Örgütlü suçlarla mücadelede klasik koruma tedbirleri (arama, elkoyma, tanık dinleme) çoğu zaman yetersiz kalır. Çünkü örgütler kapalı, hiyerarşik ve dışarıdan nüfuz edilmesi güç yapılar kurarlar. Kanun koyucu bu boşluğu doldurmak için iki “gizli koruma tedbiri” öngörmüştür: kolluğun kimliğini gizleyerek örgütün içine sızması (gizli soruşturmacı, m. 139) ve şüphelinin kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin teknik araçlarla izlenmesi (m. 140). Her iki tedbir de klasik koruma tedbirlerinden çok daha ağır bir müdahale niteliği taşıdığından, kanun bunları dar bir katalog suçla ve sıkı usul güvenceleriyle sınırlamıştır.

I. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi (m. 139)

Kanunun 139. maddesi yedi fıkradan oluşur. Birinci fıkra temel şartları kurar:

(1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir.

m. 139/1'in bugünkü hâli, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunla önemli ölçüde daraltılmıştır. Maddenin önceki hâlinde yer alan, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının da gizli soruşturmacı görevlendirebilmesine imkân tanıyan istisna tamamen kaldırılmış, karar verme yetkisi münhasıran hâkime bırakılmıştır. Bu, gizli soruşturmacı tedbirini, m. 140'taki teknik araçlarla izlemeden farklı olarak, savcının acil hâllerde başvurabileceği bir tedbir olmaktan çıkarıp yalnızca önceden alınmış bir hâkim kararına dayanabilecek bir tedbir hâline getirmiştir. Kanun koyucunun burada gizli soruşturmacı tedbirini, teknik izlemeden dahi daha ağır bir müdahale olarak değerlendirdiği söylenebilir.1

Gizli soruşturmacı kurumu hukukumuza ilk kez mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'yla (“gizli görevli” adıyla) girmiş, kavramsal kökeni ise Alman hukukuna dayanmaktadır. Alman Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre gizli soruşturmacı, “kendisine sürekli olarak verilen ve uydurma bir kimlik altında uzun süreli soruşturma yapan, kolluk hizmetine dahil bir memurdur.”2 Gizli soruşturmacı, benzer kavramlardan (bilgi veren/informant, güvenilir adam, ajan provokatör, yeraltı ajanı) ayırt edilmelidir. Bilgi veren bir kolluk mensubu olmayıp belirli bir menfaat karşılığında bilgi aktaran özel bir kişidir. Güvenilir adam örgüt içinde bulunan ama kolluğa bilgi veren bir kişidir. Gizli soruşturmacı ise, bu ikisinden farklı olarak, bizzat örgüt içine sızıp delil toplamakla görevlendirilen bir kamu görevlisidir.3

m. 139/1'in kamu görevlisi şartı, doktrinde tartışmalı bir noktadır. Madde metninde gizli soruşturmacının “mutlak olarak kamu görevlisi” olması öngörülmüştür, özel kişilerin bu görevi üstlenmesi mümkün değildir. Nitekim Alman CMK'sı da aynı şartı arar. Bu sınırlamanın gerekçesi doğrudan adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Kamu görevlisi olmayan, görevlendirilmeden önce herhangi bir güvenilirlik testinden geçmemiş sivil kişilerin beyanlarına ve topladıkları delillere itibar edilmesi hâkimlerde tereddüt yaratacağından, böylesi bir uygulama sanığın savunma hakkını ve hak arama hürriyetini zedeleyebilir.4 Bu tartışma, aşağıda ele alınan Yargıtay içtihadında “gizli soruşturmacı” ile “kimliğini gizleyerek soruşturma yapan adli kolluk görevlisi” arasındaki ayrımın neden bu denli önemli olduğunu da açıklar.

Kimlik değiştirme, m. 139/2'de ayrıca düzenlenir. Soruşturmacının kimliği değiştirilebilir, bu kimlikle hukuki işlemler yapılabilir. Kimliğin oluşturulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması hâlinde gerekli belgeler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir. Yani sahte kimlik yalnızca soruşturmacının kendisini tanıtması için değil, bu kimliği inandırıcı kılacak resmî görünümlü belgelerin üretilmesi için de kullanılabilir. m. 139/3 buna iki güvence ekler. Görevlendirme kararı ve ilgili belgeler yalnızca Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza edilir ve soruşturmacının kimliği görevin sona ermesinden sonra da gizli tutulmaya devam eder. Kovuşturma evresinde tanık olarak dinlenmesi zorunlu olursa, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlar olmaksızın veya sesi ya da görüntüsü değiştirilerek özel bir ortamda dinlenir ve bu noktada Tanık Koruma Kanunu m. 9 kıyasen uygulanır. Bu, 15.08.2017 tarihli 694 sayılı KHK ile eklenen ve doktrinde uzun süre tartışılan bir sorunu (gizli soruşturmacının duruşmada tanıklık yapıp yapmayacağı, kimliğinin bu sırada açıklanıp açıklanmayacağı) yasal olarak çözüme kavuşturan bir fıkradır.

m. 139/4 ise soruşturmacının asli görev yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğün sınırlı bir istisnasını birlikte kurar. Soruşturmacı, izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmayı yapmak ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin delilleri toplamakla yükümlüdür. Hâkim, bu genel yükümlülüğün ötesinde, yalnızca m. 139/7-a-1'deki uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu bakımından, soruşturmacının kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına ayrıca izin verebilir. Kanun koyucunun ses/görüntü kaydını, soruşturmacının genel görev tanımından ayırıp yalnızca tek bir katalog suça özgü ek bir yetkilendirmeye bağlaması dikkat çekicidir.5

m. 139/5 ayrı ve önemli bir sınır çizer. Gizli soruşturmacı hukuka uygun olarak dahi suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. Bu son ibare önemlidir, çünkü aksi hâlde gizli soruşturmacının örgütle özdeşleşmesi ve bir tür örgüt üyesi sayılması riski doğardı. Bu sınır pratikte hassas işler: gizli soruşturmacının örgüt üyelerinden bizzat uyuşturucu madde alması veya temin etmesi, görevinin doğal bir sonucu olarak TCK m. 24'teki “kanun hükmünün yerine getirilmesi” hukuka uygunluk sebebi kapsamında değerlendirilmelidir. Ancak bu sınır da mutlak değildir. Gizli soruşturmacının kendisinin bizzat uyuşturucu madde imal etmesi veya bir saldırıyı önlemek için orantısız bir araca (örneğin daha hafif bir tedbirle bertaraf edilebilecek bir tehlikeyi ateşli silahla karşılamak) başvurması hâlinde hukuka uygunluk sona erebilir.6

Elde edilen bilgilerin kullanım alanı da sıkı biçimde sınırlanmıştır. M. 139/6 uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, yalnızca görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler ise, herhangi bir katalog suç istisnası aranmaksızın, derhâl yok edilir. Bu, m. 139/6'yı m. 135/3'teki iletişim kaydı imhası kuralından daha da katı kılan bir düzenlemedir. İletişimin denetlenmesinde tesadüfen elde edilen ve katalog suça ilişkin bir bilginin kullanılmasına m. 138/2 istisna tanırken, gizli soruşturmacı bağlamında böyle bir istisna öngörülmemiştir. Son olarak m. 139/7, tedbirin uygulama alanını tahdidi biçimde çizer: gizli soruşturmacı ancak, örgütlü işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (TCK m. 188); suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (TCK m. 220, iki/yedi/sekizinci fıkralar hariç); silahlı örgüt kurma veya örgüte silah sağlama suçları (TCK m. 314-315); 6136 sayılı Kanun'daki silah kaçakçılığı suçları; ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'ndaki suçlar bakımından görevlendirilebilir. Dar kapsamlı bu katalog, tedbirin yalnızca gerçekten örgütlü suçluluğa karşı kullanılmasını, münferit suçlarda başvurulan bir araca dönüşmesini engellemeyi amaçlar.

m. 139/6'daki bu imha yükümlülüğü, kişisel verilerin korunması hakkının somut bir görünümüdür. Gizli soruşturmacının faaliyeti sırasında öğrendiği ve görevlendirme kararının kapsamı dışında kalan, suçla bağlantısı bulunmayan bilgilerin istisnasız derhâl yok edilmesi zorunluluğu, koruma tedbirinin belirlenen amacı aşan bir genel gözetim/istihbarat toplama aracına dönüşmesini önlemeyi amaçlar. Bu ortak amaç bakımından m. 135/3'teki iletişim kayıtlarının imhasıyla aynı doğrultudadır.7

II. Teknik Araçlarla İzleme (m. 140)

Teknik araçlarla izleme de mevzuatımıza ilk olarak mülga 4422 sayılı Kanun'la (“gizli izleme” adıyla) girmiş, CMK'nın 1.6.2005'te yürürlüğe girmesiyle bugünkü “teknik araçlarla izleme” adını almıştır. Mülga kanundaki geniş yetki (konut ve ikametgâh dahil her türlü yerin izlenmesi), CMK ile önemli ölçüde daraltılmış, şüphelinin konut ve ikametgâhı madde kapsamından tamamen çıkarılmıştır. Nitekim m. 140/5 kişinin konutunda bu tedbirin hiçbir şekilde uygulanamayacağını açıkça hükme bağlar.8 Tedbir, tıpkı iletişimin denetlenmesinde olduğu gibi, Anayasa m. 13 ve m. 20 ile AİHS m. 8'deki özel hayata saygı hakkının sınırları içinde, kanunla öngörülme, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik ölçütlerine tabidir. 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik de şüphe eşiğini “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” düzeyine yükselterek bu güvenceleri pekiştirmiştir.9

m. 140/1'deki suç kataloğu, m. 135/8'dekiyle büyük ölçüde örtüşen ama aynı olmayan bir listedir. (a) bendi TCK'dan on dört suç grubunu sayar: göçmen kaçakçılığı, insan ticareti ve organ/doku ticareti (m. 79, 80, 91); kasten öldürme (m. 81-83); nitelikli hırsızlık (m. 142), yağma (m. 148-149) ve nitelikli dolandırıcılık (m. 158); uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (m. 188); parada sahtecilik (m. 197); suç işlemek amacıyla örgüt kurma (m. 220/3); fuhuş (m. 227); ihaleye fesat karıştırma (m. 235); tefecilik (m. 241); rüşvet (m. 252); suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (m. 282); Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (m. 302); Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (m. 309, 311-316); Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk (m. 328-331, 333-337). (b)-(d) bentleri ise silah kaçakçılığı (6136 sayılı Kanun), Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'ndaki hapis cezasını gerektiren suçlar ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'ndaki suçları ekler. Dikkat çekici biçimde, m. 135/8'in aksine m. 140/1'in kataloğunda işkence (TCK m. 94-95) ve cinsel saldırı/çocukların cinsel istismarı (TCK m. 102-103) suçları yer almaz. İki katalog arasındaki bu fark, kanun koyucunun teknik izleme ile iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin uygulama alanını özdeş değil, madde bazında ayrıca değerlendirdiğini gösterir. Karar, hâkim tarafından veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından verilir. Savcı kararı yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur ve hâkim en geç yirmi dört saat içinde karar verir (m. 140/2). Tedbirin süresi azami üç hafta olup bir hafta daha uzatılabilir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda ise birer haftalık ek uzatmalarla toplam dört haftaya kadar uzatılabilir. Tedbir gizli soruşturmacı görevlendirilmesiyle birlikte uygulanıyorsa bu süreler iki katına çıkar (m. 140/3). Elde edilen görüntü veya ses kayıtları yalnızca elde edilmelerine sebep olan fiille ilgili olarak kullanılabilir. Gerekmiyorsa derhâl yok edilir (m. 140/4).

III. Nemo Tenetur İlkesi Açısından Gizli Soruşturmacı

Gizli soruşturmacının, kimliğini gizleyerek şüpheliyle güven ilişkisi kurup onu itiraf niteliği taşıyan beyanlarda bulunmaya sevk etmesi, nemo tenetur ilkesi açısından hassas bir alandır. Şüpheli, karşısındakinin bir kamu görevlisi olduğunu bilmediği için, kendi aleyhine delil vermeme hakkını bilinçli biçimde kullanma imkânından fiilen yoksun kalır. Bu gerilim AİHM içtihadında da tanınır. Mahkeme, gizli soruşturmacı aracılığıyla elde edilen itirafların kullanılabilirliğini, tedbirin şüpheliyi aktif olarak konuşmaya “ikna etme” ile şüphelinin zaten anlatmaya hazır olduğu bir şeyi yalnızca “ortaya çıkarma” arasındaki ayrıma göre değerlendirir.10

IV. Tartışmalı Bir Ayrım: Gizli Soruşturmacı mı, Kimliğini Gizleyen Adli Kolluk Görevlisi mi?

Yargıtay içtihadında en çok tekrarlanan ve doktrinle de örtüşen ayrım, m. 139 anlamında dar kapsamlı katalog suça tabi “gizli soruşturmacı” ile, sadece kimliğini açıklamadan (rütbesini, görevini gizleyerek) soruşturma yürüten ve m. 139'un dar katalog sınırlamasına tabi olmayan “adli kolluk görevlisi” arasındadır. Bu ayrım, ajan/provokatör kavramlarıyla da birleşir: devlet organlarının himayesi veya kontrolü altında diğer kişileri bir suç işlemeye teşvik eden kişi “ajan/provokatör” olarak adlandırılır ve bu kavram ikiye ayrılır: yalnızca zaten işlenmekte olan bir suçun ortaya çıkarılması ve delil elde edilmesi için fırsat yaratan görevli “gizli ajan” sayılırken, bir kişiyi suç işlemeye bizzat yönlendiren ve bu yönlendirme olmasaydı suçun hiç işlenmeyecek olduğu görevli “ajan provokatör” sayılır ve topladığı deliller hukuka aykırı kabul edilir.11

Bu ayrımın Yargıtay içtihadındaki yerleşik ifadesi nettir: Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre “gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi, hiçbir zaman kışkırtıcı ajan (…) olarak nitelendirilemez”. Bu değerlendirme, görevlendirilen kolluk görevlisinin somut olayda görevi kapsamında hareket edip etmediğinin, yani sınırı aşıp aşmadığının belirlenmesiyle başlar. Sınır aşılmışsa ajan provokatörden, aşılmamışsa olaydaki kolluk görevlisinin niteliğine göre ajandan veya gizli ajandan söz edilir. AİHM'in bu konudaki denetimi de, iç hukuktaki sınıflandırmadan bağımsız olarak, esas itibarıyla “devlet görevlilerinin failin suç işlemeye zaten meyilli olup olmadığını, yoksa suçu bizzat kendilerinin mi kışkırttığını” sorgular.12

Yargı Kararları

1) Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin tanık olarak dinlenmesinde soru sorma hakkının korunması

Bir uyuşturucu madde ticareti davasında, m. 139 kapsamında görevlendirilmiş ancak aslında “adli kolluk görevlisi” statüsünde oldukları anlaşılan kamu görevlileri, yerel mahkemece sanık ve müdafiinin bulunmadığı ayrı bir oturumda, kimlik bilgileri de gizli tutularak tanık olarak dinlenmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, tanıklara yönelik somut ve gerçek bir tehdit bulunmadığını, yerel mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin varsayıma dayandığını tespit ederek direnme hükmünü bozmuştur:

Adli kolluk görevlisi olan tanıkların kimliklerinin ortaya çıkmasının, kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturduğuna (…) ilişkin, genel bir korkunun ötesinde doğrudan doğruya sanıktan kaynaklanan, tanıklara yönelmiş tehdit, baskı, cana ve mala zarar verileceğine dair somut bir korkunun varlığını gösteren herhangi bir tespitin bulunmaması karşısında; tanıkların açık kimlik bilgilerinin tespiti suretiyle mahkeme huzurunda dinlenmelerinin, yürütülmekte olan veya ileride yürütülebilecek soruşturmalar bakımından suç ve suçlulukla mücadeleye zarar vereceğine ilişkin Yerel Mahkemece direnme kararına konu hükmün gerekçesinde yer verilen değerlendirmelerin, varsayıma dayanan, usul ve yasaya uygun düşmeyen değerlendirmeler olduğu kabul edilmelidir.13

CGK, ayrıca CMK m. 58/3'teki “tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntü aktarımı yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır” hükmünü hatırlatarak, kimlik bilgileri gizli tutulsa bile tanığın sanık ve müdafiinin hazır bulunduğu oturumda ses ve görüntü aktarımıyla dinlenmesi ve soru sorma hakkının tanınması gerektiğini vurgulamıştır. Kararın altında yatan ilke, gizli soruşturmacı veya adli kolluk görevlisi sıfatıyla toplanan delillerin, m. 139'un katalog suç sınırına uygun olsa dahi, duruşmada çelişmeli yargılama ve soru sorma güvencelerinden muaf tutulamayacağıdır.

2) Gizli soruşturmacı ile gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin ayrımı ve ajan provokatör yasağı

m. 139'un dar katalog suç sınırı, kolluğun kimliğini gizleyerek yürüttüğü her faaliyeti kapsamına almaz. Belirleyici ölçüt, görevlinin failin zaten işlemekte olduğu bir suça yalnızca müdahil olup olmadığı, yoksa onu suça teşvik mi ettiğidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ayrımı açıkça ortaya koymuştur:

Kolluk görevlisinin, Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel görevi kapsamında, kimliğini gizleyerek, alıcı rolüne girip, kışkırtma yoluna gitmeden (suça azmettirmeden veya teşvik etmeden), şüpheliden uyuşturucu madde alması mümkün olup bu şekilde elde edilen delil hukuka uygundur. (…) Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel görevleri kapsamında kolluk görevlilerinin, kimliklerini gizleyip alıcı rolüne girerek sanıklardan eroin almaları mümkün olduğundan, somut olaydaki iki kolluk görevlisini, gizli soruşturmacı değil kimliğini gizleyen kolluk görevlisi olarak kabul etmek gerekir.14

Bu karar, yukarıda değinilen doktrindeki ayrımın Yargıtay tarafından da benimsendiğini gösterir: kolluğun kimliğini gizleyerek delil toplaması her zaman m. 139'un dar katalog suç sınırına tabi değildir, ancak bu durumda devreye giren güvence farklıdır. Azmettirme ve teşvik yasağı, yani failin zaten işlemekte olduğu bir suça yalnızca müdahil olunması, failin suç işlemeye kolluk tarafından sevk edilmemesi şartı.

3) Katalog dışı suçlarda kimliği gizlenerek delil toplanmasının hukuka aykırılığı

İki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan çerçeve, üçüncü bir kararda kendi sınırlarıyla yeniden teyit edilmiştir. Örgüt faaliyeti kapsamında işlenmeyen bir suçta, kolluğun kimliğini gizleyerek delil toplaması, azmettirme yasağına uyulsa dahi m. 139'un kapsamı dışında kalır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi bu sınırı şöyle çizmiştir:

CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı tedbirine ancak, CMK'nın 139. maddesinde sayılan katalog içerisinde yer alan suçu işleyen örgüt ve örgüt mensubu suçlu aleyhine başvurulabileceği ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenmeyen suçlar yönünden gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceğinden parada sahtecilik, uyuşturucu madde ticareti ile fuhuş gibi suçlarda faile ulaşmak ve delil elde etmek amacıyla kolluk görevlisinin kimliği gizlenerek delil toplanmasının hukuka uygun olup olmadığı ile bunun hangi hallerde hukuka uygun sayılacağının tespiti gerekir.15

Bu üç karar birlikte okunduğunda, m. 139'un uygulama alanının Yargıtay tarafından bilinçli biçimde dar tutulduğu ve bu tedbirle toplanan delillerin ayrıca duruşma güvencelerine tabi olduğu görülür: hem suç tipi (yalnızca katalog suçlar) hem de tanıklık aşamasındaki çelişmeli yargılama hakkı ayrı ayrı denetlenmekte, bunlardan biri eksikse elde edilen delil, görevlendirilen kişi resmî olarak “gizli soruşturmacı” unvanını taşısa dahi, hukuka aykırı sayılmaktadır.

Dipnotlar

  1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 139/1, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 27. maddesiyle değişik. ↩
  2. Ramadan Sanıvar, “Ceza Muhakemesinde Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi Tedbiri,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 40 (Ağustos 2019). ↩
  3. Sanıvar, Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi Tedbiri. ↩
  4. Engin Parlak, “Gizli Soruşturmacı Kavramına Genel Bir Bakış (Benzer Kavramlar Paralelinde Bir Değerlendirme),” Terazi Hukuk Dergisi, S. 48 (Ağustos 2010). ↩
  5. Sanıvar, Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi Tedbiri. ↩
  6. Zafer İçer, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçları (TCK M. 188/1, 3) Bakımından Hukuka Uygunluk Sebepleri ve Kusurluluğu Kaldıran Hallerin Değerlendirilmesi,” On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022, s.401-410. ↩
  7. Zeynel T. Kangal, Kişisel Verilerin Ceza ve Kabahatler Hukukunda Korunması (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2019). ↩
  8. Adem Kartal, “Teknik Araçlarla İzleme ve Elde Edilen Delillerin Değerlendirilmesi,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 98 (Ekim 2014). ↩
  9. Kartal, Teknik Araçlarla İzleme. ↩
  10. Abdurrahman Burak Karahan, Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2025). ↩
  11. Ezgi Çırak, “Uyuşturucu Madde Ticareti Suçlarında Gizli Soruşturmacı Tedbirinin Uygulanması,” On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022, s.300-305. ↩
  12. Adem Sözüer ve Muhammet Kahveci, ed., İçtihatlarla İnsan Hakları: Ceza Hukukuna İlişkin AİHM Kararlarının İncelemeleri (1) (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2023). ↩
  13. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.01.2020, E. 2017/721, K. 2020/42. ↩
  14. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 09.06.2015, E. 2015/10-337, K. 2015/197. ↩
  15. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 21.05.2018, E. 2017/8299, K. 2018/7717. ↩

Kaynakça

  • Çırak, Ezgi. “Uyuşturucu Madde Ticareti Suçlarında Gizli Soruşturmacı Tedbirinin Uygulanması.” On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022, s.300-305.
  • İçer, Zafer. “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçları (TCK M. 188/1, 3) Bakımından Hukuka Uygunluk Sebepleri ve Kusurluluğu Kaldıran Hallerin Değerlendirilmesi.” On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2022, s.401-410.
  • Kangal, Zeynel T. Kişisel Verilerin Ceza ve Kabahatler Hukukunda Korunması. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2019.
  • Karahan, Abdurrahman Burak. Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ağustos 2025.
  • Kartal, Adem. “Teknik Araçlarla İzleme ve Elde Edilen Delillerin Değerlendirilmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 98 (Ekim 2014).
  • Parlak, Engin. “Gizli Soruşturmacı Kavramına Genel Bir Bakış (Benzer Kavramlar Paralelinde Bir Değerlendirme).” Terazi Hukuk Dergisi, S. 48 (Ağustos 2010).
  • Sanıvar, Ramadan. “Ceza Muhakemesinde Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi Tedbiri.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 40 (Ağustos 2019).
  • Sözüer, Adem ve Muhammet Kahveci, ed. İçtihatlarla İnsan Hakları: Ceza Hukukuna İlişkin AİHM Kararlarının İncelemeleri (1). İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2023.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.