Anayasa Mahkemesinin kendi tanımıyla yakalama, kişinin özgürlüğünün gözaltı işleminden önce geçici ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınmasıyken; gözaltı, yakalanan kişi hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla kişinin yetkili hâkim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanuni süre içinde özgürlüğünün kısıtlanmasını öngören ayrı bir koruma tedbiridir.1 Bu ayrım kâğıt üzerinde ince görünse de, iki kurumun tabi olduğu süre ve denetim rejimleri tamamen farklıdır.

I. Gözaltı Süresi, Uzatılması ve İstisnai Rejim (m. 91-92)

Gözaltı süresinin hesaplanması ve gözaltına almanın şartları, m. 91/1-2'de şöyle düzenlenmiştir:

(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz. (2) Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.

Doktrinde vurgulandığı üzere, bu yirmi dört saatlik sürenin başlangıç anı gözaltı kararının verildiği an değil, yakalamanın bizzat gerçekleştiği andır. Bu, uygulamada sıkça gözden kaçan bir ayrıntıdır.2 m. 91/2'nin kurduğu çift şart da gözden kaçırılmamalıdır. Gözaltı, salt bir suç şüphesi yeterli görülerek değil, ancak tedbirin soruşturma bakımından zorunlu olduğu ve bu şüpheyi destekleyen somut delillerin bulunduğu hâllerde uygulanabilir. Yakalanan kişi zaten kimliği belliyse ve kaçma ya da delil karartma tehlikesi yoksa, gözaltına alma yerine doğrudan serbest bırakma tercih edilmelidir.

Gözaltı süresinin uzatılması ihtimali m. 91/3'te ayrı bir fıkrada düzenlenir:

(3) Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir.

Bu hükmün iki güvencesi birlikte okunmalıdır. Uzatma yalnızca toplu suçlarda (m. 2 tanımı uyarınca, aralarında iştirak iradesi bulunmasa dahi üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suçlarda) mümkündür ve her defasında en fazla bir günlük dilimler hâlinde, toplamda üç günü aşmayacak şekilde uygulanabilir. Ayrıca bu uzatma emri gözaltına alınan kişiye derhâl tebliğ edilmek zorundadır. Tebliğ edilmeyen bir uzatma kararı, kişinin m. 91/5'teki itiraz hakkını fiilen kullanılamaz hâle getirir.

Kanun, suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla ayrı ve istisnai bir gözaltı rejimini de m. 91/4'te düzenlemiştir:

(4) Suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir. (…) Kişi serbest bırakılmazsa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır.

Bu istisnai yetkinin uygulama alanı, maddenin kendi içinde altı bentte (a-f) tahdidi olarak sayılmıştır. Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar; TCK'da düzenlenen kasten veya taksirle öldürme, kasten yaralama, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, hırsızlık, yağma, uyuşturucu madde imal ve ticareti, bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma, fuhuş ve kötü muamele suçları; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'ndaki suçlar; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 33/1-a maddesindeki suçlar; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'na dayanılarak ilan edilen sokağa çıkma yasağının ihlali; ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m. 3'teki suçlar. m. 91/4'ün öngördüğü dört günlük azami süre, doktrinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla doğrudan bağlantılı olarak değerlendirilir. AİHM, olağan hâllerde kişiyi tutma süresini azami dört günle sınırlamış, bu sürenin üzerinde özgürlükten yoksun bırakmayı, kişi üzerinde baskı unsuru oluşturarak itiraf almaya sebep olabileceği, gözaltında kötü muamele riski doğurabileceği gerekçesiyle Sözleşme ihlali saymıştır. Terör suçlarında ise Mahkeme daha uzun süreleri, yeterli güvenceler sağlandığı sürece Sözleşmeye aykırı bulmayabilmektedir. Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık kararında altı gün on dört saatlik bir gözaltı süresi yeterli güvence bulunması nedeniyle onaylanmışken, Brogan ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararında dört gün altı saatlik bir gözaltı, aynı yeterlilik sağlanamadığından Sözleşmeye aykırı bulunmuştur.3

m. 91/4'teki kolluk amiri yetkisinin tarihçesi ve sınırları açıklayıcıdır. Bu istisnai yetki 2015 tarihli 6638 sayılı “İç Güvenlik Paketi” ile kanuna eklenmiş, amacı kolluğun suçüstü hâlinde yakaladığı şüpheli hakkında acele soruşturma işlemlerini hızla yürütebilmesi olmuştur. Ancak bu yetkinin kapsamı dar yorumlanmalıdır. Kolluk amirinin gözaltı kararı verebilmesi, ona gözaltına alınan kişi hakkında ifade alma, fizik kimliğin tespiti, yer gösterme veya teşhis gibi işlemleri de kendiliğinden yapma yetkisi vermez. Bu işlemler için Cumhuriyet savcısının ayrıca talimatı gerekir.4 m. 91/2'deki “somut delil” ölçütünün tarihsel arka planı da aydınlatıcıdır. Hükmün ilk hâlinde yer alan “kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığı” ifadesi, basit şüpheyle gözaltına almanın yol açtığı hak ihlalleri gerekçe gösterilerek değiştirilmiş ve bugünkü “somut delil” eşiğine yükseltilmiştir. Bu değişikliğin doğal sonucu, soruşturmanın başlaması için yeterli olan basit şüphenin, tek başına gözaltına alma kararı için artık yeterli sayılmamasıdır. Bu şartlar sağlanmadan verilen bir gözaltı kararı ve bu karar sonucunda elde edilen deliller hukuka aykırı sayılır.5

Gözaltına itiraz mekanizması m. 91/5'te düzenlenmiştir. Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii, kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Hâkim incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmi dört saat dolmadan sonuçlandırır. Gözaltı süresi dolduğunda veya hâkim kararıyla serbest bırakılan kişi hakkında, yeni ve yeterli delil bulunmadıkça ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça aynı nedenle yeniden yakalama yapılamaz (m. 91/6). Gözaltına alınan kişi bırakılmazsa, en geç bu süreler sonunda sulh ceza hâkimi önüne çıkarılıp sorguya çekilir, sorguda müdafi de hazır bulunur (m. 91/7). Gözaltı işlemlerinin bizzat yürütülüşü de denetimsiz değildir. Cumhuriyet başsavcıları veya görevlendirecekleri savcılar, nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, gözaltına alınanların durumlarını, gözaltı neden ve sürelerini, gözaltıyla ilgili tüm kayıt ve işlemleri adli görevlerinin gereği olarak denetler ve sonucunu Nezarethaneye Alınanlar Defterine kaydeder (m. 92).

II. Yakalanan Kişinin Hâkim Önüne Çıkarılması (m. 94)

m. 94, gözaltı süresi sonunda hâkim önüne çıkarma yükümlülüğünün usulünü üç fıkrada ayrıntılandırır:

(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılır. (2) Yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hâkim veya mahkeme tarafından bu kişinin sorgusu yapılır veya ifadesi alınır. (3) İfadesi alınmak amacıyla düzenlenen yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan ve belirlenen tarihte yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt eden kişinin serbest bırakılması, Cumhuriyet savcısı tarafından emredilebilir. Bu hüküm her yakalama emri için ancak bir kez uygulanabilir. Taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye, yakalama emrinin düzenlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk lirası idari para cezası verilir.

m. 94/1'in koyduğu yirmi dört saatlik kural, fiziksel olarak hâkim önüne çıkarmayı esas alır. Ancak m. 94/2 bu kuralın istisnasını (SEGBİS türü sesli-görüntülü iletişim sistemiyle sorgu/ifade alınması) tanır. Doktrinde bu “derhal hâkim önüne çıkarma” güvencesinin AİHS m. 5/3'teki karşılığına da değinilir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasındaki “derhal” ifadesi somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir, ancak bu değerlendirme hiçbir zaman devletin derhal salıvermeyi sağlama veya derhal yargısal makam önüne çıkarma yükümlülüğünü ortadan kaldıracak noktaya getirilemez.6 m. 94/3 ise dar bir istisna daha getirir. Yalnızca ifadesi alınmak amacıyla düzenlenen bir yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan kişi, belirlenen tarihte yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt ederse Cumhuriyet savcısı tarafından serbest bırakılabilir. Bu imkân her yakalama emri için yalnızca bir kez kullanılabilir ve taahhüdün yerine getirilmemesi doğrudan idari para cezasını (bin Türk lirası) doğurur.

Yargı Kararları

1) Dört gün altı saatlik gözaltının “derhal hâkim önüne çıkarma” güvencesini ihlal etmesi (AİHS m. 5/3)

m. 91/4'ün öngördüğü azami dört günlük gözaltı süresinin dayanağı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı, bu sürenin üst sınır olduğunu, aşılması hâlinde, terör soruşturmaları dahil, Sözleşme ihlali doğacağını açıkça ortaya koymuştur:

Kuzey İrlanda'da terörle mücadele mevzuatı uyarınca dört gün altı saat gözaltında tutulan başvurucular bakımından, Mahkeme, ulusal güvenlik kaygılarının ve terörle mücadelenin özel güçlüklerinin gözaltı süresini bir ölçüde uzatabileceğini kabul etmekle birlikte, dört günü aşan bir sürenin, yargısal denetimin gecikmeksizin sağlanması gerektiğini öngören, Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasındaki “derhal” ölçütüyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Bu süre aşımı, herhangi bir istisnai hâl bildirimi (m. 15) yapılmadığı sürece haklı gösterilemez.7

Kararın gösterdiği ölçüt açıktır. Dört günlük sınır, ulusal hukukun terör soruşturmalarına tanıdığı geniş yetkiler ne olursa olsun, yargısal denetimin geciktirilebileceği mutlak bir üst sınır değildir. Bu süre dahi, somut olayda gerçek bir istisnai hâl bulunmadıkça, aşıldığı anda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açar. CMK m. 91/4'ün Türk hukukuna aynı dört günlük sınırı taşıması, doğrudan bu içtihadın bir yansımasıdır.

Dipnotlar

  1. Esra Alan, “Güncel Sorunlar Işığında Yakalama ve Gözaltına Alma,” Terazi Hukuk Dergisi, C. 4, S. 34 (Haziran 2009): 51-67. ↩
  2. Alan, “Güncel Sorunlar Işığında Yakalama ve Gözaltına Alma.” ↩
  3. Bahar Konuk Sommer, Bir Temel Hak Garantisi Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı: 2. “Derhal” Çıkarılma (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 245-246. ↩
  4. Şerif Ahmet Öztürk, “Kolluğun Gözaltı Yetkisi,” Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Nisan 2020). ↩
  5. Öztürk, “Kolluğun Gözaltı Yetkisi.” ↩
  6. Konuk Sommer, “Derhal” Çıkarılma, 245. ↩
  7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Brogan ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 29.11.1988, Başvuru No. 11209/84, 11234/84, 11266/84, 11386/85. ↩

Kaynakça

  • Alan, Esra. “Güncel Sorunlar Işığında Yakalama ve Gözaltına Alma.” Terazi Hukuk Dergisi, C. 4, S. 34 (Haziran 2009): 51-67.
  • Konuk Sommer, Bahar. Bir Temel Hak Garantisi Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı: 2. “Derhal” Çıkarılma. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
  • Öztürk, Şerif Ahmet. “Kolluğun Gözaltı Yetkisi.” Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Nisan 2020).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.