Bir kovuşturma, tek bir sonuçla değil, kanunun tek tek saydığı yedi farklı hüküm türünden biriyle noktalanır: beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, düşme ve, dar anlamda hüküm sayılmasa da kanun yolu bakımından hükümle eş tutulan, adli yargı dışı görevsizlik kararı (m. 223/1, 10). Bu yedili arasındaki seçim, göründüğünden çok daha fazla sonuç doğurur. Aynı “beraat” veya aynı “ceza verilmesine yer olmadığı” başlığı altında bile, hangi bende dayanıldığına göre sanığın masumiyet karinesinden yararlanma derecesi, yargılama giderlerinin kimin üzerinde kalacağı ve sonraki bir tazminat davasındaki konumu değişebilir.

I. Beraat Kararının Beş Sebebi ve Aralarındaki Fark (m. 223/2)

Kanun, beraat kararını beş ayrı sebebe bağlar: fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması (a), suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması (b), failin kast veya taksirinin bulunmaması (c), bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı (d) ve suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması (e). Uygulamada en sık karıştırılan ayrım, (b) ve (e) bentleri arasındadır.1 (b) bendi, olumlu bir tespiti ifade eder. Sanığın suçu işlemediği kesin olarak ortaya konmuştur, örneğin olay anında başka bir yerde olduğu kanıtlanmıştır. (e) bendi ise tam tersine, bir belirsizliği ifade eder. Sanığın suçu işlediği de, işlemediği de kesin olarak ortaya konamamıştır. Beraat, yalnızca şüpheden sanık yararlanır ilkesinin bir sonucu olarak verilir.

Bu fark, salt akademik değildir. Doktrinde (e) bendine dayanan beraat, delil yetersizliğinden verildiği için “ikinci sınıf beraat” olarak adlandırılır ve AİHS m. 6/2'deki masumiyet karinesi bakımından özel bir dikkat gerektirir. Gerekçede, sanığın suçu işlediğine dair bir şüphenin varlığından söz edilmesi, beraat kararı verilmiş olsa dahi, masumiyet karinesini zedeler. Gerekçe, yalnızca mahkûmiyete yeterli kesin delilin bulunmadığını, sanığın suçu işlediğine dair bir kanaat ima etmeksizin ortaya koymalıdır.2

(e) bendinin sınırlarını aşan bir kullanımı, doktrinde ayrıca eleştirilir. Bu bent, her tereddütte başvurulabilecek genel-geçer bir sığınak değil, yalnızca gerçekten ikna edici bir sonuca ulaşılamadığı hâllere özgü istisnai bir sebep olarak uygulanmalıdır. Aksi hâlde hem şüpheden sanık yararlanır ilkesi hem de lekelenmeme hakkı, kararın kendisinden çok gerekçesinin savruklaşmasıyla zedelenir. Karşılaştırmalı hukukta bu sorunun farklı çözümleri vardır: Türk hukukunda olduğu gibi tek bir beraat hükmünü birden fazla gerekçeye bölmek bir yöntemdir; İskoçya hukukundaki gibi beraatle aynı sonucu doğuran ama ondan ayrı, kendine özgü bir hüküm türü yaratmak ise bir başka yöntemdir. Ne var ki her iki yöntem de beraat eden kişinin toplum nezdinde damgalanması riskini tümüyle ortadan kaldıramamaktadır.3

Beraat ve CYOK kararlarının ortak işlevi, sanığın “aklanma hakkı” bağlamında değerlendirilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıyla esastan verilen bir karar, suç ithamıyla örselenen şeref ve itibarın toplum önünde onarılmasını sağlar. Anayasa m. 17'nin devlete yüklediği şeref ve itibarı koruma yükümlülüğü, kişiyi bir suçla itham etme yetkisinin doğal bir dengesi olarak, o kişinin bu ithamdan esastan bir kararla kurtulmasını isteme hakkını da içerir.4

II. Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararının İki Farklı Kökü (m. 223/3-4)

“Ceza verilmesine yer olmadığı” (CYOK) başlığı, aslında birbirinden köken itibarıyla tamamen farklı iki durumu tek bir sonuca bağlar. m. 223/3'teki CYOK, kusursuzluk temellidir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâli ya da geçici nedenlerin bulunması (a), hukuka aykırı fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi ya da zorunluluk hâli veya cebir veya tehdit etkisi (b), meşru savunmada sınırın heyecan/korku/telaş nedeniyle aşılması (c) veya kusurluluğu ortadan kaldıran bir hataya düşülmesi (d) hâllerinde, fiil suç olarak gerçekleşmiştir ama failin kusuru yoktur.5 m. 223/4'teki CYOK ise tam tersine cezasızlık temellidir. Fiil suç olarak gerçekleşmiş ve fail kusurludur, ancak kanun koyucu, etkin pişmanlık, şahsî cezasızlık sebebi, karşılıklı hakaret veya haksızlık içeriğinin azlığı gibi, ceza politikası tercihleriyle failin cezalandırılmasından vazgeçmiştir. Aynı sonuç ibaresinin ardında, biri isnat edilebilirlikle ilgili, diğeri salt ceza politikasıyla ilgili iki ayrı hukuki mekanizma gizlidir.

Bu ayrımın somut bir görünümü, hukuka aykırı fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi hâlinde ortaya çıkar. Emri veren âmir, hukuka uygunluk nedeninden yararlanamadığı için, eylemi hukuka aykırı kaldığından, ancak m. 223/2-d uyarınca beraat edebilecek bir failden farklı konumdadır. Emri yerine getiren ast ise, kusuru ortadan kalktığından m. 223/3-b uyarınca CYOK kararıyla karşılaşır. Aynı fiilin iki failinden biri beraat eder, diğeri CYOK kararı alır. Çünkü ikisinin hukuki konumu, görünürdeki fiil benzerliğine rağmen köklü biçimde farklıdır.

m. 223'ün hüküm çeşitlerini bu denli ayrıntılı biçimde tek tek sayması, salt usule ilişkin bir tercih değildir. Madde, aslında Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç genel teorisinin, tipiklik, hukuka aykırılık ve kusurluluk unsurlarının, ceza muhakemesindeki karşılığını oluşturur. Beraatin (a)-(e) bentleri ile CYOK'un (m. 223/3) bentleri arasındaki ayrım, aslında suç genel teorisindeki unsur eksikliklerinin hangi aşamada gerçekleştiğinin bir yansımasıdır. Tipiklik veya hukuka aykırılık düzeyindeki bir eksiklik beraatle, yalnızca kusurluluk düzeyindeki bir eksiklik ise CYOK ile sonuçlanır. Bu bakımdan m. 223, muhakeme hukuku ile maddi ceza hukukunun kesiştiği, iki disiplinin birbirini doğrudan etkilediği bir düzenlemedir.6

III. Mahkûmiyet, Düşme ve Derhal Beraat Önceliği (m. 223/5-9)

Suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olması hâlinde mahkûmiyet kararı verilir (m. 223/5). Aynı sabitlik, mahkûmiyet yerine veya onun yanı sıra bir güvenlik tedbirine hükmedilmesini de mümkün kılar (m. 223/6). Aynı fiil nedeniyle aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir (m. 223/7). Bu, ne bis in idem ilkesinin (aynı fiilden iki kez yargılanmama) usule yansımasıdır. Türk Ceza Kanunu'ndaki düşme sebeplerinin varlığı ya da bir soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde ise davanın düşmesine karar verilir. Şart henüz gerçekleşmemişse, gerçekleşmesini beklemek üzere itiraz edilebilir bir durma kararı verilir (m. 223/8).

m. 223/9 ise bu sıralamaya bir öncelik kuralı ekler. Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya CYOK kararı verilemez. Bu kural, mahkemenin önündeki iki farklı çıkış yolu arasında, teknik açıdan her ikisi de mümkün görünse dahi, sanık lehine olanın tercih edilmesini zorunlu kılar. Dava zamanaşımı gerçekleşmiş olsa dahi, fiilin baştan itibaren suç oluşturmadığı herhangi bir araştırma gerektirmeksizin anlaşılıyorsa, mahkeme zamanaşımı nedeniyle düşme değil, doğrudan beraat kararı vermek zorundadır.7

m. 223/7'deki davanın reddi kararı, doktrinde ayrıca ne bis in idem (aynı fiilden iki kez yargılanmama) ilkesinin ceza muhakemesindeki en doğrudan görünümü olarak incelenir. Aynı sanık, aynı fiil nedeniyle daha önce kesinleşmiş bir hükme veya hâlen görülmekte olan bir davaya konu olmuşsa, ikinci yargılamanın devamı, o hükmün veya davanın sonucundan bağımsız olarak, kabul edilemez. Kural, kişinin aynı eylem dolayısıyla muhakemeye konu edilme yetkisinin bir kez kullanılmakla tükendiği düşüncesine dayanır. Aynı ilke, m. 223/10'daki adli yargı dışı görevsizlik kararı bakımından işlemez. Bu karar hüküm sayılmadığından, ilgili fiil hakkında adli yargıda ayrıca dava açılmasına, ve gerekirse m. 223/7 uyarınca ret kararı verilmesine, engel değildir.8

Beraat ile düşme kararı arasındaki fark, yalnızca dogmatik değil, maddi bir sonuç da doğurur. Koruma tedbirlerinden zarar görenlere tazminat ödenmesini düzenleyen mevzuat bakımından, davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesi ile beraatle sonuçlanması aynı kefeye konulamaz. Devletin, zamanaşımının gerçekleşmesinden kaynaklanan bir sonuç için tazminat yükümlülüğü, beraatle sonuçlanan bir yargılamadaki yükümlülükten farklı bir hukuki temele oturur. m. 223/9'un derhâl beraat önceliği, bu bakımdan yalnızca hükmün adını değil, sanığın sonraki bir tazminat talebindeki konumunu da doğrudan belirler.9

IV. Oy Sayısı ve Karşı Oy (m. 224)

Heyet hâlinde çalışan mahkemelerde karar ve hükümler oybirliği veya oyçokluğuyla verilir. Karşı oy kullanan üyenin görüşü ve bu görüşün gerekçesi, tutanakta ayrıca gösterilir (m. 224). Karşı oyun tutanağa geçirilme zorunluluğu, salt bir şeffaflık kuralı değildir. Kanun yolu merciinin denetimi bakımından, çoğunluğun hangi noktada ayrıştığını ve bu ayrışmanın hangi gerekçeye dayandığını görünür kılar.

V. Hükmün Konusu: Davasız Yargılama Olmaz ve Nitelendirme Serbestisi (m. 225)

m. 225, hükmün sınırlarını iki yönde çizer. Birinci fıkra, davasız yargılama olmaz ilkesini somutlaştırır. Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilebilir. İddianamede usulünce anlatılmamış bir fiil, ne kadar dosya içeriğinden anlaşılıyor olursa olsun, hükmün konusu olamaz.10 İkinci fıkra ise bunun tam karşı kutbunu oluşturur. Mahkeme fiille bağlıdır ama fiilin hukuki nitelendirilmesiyle bağlı değildir (iura novit curia ilkesinin ceza muhakemesindeki görünümü). İddianamede hangi suç adı veya sevk maddesi gösterilmiş olursa olsun, mahkeme sabit gördüğü fiili doğru hukuki kalıba kendisi yerleştirir. Bu yetkinin tek sınırı, nitelendirme değişikliğinin sanığı savunmasız bırakmaması gerekliliğidir (m. 226'daki ek savunma hakkı). Ayrı bir yazının konusu olduğundan burada yalnızca hatırlatılmakla yetinilecektir.

m. 225/1 ile m. 226 arasındaki bağ, doktrinde tartışmalı bir noktayı gündeme getirir. Suçun hukuki niteliğinin duruşma sırasında değişmesi üzerine sanığa veya müdafiine ek savunma hakkı usulünce tanınmış olmasına rağmen, sanığın bu hakkı kullanmaya gelmemesi ve haklı bir mazeret de bildirmemesi hâlinde davanın sonuçlandırılıp sonuçlandırılamayacağı kanunda açıkça düzenlenmemiştir. Doktrindeki hâkim görüşe göre, mahkemenin ek savunma hakkını usulünce tanımış olması yeterli olup, bu hakkı bizzat kullanıp kullanmama tercihi sanığa aittir. Aksi kabul, sanığa tanınan bir güvenceyi, sanığın kendi iradesiyle davayı sürüncemede bırakabileceği bir araca dönüştürür.11

m. 223'te sayılan hüküm çeşitlerinin tamamı, sonuçta kovuşturma evresinin diyalektik yapısının, iddia, savunma ve yargılama makamlarının karşılıklı tartışmasının, ulaştığı bir sonucu ifade eder. Hükmün gerekçeli olması zorunluluğu ile hazır bulunanlara tefhim, bulunmayanlara tebliğ edilmesi kuralı, seride ayrı yazılarda ele alınan istinaf ve temyiz denetiminin önkoşulunu oluşturur. Bu bakımdan m. 223-225, yalnızca kovuşturmanın nasıl bittiğini değil, bir üst merciin bu bitişi nasıl denetleyebileceğinin de temelini kurar.12

Yargı Kararları

1) İddianame hem davayı açar hem sınırlarını çizer, mahkeme fiille bağlıdır, nitelendirmeyle değil

m. 225'in iki fıkrasını, davasız yargılama olmaz ilkesi ile nitelendirme serbestisini, birlikte ve doktriner bir derinlikle işleyen bir kararı, zimmet ve resmi belgede sahtecilik suçlarına ilişkin bir davada Ceza Genel Kurulu vermiştir:

Yasanın öngördüğü şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame/dava açan belge, davayı hem açar hem de sınırlarını tayin eder. Yargılama ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında icra edilir. Hüküm de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir (CMK Madde 225). (…) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan dolaylı olarak söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olay bağlamında değil doğrudan ve bağımsız olarak açıklanması gerekir. (…) Mamafih, fiille bağlı olan mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir (CMK madde 225). Davaya konu edilen ve sabit görülen fiilin hukuki vasıflandırılması mahkemeye ait bir yetkidir.13

Karar, m. 225'in iki fıkrasının birbirini tamamlayan ama yönleri ters iki sınır çizdiğini gösterir. Birinci fıkra mahkemenin yetkisini fiil düzleminde daraltırken (iddianamede anlatılmayan bir fiil hükme konu olamaz), ikinci fıkra aynı yetkiyi hukuki nitelendirme düzleminde genişletir (mahkeme, iddia makamının veya savunmanın önerdiği suç adıyla bağlı değildir). Bu iki sınırın birlikte okunması, mahkemenin gerçekte ne üzerinde tam yetkili, ne üzerinde yetkisiz olduğunu netleştirir. Mahkeme, “ne olduğu” sorusunda iddianameye bağlıyken, “bunun hangi suç olduğu” sorusunda tamamen serbesttir.

2) Derhal beraatı gerektiren bir hâl varsa, zamanaşımı dahi düşme kararını haklı kılmaz

m. 223/9'un derhal beraat önceliğinin somut bir uygulamasını, tefecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarına ilişkin bir davada Yargıtay 5. Ceza Dairesi ortaya koymuştur. Dava zamanaşımının gerçekleştiği bir olayda Daire, önce hangi kararın verilmesi gerektiğini netleştirmiştir:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/9. maddesinde (…) ‘derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği’ hüküm altına alınmış olup anılan maddenin gerekçesinde de ‘fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği’nin belirtilmesine, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (…) yerleşmiş uygulamasında, ‘Zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda derhal beraat kararı verilmesini gerektiren haller hariç öncelikle beraat değil, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi aksi halde yani derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hallerde ise zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesi gerektiği’ görüşünün benimsenmesine (…) göre eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen bir hal başka bir deyişle derhal beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum bulunmadığından zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle mahkemece resen ve diğer iddialardan önce davanın düşmesine karar verilmesi zorunluluğuna riayet edil[miştir].14

Karar, m. 223/9'un sıralamayı yalnızca soyut bir norm olarak değil, her somut olayda önce sorulması gereken bir ön-soru olarak dayattığını gösterir. Mahkeme düşme kararına geçmeden önce, “bu olguların araştırma gerektirmeyen bir biçimde derhal beraatı haklı kılıp kılmadığını” tespit etmek zorundadır. Somut olayda bu ön-soru olumsuz yanıtlandığı, yani beraat için ayrıca bir araştırma/değerlendirme gerektiği, için düşme kararı yerinde bulunmuştur. Sıralamanın kendisi değişmemiştir, yalnızca istisnanın koşulları somut olayda gerçekleşmemiştir.

Dipnotlar

  1. Elif Ergüne, Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024). ↩
  2. Elif Ergüne, Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024). ↩
  3. Tansu Sayar Kanyış, “Beraat Sebebi Olarak Yüklenen Suçun Sanık Tarafından İşlendiğinin Sabit Olmaması” (Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, Nisan 2020). ↩
  4. Akif Yıldırım, “Aklanma Hakkının Yargı Kararları ve Mevzuattaki Durum Açısından Değerlendirilmesi” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 108, Ağustos 2015). ↩
  5. M. Buhari Çetinkaya, Türk ve Fransız Ceza Hukukunda Kanunun Hükmünü Yerine Getirme (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2021). ↩
  6. Murat Balcı, “Ceza Muhakemesinde Hüküm ve Türk Ceza Kanununda Kabul Edilen Suç Teorisi (CMK m. 223)” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 74, Ekim 2012). ↩
  7. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.06.2016, E. 126, K. 207. ↩
  8. Şeyma Cebeci, Türk Ceza Hukuku Bağlamında Ne Bis İn İdem İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2021). ↩
  9. Mustafa Albayrak, “Koruma Tedbirlerinden Zarar Görenlerden, Tazminat İsteyemeyecek Kişiler” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 107, Temmuz 2015). ↩
  10. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.06.2025, E. 2024/198, K. 2025/286. ↩
  11. Ersan Şen ve Cem Serdar, “Ek Savunma Hakkı Kullandırılmadan Ceza Davası Son Bulur mu?” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 183, Kasım 2021). ↩
  12. Alp Öztekin, “Ceza Muhakemesi İlk Derece Yargılamasında Hüküm” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 174, Şubat 2021). ↩
  13. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.06.2025, E. 2024/198, K. 2025/286. ↩
  14. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 23.03.2026, E. 2023/8016, K. 2026/4986. ↩

Kaynakça

  • Albayrak, Mustafa. “Koruma Tedbirlerinden Zarar Görenlerden, Tazminat İsteyemeyecek Kişiler.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 107 (Temmuz 2015).
  • Balcı, Murat. “Ceza Muhakemesinde Hüküm ve Türk Ceza Kanununda Kabul Edilen Suç Teorisi (CMK m. 223).” Terazi Hukuk Dergisi, S. 74 (Ekim 2012).
  • Cebeci, Şeyma. Türk Ceza Hukuku Bağlamında Ne Bis İn İdem İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2021.
  • Çetinkaya, M. Buhari. Türk ve Fransız Ceza Hukukunda Kanunun Hükmünü Yerine Getirme. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2021.
  • Ergüne, Elif. Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024.
  • Öztekin, Alp. “Ceza Muhakemesi İlk Derece Yargılamasında Hüküm.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 174 (Şubat 2021).
  • Sayar Kanyış, Tansu. “Beraat Sebebi Olarak Yüklenen Suçun Sanık Tarafından İşlendiğinin Sabit Olmaması.” Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Nisan 2020).
  • Şen, Ersan ve Cem Serdar. “Ek Savunma Hakkı Kullandırılmadan Ceza Davası Son Bulur mu?” Terazi Hukuk Dergisi, S. 183 (Kasım 2021).
  • Yıldırım, Akif. “Aklanma Hakkının Yargı Kararları ve Mevzuattaki Durum Açısından Değerlendirilmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 108 (Ağustos 2015).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.