda öngörülen itiraz sürecinin işletilmediği, müsadere kararı verilmediği hâlde tedbirin fiilen devam ettirildiği, tedbirin devamı ile ilgili olarak bir karar verilmediği gibi konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçenin de gösterilmediği anlaşılmaktadır (…) elkoyma suretiyle yapılan müdahalenin kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri arasındaki adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.11
Bu ikinci karar, birincisini tamamlayan bir ilke ortaya koyar. Bir elkoyma tedbirinin hukuka uygunluğu yalnızca ne kadar sürdüğüyle değil, yargılamanın hangi aşamasında olursa olsun hakkında açık ve gerekçeli bir karar bulunup bulunmadığıyla da ölçülür. Sessizce ve kararsız biçimde sürdürülen bir tedbir tek başına mülkiyet hakkının ihlalini oluşturabilir.
3) Sanığın vefatı sonrası düşme kararına rağmen taşınmaz üzerindeki tedbirin on üç yıl sürmesi
Yakın tarihli bir kararda Anayasa Mahkemesi, m. 128 kapsamında konulan bir taşınmaz tedbirinin, tedbire konu sanığın yargılama sırasında vefat etmesi ve kamu davasının bu nedenle düşmesiyle sonuçlanmasından sonra dahi kaldırılmamasını incelemiştir:
Mahkemece tedbirin devamı yönünde verilen ek kararın gerekçesinin başvurucunun itirazlarına yönelik bir açıklama içerdiğinden söz edilemeyecektir (…) başvurucunun murisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun taşınmazı üzerine konulan tedbirin soruşturma süresince devam ettiği, kovuşturma aşamasında da, tedbir kararının hükmün kesinleşmesinden sonra da kaldırılmadığı, yaklaşık 13 yıldır devam ettiği görülmüştür.12
Kararın öğretici yönü, ihlalin salt tedbirin süresinden değil, mahkemenin başvurucunun somut itirazlarına (murisin ölümü nedeniyle mahkûmiyet kararının kesinleşmediği iddiasına) hiç cevap vermeden tedbirin devamına karar vermiş olmasından doğmasıdır. Gerekçesiz bir “devam” kararı, tedbir başlangıçta hukuka uygun kurulmuş olsa dahi zamanla bağımsız bir ihlal kaynağına dönüşebilir.
4) Sicile şerh yoluyla uygulanan araç elkoymasında etkili başvuru hakkının ihlali
Malen sorumlu sıfatıyla yargılamaya dahil olan bir araç sahibinin aracına, kaçak sigara taşımacılığı soruşturması kapsamında m. 128/4 uyarınca trafik siciline şerh düşülerek elkonulmuştur. Yerel mahkeme üç kez müsadereye yer olmadığına ve tedbirin kaldırılmasına karar vermesine rağmen, kararların temyiz edilmesi nedeniyle şerh fiilen on üç yıl boyunca kalkmamıştır:
Başvurucunun aracına fiilen el konulmadığı, elkoyma kararının Sulh Ceza Mahkemesi tarafından trafik siciline şerh konulmasıyla uygulandığı (…) Öte yandan söz konusu tedbir şerhi nedeniyle başvurucunun aracı ile ilgili ekonomik ve hukuki tasarruflarda bulunması önemli ölçüde sınırlandırıldığı gibi bu sınırlandırmanın aracın değeri üzerinde de olumsuz bir etkisi olmadığı söylenemez.13
Karar, m. 128/4'teki sicile şerh usulünün fiilen eşyadan yoksun bırakma oluşturmasa da uzun sürdüğünde tek başına mülkiyet hakkıyla bağlantılı bir hak ihlaline (somut olayda etkili başvuru hakkına) yol açabileceğini gösterir. Kararların her temyiz aşamasında tedbirin otomatik olarak devam etmesi, bu türden usul sürüncemelerinin başlıca kaynağıdır.
Dipnotlar
- Doğan Gedik, “Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'na Göre Basit Elkoyma,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 6 (Şubat 2007): 1-14. ↩
- Havva Begüm Tokgöz, Uluslararası Hukuk Bağlamında Terörizmin Finansmanının Önlenmesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2022). ↩
- Abdurrahman Burak Karahan, Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2025). ↩
- Meltem Dündar, İngiliz ve Türk Ceza Muhakemesi Hukuklarında Hukuka Aykırı Deliller (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2018). ↩
- H. Burak Gemalmaz, “Özgürlükten Yoksun Bırakma ve Malvarlığı Değerlerine El Koyma Koruma Tedbirlerinin Doğurduğu Sorunlarda Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yolunun Kullanılması Şartı Olarak Tazminat Davası Açma Zorunluluğu Aranmasının Yerindeliği,” On İki Levha Yayıncılık, Nisan 2019, s.606-616. ↩
- Abdurrahman Burak Karahan, Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini (CMK m. 133) (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2021). ↩
- Karahan, Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini. ↩
- Tokgöz, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi. ↩
- Ece Öztürk, Karapara Aklama (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2022). ↩
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 10.06.2021, 2017/31079 Başvuru No. ↩
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 25.09.2019, 2016/71110 Başvuru No (Ercan Toğrul Başvurusu). ↩
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 14.01.2026, 2020/35203 Başvuru No (Feride Soyarslan Başvurusu). ↩
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 12.12.2024, 2022/19376 Başvuru No (Sait Görmüş Başvurusu). ↩
Kaynakça
- Dündar, Meltem. İngiliz ve Türk Ceza Muhakemesi Hukuklarında Hukuka Aykırı Deliller. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2018.
- Gedik, Doğan. “Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'na Göre Basit Elkoyma.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 6 (Şubat 2007): 1-14.
- Gemalmaz, H. Burak. “Özgürlükten Yoksun Bırakma ve Malvarlığı Değerlerine El Koyma Koruma Tedbirlerinin Doğurduğu Sorunlarda Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yolunun Kullanılması Şartı Olarak Tazminat Davası Açma Zorunluluğu Aranmasının Yerindeliği.” On İki Levha Yayıncılık, Nisan 2019, s.606-616.
- Karahan, Abdurrahman Burak. Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini (CMK m. 133). İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2021.
- Karahan, Abdurrahman Burak. Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2025.
- Öztürk, Ece. Karapara Aklama. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2022.
- Tokgöz, Havva Begüm. Uluslararası Hukuk Bağlamında Terörizmin Finansmanının Önlenmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2022.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.