Bir kişinin telefonu, bugün onun tüm sosyal çevresinin, düşüncelerinin ve hareketlerinin kaydını tutar. Bu nedenle devletin bir kişinin telekomünikasyon yoluyla iletişimine müdahale etmesi, ceza muhakemesindeki en ağır koruma tedbirlerinden biridir. Kanun koyucu bu müdahaleyi CMK m. 135-138'de düzenlerken, hem müdahalenin sınırlarını (kimin hakkında, hangi suçlarda, ne kadar süreyle) hem de müdahale sırasında tesadüfen ortaya çıkan bilgilerin akıbetini ayrıntılı biçimde kurala bağlamıştır. Bu dört madde, Türkiye'nin son yirmi yılındaki en yoğun tartışılan ceza muhakemesi kurumlarından birinin, telefon dinlemenin, hukuki iskeletini oluşturur.

I. İletişimin Tespiti, Dinlenmesi ve Kayda Alınmasının Genel Şartları (m. 135)

Kanunun 135. maddesi dokuz fıkradan oluşur. Birinci fıkra tedbirin temel çerçevesini kurar:

(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

Bu tedbir Anayasa m. 22'deki haberleşme hürriyetine ve AİHS m. 8'deki özel hayata saygı hakkına doğrudan istisna oluşturur. AİHM'in yerleşik içtihadına göre böyle bir müdahalenin Sözleşme'ye uygun sayılabilmesi için üç aşamalı bir denetimden geçmesi gerekir: müdahale iç hukuktaki bir yasal düzenlemeye dayanmalı (kanunla öngörülme), meşru bir amaca hizmet etmeli ve demokratik bir toplumda gerekli olmalıdır. Kanunla öngörülme şartı da kendi içinde, düzenlemenin ilgililerce ulaşılabilir olmasını, sonuçlarının öngörülebilir olmasını ve keyfî uygulamalara karşı yeterli güvenceler içermesini gerektirir.1 m. 135/1'deki “kuvvetli şüphe” ve “başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması” şartları, işte bu güvencelerin somut karşılığıdır. Tedbir, yalnızca son çare olarak (ultima ratio) başvurulabilecek bir niteliktedir. Önemli bir ayrım, adli amaçlı dinleme (CMK m. 135) ile önleme amaçlı dinleme (PVSK ek m. 7, JTGYK ek m. 5, MİT Kanunu m. 6 gibi istihbarat mevzuatına dayanan dinleme) arasındadır. Adli dinleme belirli bir suç soruşturması bağlamında yürütülürken, önleme dinlemesi henüz işlenmemiş bir suçun önlenmesi amacıyla yapılır ve farklı bir hukuki temele dayanır. Önleme dinlemesi sırasında elde edilen kayıtların adli bir soruşturmada delil olarak kullanılabilmesi için, dinlemeye konu fiilin CMK m. 135/8'deki katalog suçlardan biri kapsamına girmesi aranır.2

Türk hukukundaki bu düzenleme, karşılaştırmalı hukuk perspektifinden bakıldığında daha iyi anlaşılır. İletişimin denetlenmesi Avrupa'da uzun yıllardır uygulanan bir koruma tedbiridir. Almanya'da 1968, Avusturya'da 1974, İsviçre'de 1979'dan beri kanuni bir dayanağı vardır. Türk kanun koyucusunun 2005'te benimsediği model, bu ülkelerin tecrübesinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Tedbirin insan hakları çerçevesinde meşru sayılabilmesi için gereken asgari şartlar da bellidir: yasal sınırlar içinde kalma, kişisel verilerin korunması ilkesine uygunluk ve denetlemenin yapılacağı fiillerin tespitinde kanunilik.3

Talepte hat veya cihaz sahibi ile kullanıcısına ilişkin belge de ayrıca eklenir (m. 135/2). Tanıklıktan çekinebilecek kişilerle şüpheli veya sanık arasındaki iletişim kayda alınamaz. Kayda alınmışsa derhâl yok edilir (m. 135/3). Bu, m. 45 ve m. 46'daki çekinme hakkının telekomünikasyon denetimi bağlamındaki bir uzantısıdır. Kararın içeriği de sıkı biçimde belirlenmiştir. Yüklenen suçun türü, ilgilinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kod, tedbirin türü, kapsamı ve süresi kararda gösterilir. Tedbir azami iki ay için verilebilir, bir ay daha uzatılabilir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda ise birer aylık ek uzatmalarla toplam üç aya kadar uzatılabilir (m. 135/4). Mobil telefonun yeri de aynı usulle, azami iki ay ve bir ay uzatmayla tespit edilebilir (m. 135/5).

m. 135/6 ise dinleme/kayda alma/sinyal değerlendirmesinden kavramsal olarak ayrı, kendi başına bir fıkradır. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin salt “tespiti” (HTS, kimin kiminle, ne zaman görüştüğünün, içeriğe müdahale edilmeksizin belirlenmesi), soruşturma evresinde hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme kararına dayanır. Kararda yüklenen suçun türü, ilgilinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya bağlantı kodu ve tedbirin süresi gösterilir. Savcının kararı yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur, hâkim de en geç yirmi dört saat içinde kararını verir. Süre dolar veya hâkim onay vermezse kayıtlar derhâl imha edilir. Bu fıkranın önemi, tespitin, tıpkı dinleme ve kayda alma gibi, hâkim ve savcı onay mekanizmasına tabi olması, ama aşağıda ele alınan katalog suç sınırlamasından muaf tutulmasıdır. İletişimin tespiti, herhangi bir suç türü ayrımı gözetmeksizin her soruşturma ve kovuşturmada istenebilir.4

m. 135/8 ise maddenin en çok tartışılan fıkrasıdır. Dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, yukarıdaki m. 135/6'daki salt “tespit”ten farklı olarak, yalnızca kanunda sınırlı sayıda sayılan katalog suçlarda mümkündür. Bu katalog iki kısımdan oluşur. (a) bendi TCK'dan on yedi suç grubunu sayar: göçmen kaçakçılığı, insan ticareti ve organ/doku ticareti (m. 79, 80, 91); kasten öldürme (m. 81-83); işkence (m. 94-95); cinsel saldırı (m. 102, birinci fıkra hariç); çocukların cinsel istismarı (m. 103); nitelikli hırsızlık (m. 142), yağma (m. 148-149) ve nitelikli dolandırıcılık (m. 158); uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (m. 188); parada sahtecilik (m. 197); suç işlemek amacıyla örgüt kurma (m. 220/3); fuhuş (m. 227); ihaleye fesat karıştırma (m. 235); tefecilik (m. 241); rüşvet (m. 252); suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (m. 282); Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (m. 302); Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (m. 309, 311-316); Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk (m. 328-331, 333-337). (b)-(e) bentleri dört ayrı özel kanundan suç ekler: 6136 sayılı Kanun'daki silah kaçakçılığı, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'ndaki zimmet suçu, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'ndaki hapis cezasını gerektiren suçlar, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'ndaki suçlar.

Bu sınırlama yalnızca dinleme, kayda alma ve sinyal değerlendirmesi için geçerlidir. Yukarıda m. 135/6 kapsamında ele alınan iletişimin tespiti her suç bakımından istenebilir. Bu ayrım, tedbirin içeriğe müdahale eden ve etmeyen boyutları arasında kanun koyucunun bilinçli olarak farklı eşikler öngördüğünü gösterir.5 Kararlar ve yapılan işlemler tedbir süresince gizli tutulur (m. 135/7). m. 135/9 ise madde dışında hiç kimsenin iletişimi dinleyemeyeceğini veya kayda alamayacağını hükme bağlayarak, tedbirin CMK m. 135 dışında hiçbir yasal dayanağının olamayacağını açıkça vurgular.

Çekirdek Alan Koruması: m. 135'in Kapsamadığı Bir Güvence

Alman ceza muhakemesi hukukundan Türk hukukuna henüz taşınmamış bir kavram dikkat çeker; “çekirdek alan koruması” (Kernbereichsschutz). Alman hukukunda, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında münhasıran kişinin özel yaşamının dokunulmaz çekirdeğinde kalan bilgilere (mahrem duygu, düşünce ve ilişkilere dair paylaşımlar gibi) ulaşılacağına dair somut emareler varsa, tedbire başvurulması baştan hukuka aykırı sayılır. Tedbir uygulanırken tesadüfen bu türden verilere rastlanırsa da kayıt derhâl durdurulup elde edilen veri silinir. CMK m. 135'te bu türden bir “çekirdek alan” ayrımı yapılmamıştır. Kanun yalnızca m. 135/3'te tanıklıktan çekinme hakkına bağlı dar bir istisna tanımakta, kişinin salt mahrem ve suçla hiçbir ilgisi bulunmayan iletişim içeriklerinin genel olarak korunmasına ilişkin ayrı bir güvence içermemektedir. Bu, Türk hukukunun Alman modelinden ayrıldığı ve doktrinde tartışmaya açılması gereken bir eksikliktir.6

II. Müdafiin Bürosu ve Yerleşim Yeri (m. 136)

Tek fıkralık m. 136, savunma hakkının dokunulmazlığına ilişkin katı bir güvence getirir. Müdafiin, baro tarafından görevlendirilen avukatın büro, konut ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında m. 135 hiçbir şekilde uygulanamaz. Bu, m. 135/3'teki çekinme hakkına dayalı istisnadan farklı ve daha mutlak bir güvencedir. m. 135/3 yalnızca elde edilmiş kaydın imhasını öngörürken, m. 136 baştan itibaren müdafiin kendi iletişim araçlarına tedbirin uygulanmasını tümüyle yasaklar.

III. Kararların Yerine Getirilmesi ve İçeriklerin Yok Edilmesi (m. 137)

m. 137 dört fıkrada uygulamanın teknik ve usul boyutunu kurar. Telekomünikasyon hizmeti veren kuruluşlar, Cumhuriyet savcısının veya görevlendirdiği adli kolluk görevlisinin yazılı istemini derhâl yerine getirmek zorundadır. Yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir (m. 137/1). Tutulan kayıtlar, Cumhuriyet savcılığınca görevlendirilen kişilerce çözülüp metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar tercüman aracılığıyla Türkçeye çevrilir (m. 137/2). m. 137/3, tedbirin sona ermesi hâlindeki en önemli güvencedir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi veya hâkim onayının alınamaması hâlinde kayıtlar derhâl durdurulur ve en geç on gün içinde yok edilir. Durum bir tutanakla saptanır. Beraat kararı verilmesi hâlinde de aynı yok etme yükümlülüğü uygulanır. Son olarak m. 137/4, bu imha işleminin şeffaf olmasını sağlar. Yok etme işleminden sonra on beş gün içinde, durum ilgilisine yazılı olarak bildirilir. Yani kişi, hakkında yürütülen ve sonuçsuz kalan bir dinlemeden, iş bittikten sonra dahi haberdar edilir.

IV. Tesadüfen Elde Edilen Deliller (m. 138)

m. 138 iki fıkrada, koruma tedbiri uygulanırken hedeflenen suçla ilgisi olmayan bir başka suça rastlanması hâlini düzenler. Birinci fıkra genel kuralı arama ve elkoyma bağlamında kurar. Bu tedbirlerin uygulanması sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse, bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına bildirilir. İkinci fıkra ise aynı ilkeyi iletişimin denetlenmesi bağlamına taşır, ancak burada ek bir sınırlama getirir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen bir delil, ancak m. 135'in metninde halen atıf yapılan “altıncı fıkra”daki katalog suçlardan birine ilişkinse aynı şekilde muhafaza altına alınıp bildirilir.

Burada bir kanun tekniği notuna yer vermek gerekir. m. 138/2'nin lafzı hâlâ “135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlar”a atıf yapmaktadır. Oysa 2016 tarihli 6763 sayılı Kanunla m. 135'e yeni bir altıncı fıkra (iletişimin tespiti) eklenmesi sonucu, katalog suç listesi yapısal olarak sekizinci fıkraya kaymıştır. m. 138/2'deki bu atfın aynı değişiklikle güncellenmemiş olması, kanun koyucunun gözden kaçırdığı bir iç atıf sorunu olarak görünmektedir. Uygulamada bu ibarenin, lafzına rağmen, hâlen m. 135/8'deki katalog suç listesini işaret ettiği şeklinde anlaşılıp uygulanması gerekir.7

m. 138/2 kapsamında bir delilin “tesadüfen elde edilen delil” sayılıp hukuka uygun kullanılabilmesi için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: (i) iletişimin denetlenmesi kararının kendisinin hukuka uygun olması, yani m. 135/1'deki kuvvetli şüphe ve başka türlü delil elde etme imkânının bulunmaması şartlarının gerçekten var olması (hukuka aykırı bir denetim kararına dayanılarak elde edilen tesadüfi delil, katalog suç kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın hukuka aykırı sayılır); (ii) tesadüfen elde edilen delilin m. 135/8'deki katalog suçlardan birine ilişkin olması (katalog dışı bir suça ilişkin tesadüfi delil, ne kadar önemli görünürse görünsün kullanılamaz); (iii) delilin, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle olan iletişimine veya müdafiine ilişkin dinlemeye dayanmaması. Bu üç şart, kanun koyucunun temel hak sınırlamalarında aradığı ölçülülük ilkesinin somut bir yansımasıdır. Tesadüfen elde edilen delil kurumunun amacı, dinleme tedbirinin arama-tarama amaçlı, sınırsız bir istihbarat toplama aracına dönüşmesini engellemektir.8

Bu birinci şartı, denetim kararının kendisinin hukuka uygun olması, çok daha derinlemesine incelemek gerekir. Hukuka aykırı şekilde yapılan bir iletişimin denetlenmesi sonucunda elde edilen delilden yola çıkılarak, kendisi hukuka uygun yollarla ulaşılabilecek başka bir delilin (“ikincil delil”) kanıt değerine sahip olup olmayacağı, Amerikan hukukundaki “zehirli ağacın meyvesi” (fruit of the poisonous tree) doktrini ışığında tartışılabilir. İletişimin denetlenmesi yoluyla elde edilen hukuka aykırı bir delilden hareketle ulaşılan ikincil delil, ilk delil hukuka aykırı olduğu için, kendisi ayrı ve bağımsız bir hukuka uygun yolla da elde edilebilecek nitelikte olsa dahi, kanıt değerini yitirir. Bu görüş, Anayasa m. 38/7'deki “kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kullanılamaz” hükmünün, salt doğrudan değil dolaylı biçimde elde edilen delilleri de kapsayacak şekilde geniş yorumlanması gerektiği tezine dayanır.9

V. Tartışmalı Bir Nokta: Tanığın İletişiminin Tespiti

m. 135/6'nın lafzen yalnızca “şüpheli ve sanığın” telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine izin verdiği, tanığın iletişiminin tespitine bu maddenin uygulanabileceğine dair açık bir hüküm bulunmadığı doktrinde ayrıca tartışılır. Uygulamada bir tanığın gerçekte olay yerinde bulunup bulunmadığının veya beyanının doğruluğunun sınanması amacıyla tanığın iletişiminin tespit edilmesi yoluna gidilebilmekte, Yargıtay da bunu soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin genel yetki kapsamında ve tanığın rızası şartıyla kabul etmektedir. Bu uygulamaya eleştirel yaklaşılabilir. Açık bir yasal düzenleme bulunmaksızın tanığın ve onunla iletişim hâlindeki üçüncü kişilerin haberleşme hürriyetine, özel yaşamlarının gizliliğine ve kişisel verilerine yönelik bir müdahalenin “kanunla öngörülme” şartını karşıladığı söylenemez. Rızanın varlığı da bu eksikliği tam olarak gideremez, çünkü tanıkla iletişim hâlindeki üçüncü kişilerin rızası bulunmamaktadır.

Bu tartışma, m. 135'in yalnızca şüpheli/sanık merkezli tasarlanmış olmasının, uygulamada genişleyen bir alanı (tanığın güvenilirliğinin denetlenmesi) tam olarak karşılayamadığını gösterir.

Yargı Kararları

1) Tesadüfen elde edilen delilin katalog suç sınırının dışına çıkamaması

m. 138/2'nin katalog suç sınırı, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkan bir delili otomatik olarak kullanılabilir kılmaz. O delilin ilgili olduğu suç, m. 135'teki katalogda sayılmıyorsa, delil ne kadar açık ve inandırıcı görünürse görünsün kanıt değeri taşımaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu sınırı erken bir tarihte açıkça uygulamıştır:

Kaldı ki, 5271 sayılı CMY'nin 138. maddesine göre de bu tutanağa yasal bir kanıt değeri verilmesi olanaksızdır. Zira, tesadüfen elde edilen bu kanıt, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu ile ilgili olup, bu suç 135. maddede sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir.10

Bu karar, m. 138/2'nin katalog suç sınırının yalnızca teoride değil uygulamada da sıkı biçimde işletildiğini gösteren erken ve önemli bir örnektir. Katalog dışı bir suça rastlanması, o suç ne kadar ciddi görünürse görünsün, tesadüfi delilin kullanılabilirliğini kendiliğinden sağlamaz.

Dipnotlar

  1. Ersan Şen, “İletişimin Denetlenmesi Tedbiri,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 4 (Ağustos 2007). ↩
  2. Şen, İletişimin Denetlenmesi Tedbiri. ↩
  3. Mehmet Saydam, Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2011). ↩
  4. Coşkun Özbudak, “(Cumhuriyet Savcısının ve Mahkemelerin Genel Soruşturma ve Delil Toplama Yetkisi Çerçevesinde) İletişimin Tespiti Kayıtlarının İstenmesi,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 73 (Eylül 2012). ↩
  5. Özbudak, “İletişimin Tespiti Kayıtlarının İstenmesi.” ↩
  6. Erdi Yetkin, Tedbirler Sahasında Çekirdek Alan Koruması (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2024). ↩
  7. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 135 (24.11.2016 t. 6763 s. K. m. 26 ile değişik) ve m. 138/2 karşılaştırması. ↩
  8. Adem Kartal, “Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Sırasında Tesadüfen Elde Edilen Deliller,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 49 (Eylül 2010). ↩
  9. Ali İhsan İpek, “Hukuka Aykırı Şekilde Yapılan İletişimin Denetlenmesi Neticesinde Elde Edilen Delillerden Yola Çıkılarak Hukuka Uygun Yollarla Elde Edilen Delillerin Kanıt Değeri,” On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2025, s.2056-2083. ↩
  10. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 13.06.2006, E. 2006/4-122, K. 2006/162. ↩

Kaynakça

  • Birtek, Fatih. “Ceza Muhakemesinde Tanık Hakkında İletişimin Tespiti Koruma Tedbirine Başvurulup Başvurulamayacağı Sorunu.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 49 (Ağustos 2022).
  • İpek, Ali İhsan. “Hukuka Aykırı Şekilde Yapılan İletişimin Denetlenmesi Neticesinde Elde Edilen Delillerden Yola Çıkılarak Hukuka Uygun Yollarla Elde Edilen Delillerin Kanıt Değeri.” On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2025, s.2056-2083.
  • Kartal, Adem. “Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Sırasında Tesadüfen Elde Edilen Deliller.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 49 (Eylül 2010).
  • Özbudak, Coşkun. “(Cumhuriyet Savcısının ve Mahkemelerin Genel Soruşturma ve Delil Toplama Yetkisi Çerçevesinde) İletişimin Tespiti Kayıtlarının İstenmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 73 (Eylül 2012).
  • Saydam, Mehmet. Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2011.
  • Şen, Ersan. “İletişimin Denetlenmesi Tedbiri.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 4 (Ağustos 2007).
  • Yetkin, Erdi. Tedbirler Sahasında Çekirdek Alan Koruması. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2024.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.