İtiraz, CMK'nın Altıncı Kitabında düzenlenen olağan kanun yollarının en sık başvurulanıdır. İstinaf ve temyizin aksine hükümlere değil, yargılamanın çeşitli aşamalarında verilen ara kararlara karşı işletilir ve kural olarak duruşmasız, hızlı bir incelemeyi öngörür. m. 267-271, itirazın hangi kararlara karşı mümkün olduğunu, hangi sürede ve hangi mercie yapılacağını, kararın icrasına etkisini ve itiraz üzerine verilen kararın bağlayıcılığını düzenleyerek bu kanun yolunun genel çerçevesini çizer.
I. İtiraz Olunabilecek Kararlar: Sınırlı Bir Kanun Yolu (m. 267)
İtiraz, kural olarak yalnızca hâkim kararlarına karşı açıktır. Mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilmesi ise ancak kanunun bunu açıkça öngördüğü hâllerle sınırlıdır.1 Bu ayrım tesadüfi değildir. Tek hâkimin verdiği ara kararların hızlı ve nispeten dar kapsamlı bir denetime tabi tutulması amaçlanırken, kurul hâlinde çalışan mahkemelerin kararlarına itirazın istisnai tutulması, bu kararların ağırlığını ve, kural olarak, istinaf/temyiz denetimine tabi olacağını yansıtır. Kanun'da açıkça sayılan itiraza tabi mahkeme kararları arasında görevsizlik (m. 5/2), yetkisizlik (m. 18/3), durma (m. 223/8) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (m. 231/12) kararları yer alır. Tanıklara ilişkin disiplin hapsi (m. 60/4), tutuklama (m. 101/5) ve adli kontrol (m. 111/2) kararları ise, hâkim tarafından verildiklerinden, zaten m. 267/1'in genel kuralına tabidir.
Doktrinde itiraz kanun yolu, hâkim kararları ile mahkeme kararları arasındaki bu ayrımın ötesinde, adil yargılanma hakkıyla bağlantısı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından taşıdığı önem üzerinden de genel bir çerçeveye oturtulur. İtirazın, yargılamanın esasına ilişkin denetimden ayrı, ara kararlara özgü hızlı bir denetim mekanizması olarak tasarlanmış olması, kurumun hem işlevini hem de sınırlarını aynı anda açıklar.7
II. İtiraz Usulü ve İnceleme Mercileri: Kendi Kararını Düzeltme İmkânı (m. 268)
İtiraz, kararı öğrenilen günden itibaren yedi gün içinde, kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya zabıt kâtibine tutanağa geçirilecek bir beyanla yapılır. Usulün en dikkat çekici özelliği, itirazın doğrudan üst mercie değil, önce kararı veren hâkim veya mahkemeye yöneltilmesidir: kararına itiraz edilen merci, itirazı yerinde görürse kendi kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde dosyayı incelemeye yetkili mercie gönderir.2 Bu kendi-kararını-düzeltme mekanizması, itirazı sıradan bir üst denetimden ayırır. Sistem, önce kararı veren makama kendi hatasını görme ve düzeltme fırsatı tanıyarak hem yargılamayı hızlandırır hem de üst mercilerin iş yükünü azaltır. İnceleme mercileri de kararın kaynağına göre katmanlı bir hiyerarşi izler. Sulh ceza hâkimliği kararları asliye ceza hâkimine, asliye ceza hâkiminin kararları ağır ceza mahkemesine, naip hâkim kararları ağır ceza mahkemesi başkanına, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme sıfatıyla verdiği kararlar ise ilgili dairenin başkanına veya numara itibarıyla izleyen daireye aittir.
III. İtirazın İcrayı Durdurmaması: İstisnai Bir Erteleme İmkânı (m. 269)
İtirazın kararın icrasına etkisi konusunda kanun, sanık/şüpheli lehine görünen bir varsayımı tersine çevirir. İtiraz, kendiliğinden kararın yerine getirilmesini durdurmaz. Kararına itiraz edilen makam veya itirazı inceleyecek merci, ancak kendi takdirine bağlı olarak icranın geri bırakılmasına karar verebilir. Bu bir hak değil, bir imkândır.
Bu düzenleme, itirazın erteleyici (askı) değil, yalnızca bozucu/iptal edici etkiye sahip bir kanun yolu olarak kurgulandığını gösterir. Aksi kabul edilseydi, örneğin bir tutuklamaya itiraz edilmesi tek başına tahliye sonucunu doğururdu ve bu da tedbirlerin ivedilikle uygulanması ihtiyacıyla bağdaşmazdı. Kanun koyucu, bu ihtiyaç ile itiraz edenin menfaati arasındaki dengeyi, icranın durdurulmasını istisnai bir takdir yetkisine bırakarak kurmuştur.3 İtirazın kendiliğinden erteleyici etkiye sahip olmaması, doktrinde özellikle tutuklama talebinin reddi kararlarına karşı yapılan itirazlar bağlamında eleştirilir. Soruşturma aşamasında tutuklama talebi reddedilen bir şüpheli hakkında savcının itirazı üzerine sonradan tutuklama kararı verilebilmesi, kişiyi tekrar tekrar aynı tutuklama tehdidiyle karşı karşıya bırakan bir döngüye yol açabilir. Bu döngünün, itiraz denetiminin etkililiğini zedeleyip zedelemediği güncel bir tartışma konusudur.8
IV. Cumhuriyet Savcısına ve Karşı Tarafa Tebliğ: Silahların Eşitliği (m. 270)
İtirazı inceleyen merci, cevap verebilmesi için itirazı Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa bildirebilir. Ayrıca kendisi inceleme ve araştırma yapabileceği gibi bunların yapılmasını da emredebilir.4 Bu maddenin ikinci fıkrası, özellikle tutuklama ve adli kontrol itirazlarında (m. 101, m. 105) önem kazanır. Savcıdan alınan görüş, şüpheli veya sanığa/müdafiine bildirilir ve bunlara üç gün içinde cevap verme imkânı tanınır. Bu düzenleme, itirazın dosya üzerinden ve büyük ölçüde tek taraflı yürüyebilecek yapısına, silahların eşitliği ilkesinin somut bir uygulamasını, savcı görüşünün karşı tarafa mutlaka açılması zorunluluğunu, ekler. Aksi hâlde itiraz mercii, yalnızca bir tarafın (savcının) görüşünü görerek karar verme riskiyle karşı karşıya kalırdı.
V. Karar: Duruşmasızlık, İtiraz Konusuyla Sınırlılık ve Kesinlik (m. 271)
İtiraz incelemesi kural olarak duruşmasızdır. Merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısını ve ardından müdafi veya vekili dinleyebilir, ancak bu dinleme kanunda açık hüküm bulunmadıkça bir duruşma niteliği taşımaz. İtiraz yerinde görülürse merci aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir ve karar mümkün olan en kısa sürede verilir. Maddenin son fıkrası ise itiraz sisteminin belkemiğini oluşturan bir kesinlik kuralı getirir. Merciin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir. Bunun tek istisnası, ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı bir kez daha itiraz yoluna gidilebilmesidir. Çünkü bu durumda kişi, henüz hiç denetlenmemiş yeni bir özgürlükten yoksun bırakma kararıyla ilk kez karşılaşmaktadır.
Yargı Kararları
1) İtiraz mercii, ancak 'itiraz konusu' hakkında karar verebilir, dosyanın esasını sonuçlandıramaz
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin bozma ilamına yönelik itirazı üzerine inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesi, itiraz merciinin yetkisinin kapsamını, m. 267 ila 271'i topluca yorumlayarak, şu şekilde sınırlandırmıştır:
İtiraz incelemesi sonucunda nasıl bir karar verileceği ve bu bağlamda CMK'nun 271/2. maddesinde yer alan; ‘İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir’ şeklindeki düzenlemenin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde de durulmalıdır. Kanunun 271/2. maddesindeki düzenlemeye göre, merci, itirazı yerinde görürse itirazın kabulüyle birlikte ‘itiraz konusu’ hakkında da karar verecektir. Başka bir anlatımla merci, itirazı kabul ettiğinde, verilmesi ya da kaldırılması gereken bir karar varsa bunu kararı veren mahkemeye bırakmadan kendisi vermeli ya da kaldırmalıdır… Buna karşın bu hüküm itiraz konusu dışında dosyanın esası hakkında da yargılamayı sonuçlandıracak (…) bir karar vermesi gerektiği şeklinde yorumlanmamalıdır.5
Karar, itiraz merciinin yetkisini iki yönde birden çizer: merci, itirazı kabul ettiğinde pasif kalamaz, itiraz konusu kararı bizzat kaldırmalı veya düzeltmelidir, ama bu yetki, itiraz konusunun ötesine geçip dosyanın esasını (örneğin hükmü bizzat açıklayarak) sonuçlandırma yetkisine dönüşmez. Bu sınır, itirazı, m. 271/1'in duruşmasızlık kuralıyla da uyumlu biçimde, dar kapsamlı, hızlı bir denetim aracı olarak tutar. Esasa ilişkin nihai söz, kendi usulüne ve güvencelerine sahip başka bir aşamaya (yargılamayı yürüten asıl mahkemeye) bırakılır.
Doktrinde de itiraz merciinin HAGB kararları özelinde ne ölçüde esastan denetim yapabileceği ayrıca tartışılmıştır. Kanunda bu konuda açık bir düzenleme bulunmaması, itiraz merciinin denetimini salt biçimsel bir uygunluk incelemesiyle mi sınırlı tutacağı, yoksa sınırlı da olsa maddi meseleye girip giremeyeceği sorusunu doktrinde tartışmalı kılmıştır. Yukarıdaki karar, bu tartışmada ikinci görüşü, ama yalnızca “itiraz konusu” ile sınırlı biçimde, benimseyen bir çizgide durur.9
2) m. 271/4 uyarınca kesinleşen bir itiraz kararına karşı ikinci itirazın hukuki değeri yoktur
Bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz, sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddedilmiş. Bu ret kararına karşı yapılan ikinci bir itiraz da farklı bir sulh ceza hâkimliğince esastan incelenip reddedilmişti. Adalet Bakanlığının bu ikinci kararı kanun yararına bozma konusu yapma istemini inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi, m. 271/4'ün kesinlik kuralının sonucunu şöyle açıklamıştır:
…itirazın sıfat yokluğu nedeniyle usûlden reddine dair merci İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin (…) kararının, 5271 sayılı Kanun'un 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle, bu karara yönelik itirazın reddine dair ihbarnameye konu İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin (…) kararının, HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN olduğu ve bu itibarla kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı belirlenmiştir.6
Karar, m. 271/4'ün kesinlik kuralının salt biçimsel bir ilke olmadığını, aksine sonraki tüm usul işlemlerini etkileyen bir hukuki sonuç doğurduğunu gösterir. Bir itiraz kararı kesinleştikten sonra o karara karşı açılan ikinci bir itiraz yolu, mahkemece fiilen incelenip karara bağlanmış olsa dahi hukuken yok hükmündedir ve bu nedenle olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozmaya dahi konu edilemez. Bu, itiraz sisteminin, m. 267 ila 271 arasında kurulan, tek katmanlı denetim mantığını korur. Kanunun istisna olarak öngördüğü tekrar itiraz hakkı (ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararları) dışında, itiraz zincirinin ikinci bir halkası kanunen mümkün değildir.
Dipnotlar
- Ceza Muhakemesi Kanunu m. 267. ↩
- Ceza Muhakemesi Kanunu m. 268. ↩
- Ceza Muhakemesi Kanunu m. 269. ↩
- Ceza Muhakemesi Kanunu m. 270. ↩
- Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 08.09.2025, E. 2025/4431, K. 2025/7528. ↩
- Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 04.11.2024, E. 2024/1755, K. 2024/12675. ↩
- Bayram Volkan Alan, “Ceza Muhakemesi Hukukunda İtiraz Kanun Yolu” (Fasikül Hukuk Dergisi, S. 74, Ocak 2016). ↩
- Öznur Sevdiren, Yalım Yarkın Özbalcı ve Özgenur Yanık, “Gıyabi Tutuklama Döngüsünü Kırabilmek: Soruşturma Aşamasında Tutuklama Talebinin Reddi Kararlarına Karşı Etkili Bir İtiraz Denetimi” (Ceza Hukuku Dergisi, S. 49, Ağustos 2022). ↩
- Ali İhsan İpek, “İtiraz Merci, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararları Açısından Esastan Denetim Yapabilir Mi?” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 86, Ekim 2013). ↩
Kaynakça
- Alan, Bayram Volkan. “Ceza Muhakemesi Hukukunda İtiraz Kanun Yolu.” Fasikül Hukuk Dergisi, S. 74 (Ocak 2016).
- İpek, Ali İhsan. “İtiraz Merci, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararları Açısından Esastan Denetim Yapabilir Mi?” Terazi Hukuk Dergisi, S. 86 (Ekim 2013).
- Sevdiren, Öznur, Yalım Yarkın Özbalcı, ve Özgenur Yanık. “Gıyabi Tutuklama Döngüsünü Kırabilmek: Soruşturma Aşamasında Tutuklama Talebinin Reddi Kararlarına Karşı Etkili Bir İtiraz Denetimi.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 49 (Ağustos 2022).
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.