Kanun yoluna başvuru hakkı, mahkemeye erişim hakkının doğal bir uzantısıdır. Bir karar verilmiş olması, o kararın son söz olduğu anlamına gelmez. m. 260-266, CMK'nın Altıncı Kitabının açılış bölümünü oluşturur ve itiraz, istinaf, temyiz gibi tek tek kanun yollarına girmeden önce, bu yolların tümüne ortak olan genel esasları, kimin başvurabileceğini, başvurunun nasıl yapılacağını ve başvurudan nasıl vazgeçilebileceğini, düzenler.

I. Kimler Kanun Yoluna Başvurabilir? (m. 260)

Kanun yolları, Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği henüz karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için açıktır. Bu son grup, önceki yazılarda ele alınan katılma kurumunun kanun yolu bağlamındaki bir uzantısıdır. Resmen katılan olmamış olmak, kanun yoluna hiç başvuramamak anlamına gelmez.1 Savcının başvuru yetkisi de kendi içinde katmanlıdır. Ağır ceza mahkemelerinde görevli savcılar kendi yargı çevrelerindeki asliye ceza mahkemelerinin, bölge adliye mahkemesindeki savcılar ise bölge adliye mahkemesi kararlarının denetimini isteyebilir. Savcının yetkisi tek yönlü de değildir. Savcı, sanık aleyhine olduğu kadar sanık lehine de kanun yoluna başvurabilir. Bu, savcının iddia makamı olmanın ötesinde, hukukun doğru uygulanmasını gözeten tarafsız bir denetim işlevi de taşıdığını gösterir.

Doktrinde savcının olağan kanun yollarına başvurma hakkı ve bu başvurunun doğurduğu sonuçlar, savcının iddia makamı sıfatı ile hukukun doğru uygulanmasını gözeten tarafsız denetim işlevi arasındaki gerilim üzerinden incelenir. Savcının sanık aleyhine değil lehine kanun yoluna başvurabilmesi, onu klasik anlamda bir taraf olmaktan çıkarıp, kararın doğruluğunu gözeten bir kanun bekçisi konumuna yaklaştırır.6

II. Üçüncü Kişilerin Başvurma Hakkı: Avukat, Yasal Temsilci, Eş (m. 261-262)

Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişinin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir. Bu sınır, avukatın temsil yetkisinin sınırsız olmadığını, müvekkilinin iradesine tabi kaldığını gösterir. Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi ise farklı bir konumdadır: bunlar, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına, süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Yani bu başvuru için ayrıca bir vekâlete veya şüphelinin/sanığın açık rızasına ihtiyaç yoktur.2

III. Tutuklunun Kolaylaştırılmış Başvuru Usulü (m. 263)

Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, mahkemeye fiziken ulaşamayacağı gerçeğini gözeten özel bir kolaylıktan yararlanır. Zabıt kâtibine veya bulunduğu ceza infaz kurumu/tutukevi müdürüne beyanda bulunarak veya dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir. Bu başvuru bir tutanakla belgelenir ve kanun yolu için öngörülen süreler, işlemin yapıldığı anda kesilmiş sayılır. Tutukluluk, kanun yoluna erişim hakkının önünde bir engel değil, yalnızca başvurunun yapılış biçimini değiştiren bir olgu olarak düzenlenmiştir.

IV. Kanun Yolu ve Merciinde Yanılma: Hakkın Korunması (m. 264)

Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz. Yanlış başvurulan merci, başvuruyu derhâl doğru mercie gönderir. Bu ilkenin önceki bir yazıda (müsadere usulü bağlamında) somut bir uygulamasını görmüştük. Bir tarafın yanlış kanun yolunu seçmesi, tarafın aleyhine değil, sistemin kendi hatasını düzeltme yükümlülüğü olarak yorumlanır.

V. Savcının Sanık Lehine Başvurusunun Sınırı (m. 265)

Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhine kanun yoluna gidilen bir karar, sanık lehine bozulabilir veya değiştirilebilir. Ancak savcı kanun yoluna sanık lehine başvurduğunda, yeniden verilen hüküm, önceki hükümde tayin edilmiş cezadan daha ağır bir cezayı içeremez. Bu, aleyhe bozma yasağının (reformatio in peius) özel bir görünümüdür. Savcının sanık lehine harekete geçmesi, sanığı ek bir risk altına sokmamalıdır. Aksi hâlde savcının bu yetkiyi kullanması caydırıcı bir tuzağa dönüşürdü.7 Doktrinde aleyhe değiştirme yasağı, Türk hukukunda hâlâ gözden geçirilmesi gereken bir konu olarak ele alınır. Yasağın yalnızca sanık lehine kanun yolu başvurusu yapıldığında devreye girmesi, kuralın uygulama alanının nerede başlayıp nerede bittiğine dair sınır çizgilerinin, özellikle birden fazla kanun yolu başvurusunun bir arada bulunduğu karma hâllerde, her zaman kolay belirlenemediğini gösterir.8

VI. Başvurudan Vazgeçme (m. 266)

Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, ilgili merci karar verinceye kadar geçerlidir. Ancak bu genel kural iki önemli sınırla çevrilidir. Birincisi: Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan bir başvurudan, sanığın rızası olmaksızın vazgeçilemez. Savcı sanık lehine bir hak elde etmişse, bu hakkı sanığa danışmadan geri alamaz. İkincisi: müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır. Genel bir vekâlet, başvurudan vazgeçme yetkisini kendiliğinden içermez.3 Zorunlu müdafilik hâllerinde (m. 150/2 uyarınca kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar için) ise kanun, olağan hiyerarşiyi tersine çevirir: kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurudan vazgeçildiğinde şüpheli/sanığın iradesi ile müdafiin iradesi çelişirse, müdafiin iradesi geçerli sayılır (aşağıda Yargı Kararları bölümünde karar 2). Bu paternalistik görünümlü kural, aslında zorunlu müdafiliğin kendi mantığından kaynaklanır. Kanun koyucu, belirli hâllerde şüpheli/sanığın kendi savunma çıkarını yeterince değerlendiremeyeceğini varsaydığı için müdafi atanmasını zorunlu kılmıştır. Aynı varsayım, kanun yoluna ilişkin iradenin belirlenmesinde de tutarlı biçimde sürdürülür.

Vazgeçme iradesinin kendisi de belirli bir açıklık standardına tabidir: bir dilekçenin “vazgeçme” içerip içermediği, tek bir cümleye değil, dilekçenin bütününe ve bağlamına bakılarak belirlenmelidir (aşağıda Yargı Kararları bölümünde karar 1).

Yargı Kararları

1) Vazgeçme iradesi, dilekçenin tek bir ifadesine değil bütününe bakılarak belirlenir

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçuna ilişkin bir davada, taraflar temyiz aşamasında sundukları dilekçelerde hem şikâyetten vazgeçmeyi hem de “temyiz talebinden vazgeçtiklerini” belirtmişlerdi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu ikinci ifadeye öncelik tanıyarak temyiz incelemesini yapmadan dosyayı iade etmişti. Ceza Genel Kurulu, bu yaklaşımı itiraz üzerine düzeltirken m. 266'nın vazgeçme standardını netleştirmiştir:

…kanun vazıı, mahkemeye erişim bağlamında kanun yollarına başvuru hakkının en etkili şekilde kullanılmasını güvence altına almak istemiştir. Elbette hiç kimse açtığı davayı özellikle değişen hukuki menfaatleri çerçevesinde kural olarak sonuna kadar takip etme mecburiyeti ve külfeti altına sokulamaz. Ancak vazgeçme dilekçe veya beyanının da, vazgeçme iradesini hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak açıklıkta içermesi ve yansıtması gerekir. Bu açık vazgeçme iradesinin, talep metninin bütünü ve bağlamı dikkate alınarak saptanması lazım gelir.4

Karar, somut olayda tarafların asıl iradesinin, şikâyetten vazgeçme yoluyla davanın düşürülmesini sağlamak, “temyiz talebinden vazgeçme” ifadesinin lafzi anlamıyla örtüşmediğini, dolayısıyla temyiz incelemesinin esastan yapılması gerektiğini tespit etmiştir. Bu yaklaşım, m. 266'nın koruduğu değerin salt bir usul kolaylığı değil, tarafın gerçek iradesinin, onu dar bir kelime seçimine hapsetmeden, gözetilmesi olduğunu gösterir. Kanun yoluna erişim hakkı, bir dilekçenin belirli bir ifadesinin izole biçimde yorumlanmasıyla kolayca feda edilemeyecek kadar önemlidir.

2) Zorunlu müdafinin vazgeçme beyanı, temyiz incelemesini sona erdirir

Uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin çok sanıklı bir davada, kendilerine zorunlu müdafi atanan bazı sanıkların müdafii, süresinde yapılmış bir temyiz başvurusundan sonra bu başvurudan vazgeçtiğini bildirmişti. Yargıtay 10. Ceza Dairesi bu vazgeçmenin sonucunu m. 266'ya dayandırarak açıklamıştır:

Sanıkların zorunlu müdafiinin, kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra (…) dilekçe ile temyiz isteğinden vazgeçtiğini bildirdiği, 5271 sayılı CMK'nın 266/3. maddesinde; ‘150 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır.’ şeklinde düzenlemeye yer verildiği (…) anlaşılmakla, 5271 sayılı CMK'nın 266/1-3. maddesi gereği temyiz isteğinden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının (…) İNCELENMEKSİZİN İADESİNE.5

Karar, zorunlu müdafilik kurumunun kanun yolu aşamasındaki pratik sonucunu gösterir. m. 150/2 uyarınca atanmış bir müdafi, kendisine sanığın açık onayı olmasa dahi, bir kanun yolu başvurusunu geri çekme yetkisine sahiptir ve bu yetkinin kullanımı, m. 266/2'deki vekâletnamede özel yetki arayan genel kuraldan farklı olarak, ayrı bir yetkilendirme belgesine bağlı değildir. Bu, m. 266/3'ün zorunlu müdafiliği sıradan bir vekillik ilişkisinden ayıran, müdafiin mesleki takdirine daha geniş bir alan tanıyan istisnai niteliğini somutlaştırır.

Dipnotlar

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 260. ↩
  2. Hazal Algan Canseven, Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024). ↩
  3. Hazal Algan Canseven, Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024). ↩
  4. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.03.2025, E. 2024/247, K. 2025/138. ↩
  5. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 10.06.2025, E. 2020/11656, K. 2025/6280. ↩
  6. İsmail Kılıçlar ve Ahmet Özdemir, “Cumhuriyet Savcısının Olağan Kanun Yollarına Başvurma Hakkı ve Sonuçları” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 221, Ocak 2025). ↩
  7. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 265. ↩
  8. Furkan Kılınçer, “Aleyhe Değiştirme Yasağı: Türk Hukukunda Gözden Geçirilmesi Gereken Bir Konu” (Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1, Mart 2025). ↩

Kaynakça

  • Algan Canseven, Hazal. Ceza Muhakemesinde Kanun Yoluna Başvuru Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024.
  • Kılıçlar, İsmail, ve Ahmet Özdemir. “Cumhuriyet Savcısının Olağan Kanun Yollarına Başvurma Hakkı ve Sonuçları.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 221 (Ocak 2025).
  • Kılınçer, Furkan. “Aleyhe Değiştirme Yasağı: Türk Hukukunda Gözden Geçirilmesi Gereken Bir Konu.” Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1 (Mart 2025).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.