Müsadere, TCK m. 54-55'te düzenlenen bir güvenlik tedbiridir. Ama bu tedbirin nasıl bir usulle hükme bağlanacağı CMK'nın kendi konusudur. Kural, müsaderenin esas hükümle, mahkûmiyet, beraat veya diğer kararla, birlikte verilmesidir. m. 256-259, bu kuralın işlemediği hâller için ayrı bir usul zinciri kurar. Kamu davası hiç açılmamışsa, esasla birlikte karar verilmemişse veya müsadereye konu eşya zaten suçun kendisiyle özdeş değilse, ne olur?

I. Esas Hükümden Ayrı Müsadere: Başvuru Hakkı (m. 256)

Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamışsa veya kamu davası açılmış olup esasla birlikte bir karar verilmemişse, karar verilmesi için Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir. Kanun burada bilinçli bir asimetri kurar. Müsadere için mahkeme kendiliğinden harekete geçemez, bir başvuru şarttır. Buna karşılık, iade edilmesi gereken eşya veya malvarlığı değerleri bakımından mahkeme re'sen veya ilgilinin istemi üzerine karar verebilir.1 Bu fark, iki tedbirin yöneldiği menfaatteki farklılığı yansıtır: iade, bir kişiye ait olanı ona geri vermeye hizmet eden, mahkemenin kendiliğinden gözetmesi beklenen bir adalet gereğiyken; müsadere, devlete bir hak (mülkiyetin kamuya geçmesi) kazandıran bir tedbir olduğundan, bunun talep edilmesi ilgili makamlara bırakılmıştır.

m. 256-259'un kurduğu bu usul zinciri, doktrinde 5271 sayılı Kanun'un kabul ettiği hâliyle ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Esas hükümle birlikte verilen bir müsaderenin dışında kalan bu üç ihtimalin, kanunda madde madde ayrı ayrı düzenlenmesi, kanun koyucunun müsaderenin kendisini basit bir güvenlik tedbiri değil, kendine özgü usuli güvenceler gerektiren ayrı bir yargılama konusu olarak gördüğünü ortaya koyar.6

II. Duruşmalı Yargılama Zorunluluğu ve Üçüncü Kişilerin Korunması (m. 257)

m. 256'ya göre verilmesi gereken kararlar, duruşmalı olarak verilir. Bu, m. 259'daki duruşmasız usulün tam karşıtıdır. Müsadere veya iade olunacak eşya ya da diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan üçüncü kişiler de duruşmaya çağrılır ve bu kişiler, sanığın sahip olduğu hakları kullanabilir: itiraz etme, delil sunma, kanun yoluna başvurma dahil. Çağrıya uymamaları ise işlemi ertelemez ve hükmün verilmesini engellemez.2 Bu düzenleme, müsaderenin sanığın kendisiyle sınırlı kalmayan bir etkiye sahip olabileceğini kabul eder. Bir eşya üzerinde sanık dışında bir kişinin (örneğin bir malen sorumlunun) mülkiyet veya sınırlı ayni hakkı varsa, bu kişinin de, tıpkı sanık gibi, kendi sesini duyurabileceği bir duruşma güvencesi vardır (aşağıda Yargı Kararları bölümünde karar 1).

III. Kanun Yolu: Yalnızca İstinaf (m. 258)

m. 256'ya göre verilecek hükümlere karşı Cumhuriyet savcısı, katılan ve m. 257'de belirlenen (eşya/malvarlığı üzerinde hak sahibi) kişiler için yalnızca istinaf yolu açıktır. Bu, CMK'nın doğrudan temyize kapalı tuttuğu, istisnai kanun yolu rejimlerinden biridir. Bu sınırlama, müsadere usulünün, asıl davadan bağımsız, dar kapsamlı bir yan yargılama olması nedeniyle, iki dereceli bir denetimle yetinilmesi gerektiği düşüncesine dayanır.

IV. Suç Konusu Olmayan Eşyanın Müsaderesi: Duruşmasız Basitleştirilmiş Usul (m. 259)

m. 259, m. 256-258'in tam karşıtı bir usul kurar. Suç konusu olmayıp yalnızca müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesine, sulh ceza hâkimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir. Bu ayrımın can alıcı noktası, “suç konusu eşya” ile “sadece müsadereye tâbi eşya” arasındaki sınırdır: TCK m. 54/4 uyarınca üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı bizatihi suç oluşturan eşya (örneğin yasak nitelikte bir ateşli silah), suçun kendisiyle özdeşleştiği için “suç konusu” sayılır ve m. 256-257'nin duruşmalı, yetkili-mahkeme usulüne tabidir; buna karşılık, suçun işlenmesinde araç olarak kullanılan ama kendisi suç oluşturmayan bir eşya, m. 259'un basitleştirilmiş usulüne konu olabilir (aşağıda Yargı Kararları bölümünde karar 2).3 Doktrinde bu ayrım, suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın müsaderesi bağlamında ayrıca derinleştirilir. Bir eşyanın yalnızca suçun işlenmesini kolaylaştıran bir araç mı, yoksa suçun kendisiyle özdeşleşmiş, varlığı bizatihi kanuna aykırı bir nesne mi olduğu sorusu, çoğu zaman ilk bakışta göründüğünden daha güç bir sınıflandırma sorunu doğurur. Aynı tartışma, bir eşyanın müsadereye konu edilmesi yerine yalnızca dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi ihtimalini de kapsar. Kanunda açık bir düzenleme bulunmayan bu ara kategori, uygulamada m. 259'un basitleştirilmiş usulüyle de m. 256'daki ağır usulle de tam örtüşmeyen, kendine özgü bir çözüm olarak işlev görür.7

Yargı Kararları

1) Malen sorumlunun duruşmaya çağrılmadan dosya üzerinden müsadereye karar verilmesi, m. 257'ye aykırıdır

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama soruşturmasında bir şirket hissedarının paylarının müsaderesi istemini inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesi, hem m. 256'nın yetkili mahkeme kuralını hem de m. 257'nin duruşma zorunluluğunu aynı kararda hatırlatmıştır:

…CMK'nın 256/1. maddesinde ‘Müsadere kararı verilmesi gereken hallerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir.’ düzenlemesine yer verildiği cihetle, müsadere talebi ile ilgili karar verme görev ve yetkisinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin görevsiz mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi[;] (…) 5271 sayılı CMK'nın 257. maddesinde yer alan ‘256. maddeye göre verilmesi gereken kararlar, duruşmalı olarak verilir. Müsadere veya iade olunacak eşya veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan kimselerde duruşmaya çağrılır. Bu kişiler, sanığın sahip olduğu hakları kullanabilirler.’ şeklindeki düzenleme karşısında; (…) mal ve hesaplarının müsaderesine karar verilen malen sorumlu[nun], usulüne uygun şekilde davadan haberdar edilip, duruşmaya çağrılarak müsadere konusunda beyanının alınması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilmesi (…) [k]anuna aykırı[dır].4

Karar, m. 256-257'nin iki güvencesinin, doğru mahkemede görülme ve duruşmalı yargılanma, birbirinden bağımsız olarak denetlendiğini gösterir. Sulh ceza hâkimliği hem görevsiz bir merci olarak hareket etmiş hem de esasen görevli olsaydı dahi malen sorumluyu duruşmaya çağırmadan karar vermiş olsaydı ayrıca hukuka aykırı davranmış olacaktı. Malen sorumlunun, sanık olmasa bile, kendi mülkiyet hakkını savunabileceği bir duruşma ortamı, m. 257'nin vazgeçilmez bir unsurudur.

2) Bizatihi bulundurulması suç oluşturan eşya, KYOK verilmiş olsa dahi “suç konusu” sayılır ve m. 259'un basit usulüne girmez

Ruhsatsız silah bulundurma soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine rağmen ele geçirilen tabancanın müsaderesi sorununu inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, m. 259'un uygulama alanını şu şekilde sınırlamıştır:

…uzmanlık raporuna göre 6136 sayılı Kanun'a göre yasak niteliği haiz ateşli silahlar kapsamında mütalaa edilmesi gerektiği belirtilen tabancanın suç konusu olduğu[,] şüpheli hakkında atılı suçu işlediğine yönelik yeterli delil elde edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirlenmekle, Gebze 2. Sulh Ceza Hakimliğinin [müsadere talebini reddeden ve dosyayı görevli mahkemeye yönlendiren] kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.5

Karar, m. 259'un uygulama alanının, KYOK gibi soruşturmayı sona erdiren bir kararla otomatik olarak genişlemediğini gösterir. Şüphelinin silahın niteliğini bilerek bulundurduğuna dair yeterli delil bulunmaması, yani sübjektif unsurun ispatlanamaması, eşyanın objektif olarak “suç konusu” niteliğini ortadan kaldırmaz. Yasak nitelikte bir ateşli silah, kimin bulundurduğuna veya bu kişinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağına bakılmaksızın, kendi niteliği gereği suçun konusu olmaya devam eder. Dolayısıyla müsaderesi, m. 259'un basitleştirilmiş sulh ceza usulüne değil, m. 256'daki yetkili-mahkeme usulüne tabidir.

Dipnotlar

  1. Ziya Koç, Ceza Muhakemesinde Katılan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022). ↩
  2. Ziya Koç, Ceza Muhakemesinde Katılan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022). ↩
  3. İhsan Baştürk, Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanun Yararına Bozma (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2022). ↩
  4. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 26.05.2022, E. 2021/12056, K. 2022/3252. ↩
  5. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 11.12.2025, E. 2025/12154, K. 2025/10539. ↩
  6. Zekeriya Yılmaz, “Eşyanın Müsaderesi Yerine Dosyada Delil Olarak Saklanmasına, Belgenin Geçersizliğine, İşlemin İptaline Karar Verilmesi” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 53, Ocak 2011). ↩
  7. Güneş Okuyucu Ergün, “Suçta Kullanılmak Üzere Hazırlanan Eşyanın Müsaderesi” (Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 153, Mart 2021); Uğur Ersoy ve Sibel Can, “Eşyanın Dosyada Delil Olarak Saklanması Kararı Üzerine Bir İnceleme” (Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 53, Ocak 2023). ↩

Kaynakça

  • Baştürk, İhsan. Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanun Yararına Bozma. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2022.
  • Ersoy, Uğur, ve Sibel Can. “Eşyanın Dosyada Delil Olarak Saklanması Kararı Üzerine Bir İnceleme.” Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 53 (Ocak 2023).
  • Koç, Ziya. Ceza Muhakemesinde Katılan. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022.
  • Okuyucu Ergün, Güneş. “Suçta Kullanılmak Üzere Hazırlanan Eşyanın Müsaderesi.” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 153 (Mart 2021).
  • Yılmaz, Zekeriya. “Eşyanın Müsaderesi Yerine Dosyada Delil Olarak Saklanmasına, Belgenin Geçersizliğine, İşlemin İptaline Karar Verilmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 53 (Ocak 2011).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.