Arama, ceza muhakemesinin en sık başvurulan ama aynı zamanda en çok hak ihlaline açık koruma tedbirlerinden biridir. Çünkü doğrudan konut dokunulmazlığına, özel hayatın gizliliğine ve kişi dokunulmazlığına müdahale eder. Delilden faile ulaşma ilkesinin ceza muhakemesi sisteminde yerleşmesiyle birlikte arama, soruşturma makamlarının en sık kullandığı araçlardan biri hâline gelmiştir. Buna karşılık kanun koyucu da bu tedbiri, kimin hakkında, hangi şüphe eşiğiyle, hangi saatte, hangi makamın kararıyla ve hangi usulle uygulanabileceği bakımından ayrıntılı şekilde sınırlandırmıştır.
I. Aramanın Tanımı, Hukuki Niteliği ve Benzer Kavramlardan Farkı
Ceza Muhakemesi Kanunu, arama koruma tedbirinin bir tanımını vermemiştir. Doktrinde Özbek ve Bacaksız tarafından geliştirilen ve yaygın kabul gören tanıma göre arama; kural olarak hâkim, gecikmesinde sakınca bulunması hâlinde savcı tarafından, yakalama ve/veya delil elde etme amacına yönelik olarak şüpheli, sanık veya üçüncü bir kişinin konutunda, işyerinde ve sair yerlerinde, üstünde veya eşyasında yapılan bir araştırma işlemidir.1 Bu tanımın merkezinde “gizli olanın ortaya çıkarılması” fikri yer alır. Gözle görülebilen, koklanarak algılanan veya işitilerek varlığı anlaşılan bir delil ya da emare arama kavramının kapsamına girmez. Bu nedenle polisin, örneğin bir aracın arka koltuğunda açıkça görünen bir silahı fark ederek elkoyması, dürbünle gözlem yapılması veya kamuya açık bir alanda uzaktan fotoğraf çekilmesi arama sayılmaz. Olay yeri incelemesi de esasen bir arama işlemidir. Herkesin girip çıkabileceği kamuya açık alanlar dışındaki olay yeri incelemeleri, yalnızca karar verecek makam bakımından değil tüm koşul ve icrası bakımından CMK'nın arama hükümlerine tâbi tutulmalıdır. Kişi üzerinde yapılacak arama, kişinin o an üzerinde bulunan giysileriyle sınırlı olarak anlaşılmalıdır.
İlgilinin rızasına dayanılarak hâkim kararı veya yetkili merci emri olmaksızın arama yapılmasının, yasal güvencelerin dolanılması anlamına geleceğinden kabul edilemez. Nitekim rızaya dayalı aramaya imkân tanıyan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği hükmü, Anayasaya aykırılık gerekçesiyle bir dönem yargı kararıyla durdurulmuş, sonradan Türk Ceza Kanunu m. 26/2'ye dayandırılarak yeniden düzenlenmiştir.2 Arama, koruma tedbirlerinin ortak özelliklerini (hükümden önce olma, geçici olma, araç olma, gecikmede sakınca, orantılılık) taşımakla birlikte, amacı bakımından ikili bir yapıya sahiptir. Yakalama ve delil elde etme. Bu ikilik onu diğer koruma tedbirlerinden ayıran temel özelliktir. Arama başarılı olduğunda yakalama veya elkoyma tedbirine dönüşür, başarısız olduğunda ise soruşturmanın takipsizlikle veya yargılamanın beraatle sonuçlanmasına yol açabilir.
II. Şüpheli/Sanığa ve Üçüncü Kişilere Yönelik Arama, Şüphe Eşiği
Şüpheli veya sanıkla ilgili arama, m. 116'da düzenlenir:
(1) Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.
Dikkat çeken nokta, 2014 yılında 6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle şüphe eşiğinin “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe”den “makul şüphe”ye indirilmiş olmasıdır. Bu, aramanın uygulanabilirlik alanını genişleten önemli bir değişikliktir. Makul şüphe, hayatın olağan akışına göre somut olaylar karşısında duyulan, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin varlığını gerektiren bir şüphe türüdür. Sırf soyut bir varsayım veya genel bir tahmin makul şüphe için yeterli değildir, arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi haklı kılacak somut olgular aranır.3 Şüpheli veya sanık dışındaki bir kişinin üstü, eşyası veya konutu ise ancak aranılan kişinin veya suç delillerinin orada bulunduğunu kabul ettirecek olayların varlığı hâlinde aranabilir. Bu sınırlama şüphelinin bizzat bulunduğu veya izlendiği sırada girdiği yerler için geçerli değildir (m. 117). Bu düzenleme, kanun koyucunun üçüncü kişiler için makul şüpheden daha yoğun, somut olgulara dayalı bir eşik öngördüğünü gösterir. Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vakti arama yapılamaz. Ancak suçüstü hâli, gecikmesinde sakınca bulunan hâller veya kaçan bir tutuklu/hükümlünün yeniden yakalanması amacıyla yapılan aramalarda bu yasak uygulanmaz (m. 118).
III. Arama Kararını Verme Yetkisi ve Tartışmalı Bir Nokta: 24 Saatlik Onay
Arama kararını kim verir sorusu m. 119'da beş fıkrada yanıtlanır. Kural olarak hâkim kararı aranır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, ona da ulaşılamıyorsa kolluk amirinin yazılı emriyle arama yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emriyle yapılan aramanın sonuçları ise Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilmek zorundadır. Ancak konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama için bu istisna daralır. Yalnızca hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri yeterlidir, kolluk amirinin emri bu yerler için hiçbir şekilde geçerli değildir (m. 119/1). Arama karar veya emrinde, aramanın nedenini oluşturan fiil, aranacak kişi veya yer, kararın geçerlilik süresi açıkça gösterilir (m. 119/2). Arama tutanağına işlemi yapanların açık kimlikleri de yazılır (m. 119/3). Uygulamada sıkça göz ardı edilen bir güvence m. 119/4'tedir. Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılabilmesi için, o yerin ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması zorunludur. Askerî mahallerde yapılacak arama ise Cumhuriyet savcısının nezaretinde askerî makamların katılımıyla adli kolluk tarafından, gecikmesinde sakınca varsa savcının yazılı emriyle aynı şekilde yürütülür (m. 119/5).
Doktrinde tartışmalı bir nokta, savcı veya kolluk amiri tarafından verilen arama emrinin hâkim onayına sunulup sunulmayacağıdır. Anayasa m. 20/3, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili kılınan merciin verdiği arama kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmasını, hâkimin de kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklamasını, aksi hâlde kararın kendiliğinden kalkacağını öngörür. Buna karşılık CMK m. 119'da böyle bir onay zorunluluğu açıkça yer almaz. Bu boşluğa rağmen, Anayasa m. 20'nin doğrudan uygulanabilir nitelikte olması nedeniyle, savcı veya kolluk amiri tarafından arama emri verildiğinde bu emrin yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk CMK m. 127/3'te elkoyma için öngörülen benzer onay kuralından bağımsız olarak da, doğrudan Anayasadan doğar.4 Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 8'in kolluğa arama kararı veya emri olmaksızın kendiliğinden arama yapma yetkisi tanıyan bazı hâlleri de eleştiriye açıktır. Temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirlerin bir yönetmelikle, kanun düzeyinde bir dayanak olmaksızın genişletilmesi hem Anayasa m. 13 ve m. 20-21 hem de CMK m. 119 karşısında hukuka aykırıdır.5 Arama tedbiri, tıpkı yakalama, gözaltına alma, tutuklama ve elkoyma gibi, kişi hak ve hürriyetlerini yakından ilgilendiren bir araç niteliği taşıdığından, kanun koyucu tarafından öngörülen şekle ve şartlara sıkı sıkıya bağlı kalınarak uygulanmalıdır. Aksi hâlde hem kamu görevlilerinin hukuki ve cezai sorumluluğu hem de elde edilen delillerin hukuka aykırılığı kaçınılmaz olur.6
IV. Aramada Hazır Bulunma ve Arama Sonunda Verilecek Belgeler (m. 120-122)
Aranacak yerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir. Kendisi yoksa sırasıyla temsilcisi, ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri, kendisiyle birlikte oturan bir kişi veya komşusu hazır bulundurulur (m. 120/1). m. 117/1 kapsamındaki (şüpheli/sanık dışındaki üçüncü kişiye ilişkin) aramalarda, zilyede veya yerine çağrılan kişiye aramaya başlamadan önce aramanın amacı hakkında bilgi verilir (m. 120/2). Kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına ise hiçbir şekilde engel olunamaz (m. 120/3).
Bu güvencenin arka planındaki anayasal çerçeve nettir. Anayasa m. 13 uyarınca temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Savunma hakkının kısıtlanabilmesi için de yalnızca bir kanun hükmünün varlığı yetmez, bu kanunun dayanağını oluşturan özel bir anayasal sınırlama sebebinin bulunması gerekir. m. 120/3'teki müdafiin hazır bulunma hakkı, işte bu anayasal güvencenin somut bir yansımasıdır ve arama sırasında hiçbir gerekçeyle, aramanın gecikeceği, kolluğun işini zorlaştıracağı gibi pratik kaygılarla dahi, bertaraf edilemez.7
Arama sonunda, hakkında işlem yapılan kişiye istemi üzerine aramanın m. 116 ve m. 117'ye göre yapıldığını (ve m. 116 kapsamındaysa fiilin niteliğini) belirten bir belge, elkonulan veya koruma altına alınan eşyanın listesini içeren bir defter, şüpheyi haklı kılan bir şey bulunamamışsa bunu belirten ayrı bir belge verilir (m. 121/1). Bu belgelerde, ilgilinin elkonulan eşyanın mülkiyetine ilişkin görüş ve iddialarına da yer verilir (m. 121/2). Koruma altına alınan veya elkonulan eşyanın tam bir defteri tutulur ve eşya resmî mühürle mühürlenir veya bir işaret konulur (m. 121/3). Ele geçirilen belge ve kâğıtları inceleme yetkisi yalnızca Cumhuriyet savcısı ve hâkime aittir (m. 122/1). Belge ve kâğıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir ya da imza atabilir, mührün kaldırılıp kâğıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemde hazır bulunmak üzere zilyedi, temsilcisi, müdafii veya vekili çağrılır (m. 122/2). inceleme sonucunda soruşturma veya kovuşturma konusuyla ilgisi olmadığı anlaşılan belge veya kâğıtlar sahibine geri verilir (m. 122/3).
V. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Bağlamında Arama: “Konut” Kavramının Genişliği
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi, “özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi” hakkını güvence altına alır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu madde bağlamındaki “konut” (home) kavramını iç hukukumuzdakinden çok daha geniş yorumlar. Niemietz/Almanya kararında Mahkeme, Sözleşme'nin İngilizce metnindeki “home” kavramının yalnızca “ev” ile sınırlı okunmasının, özel hayat kavramının dar yorumlanmasına yol açacağını ve eşitsiz muameleye neden olabileceğini belirterek işyerlerinin de 8. madde kapsamında korunması gerektiğine hükmetmiştir. Somut olayda dava konusu yer bizzat bir avukat bürosudur. Ernst ve Diğerleri kararında Mahkeme bir adım daha ileri giderek konut, işyeri ve özel otomobillerin tümünün “konut” kapsamında olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Stes Colas Est ve Diğerleri/Fransa kararında ise, bir gerçek kişinin evinin sağladığı korumanın aynısı olmasa da, tüzel kişilerin merkez adreslerinin de saygı gösterilmeyi hak eden bir “konut” sayılması gerektiği kabul edilmiştir.8 Gillow/Birleşik Krallık kararında Mahkeme, on dokuz yıl boyunca mülkiyeti elde tutulan ve bir gün yerleşme niyeti beslenen bir taşınmazın konut sayılabilmesi için fiilen orada oturmanın şart olmadığını, mülkiyet ilişkisinin de bu bakımdan yeterli olabileceğini kabul etmiştir. Buna karşılık Loizidou/Türkiye kararında, kişinin artık oturmadığı ve ileride yerleşmeyi planladığı bir taşınmazın “konut” kapsamına girmeyeceğine hükmedilmiştir. Bu içtihat hattının ortak paydası, konutun “mümkün olan en geniş anlamıyla” yorumlanması gerektiği, kullanım amacının veya hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığının önemli olmadığı, önemli olanın kişinin fiilen ve süreklilik arz eder biçimde o yeri kullanmasıdır. Bu geniş yorum, Türk hukukunda CMK m. 116'nın “konut, işyeri veya ona ait diğer yerler” ifadesiyle esasen paralel bir kapsam çizmekle birlikte, iç hukukumuzda işyerlerinin konut ile eşdeğer bir korumadan yararlanıp yararlanmadığı sorusu, özellikle avukatlık büroları bakımından, doktrinde ayrıca tartışılmaktadır.
Genel arama rejiminin en hassas uygulama alanı, avukatlık bürolarında yapılan aramalardır (bu özel rejim m. 130'da ayrıca düzenlenmiştir). Avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliği savunma hakkının özünü oluşturduğundan, doktrinde bu yerlerdeki aramaların genel arama kurallarından daha sıkı koşullara bağlanması gerektiği vurgulanır.9 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de konuya ilişkin yerleşik içtihadında, avukatlık bürosunda yapılan elkoymanın Sözleşme'nin 8. maddesindeki konut ve yazışmalara saygı hakkına müdahale oluşturduğunu, bu nedenle aramanın kapsamının somut ve sınırlı belirtilmesi, meslek sırrı kapsamındaki verilerin filtrelenmesi için özel bir usul izlenmesi ve el konulan belgelerin meslek sırrı iddiası karşısında hâkim tarafından “somut bir orantılılık denetimi”ne tabi tutulması gerektiğini defalarca vurgulamıştır.10
Yargı Kararları
1) m. 119/4'e aykırılığın delili hukuka aykırı kılıp kılmayacağı
Bu konudaki en temel ve en tartışmalı soru, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın yapılan bir konut aramasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulmaması (m. 119/4'e aykırılık) hâlinde, arama sonunda ele geçen delillerin hukuka aykırı sayılıp sayılmayacağıdır. Bu soruda Yargıtay'ın kendi içinde zaman içinde değişen bir çizgi izlediği görülmektedir.
Usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle ‘hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil’ sayılmaları ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememeleri kabul edilemez.11
Doktrinde bu karara katılmayan yazarlardan Emine Kabak, m. 119/4'ün hem sanığın haklarının korunması hem de muhakemenin akamete uğramaması için konulmuş bağlayıcı bir usul güvencesi olduğunu, bu güvenceye aykırı icra edilen bir aramanın ve bu arama sonucu elde edilen delillerin CMK m. 206/2-a ve m. 217/2 karşısında delil değerlendirme yasağı kapsamına girmesi gerektiğini savunarak Genel Kurul çoğunluğunun görüşünü eleştirmiştir.12
Nitekim aradan geçen yıllarda Yargıtay'ın konuya yaklaşımı, Kabak'ın savunduğu yönde bir değişim göstermiştir:
Ceza Muhakemesi Kanunu'na aykırı olarak sanığa ait evde yapılan aramalar sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, sanığa ait evde yapılan arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükümlerine esas alınamayacağı (…) gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.13
Benzer şekilde, hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delil dışında dosyada başka hiçbir delil bulunmayan ve hiçbir aşamada suçlamayı kabullenmemiş olan bir sanık hakkında, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, usul ve yasaya aykırı yapıldığı tespit edilen işyeri aramasında ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağını, hukuka uygun surette elde edilen delillerin kullanılabileceğini, kanuna aykırı elde edilenlerin ise hükme esas alınamayacağını belirterek beraat kararı verilmesi gerektiğine karar vermiştir.14 İki karar birlikte okunduğunda, Yargıtay'ın 2010'lu yılların başındaki “şekle aykırılık delili kirletmez” yaklaşımından, son yıllarda m. 119/4'teki tanık bulundurma yükümlülüğünü ciddiye alan ve ihlalini delil yasağı sonucuna bağlayan bir çizgiye kaydığı söylenebilir. Bu, arama hukukunun en canlı tartışma alanlarından biri olmayı sürdürmektedir.
2) Yetkisiz merciin emriyle yapılan aramanın sonucunun hukuka aykırı sayılması
m. 119/1'in kolluk amirine yalnızca sınırlı hâllerde ve konut/işyeri dışındaki yerler için tanıdığı yazılı emir yetkisi, aramayı emreden merciin kanunda öngörülen makam olup olmadığı sorusunu, ele geçirilen eşyanın niteliğinden bağımsız, ayrı ve öncelikli bir denetim noktası hâline getirir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi bu ayrımı net biçimde uygulamıştır:
Yasal düzenlemelere aykırı şekilde kolluk görevlilerince, sanığın ihbarı üzerine Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili maddelerine göre Cumhuriyet savcısına bilgi verildiği ve (…) kolluk amirinin yazılı talimatı ile üst aramalarının yapılması (…) talimatının alınması üzerine de kolluk amirinin yazılı arama ve el koyma emrini takiben sanıkların üst aramalarının yapıldığı (…) ancak arama ve elkoyma tedbiri ile ilgili Cumhuriyet savcılığının yazılı emri bulunmaksızın kolluk amirinin yazılı emriyle üst araması yapılmasının Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili maddelerine aykırı olup, bu kapsamda sanıktan ele geçen paranın kanunlara uygun şekilde tespit edilmeyen kanıt niteliğinde olduğu gözetilerek, hukuka aykırı deliller dışlandıktan sonra (…) sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiğinin nazara alınmaması, kanuna aykırıdır.15
Karar, arama usulündeki en sık rastlanan hatayı gözler önüne serer: arama sonucunda ele geçirilen eşyanın niteliği önemli olmaksızın, aramayı emreden merciin kanunda öngörülen makam olup olmadığı ayrı ve önce incelenmesi gereken bir sorudur.
3) Ölçüsüz bir aramanın maddi ve manevi zararının giderilmemesinin konut dokunulmazlığı hakkını ihlal etmesi
Bir aramanın hukuka uygun bir kararla başlamış olması, sonucunda doğan zararın telafisiz kalmasını meşru kılmaz. m. 141'deki tazminat rejimi tam da bu noktada devreye girer. Anayasa Mahkemesi, ölçüsüz biçimde yürütülen bir aramada bu telafi mekanizmasının işletilmediği bir olayda ihlal kararı vermiştir:
Aramanın ölçüsüz şekilde gerçekleştirilmesine ve başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olmasına rağmen maddi zararın giderilmediği, manevi tazminat talebinin ise incelenmediği anlaşılmıştır. (…) Neticede orantılı olmayan söz konusu yaklaşım nedeniyle bahse konu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.16
4) Arama usulündeki aykırılığın her olayda otomatik olarak hak ihlaline dönüşmemesi
Anayasa Mahkemesi, arama usulüne ilişkin bir şikâyeti, yargılamanın bütünü, aykırılığın ağırlığı ve dosyadaki diğer delillerin varlığı gibi somut koşulları birlikte değerlendirerek reddetmiştir:
Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekmektedir.17
Bu karar, Mahkemenin, arama usulündeki her aykırılığı otomatik olarak bir hak ihlaline dönüştürmediğini, her başvuruyu kendi somut koşulları içinde, yargılamanın bütünlüğü, aykırılığın ağırlığı ve diğer delillerin varlığı gözetilerek, değerlendirdiğini ortaya koymaktadır.
Dipnotlar
- Veli Özer Özbek ve Pınar Bacaksız, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 1 (Eylül 2006). ↩
- Özbek ve Bacaksız, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama.” ↩
- Özge Sırma, “Güncel Olaylar Çerçevesinde 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Arama,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 34 (Haziran 2009). ↩
- Sırma, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Arama.” ↩
- Sırma, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Arama.” ↩
- Ersan Şen, “Mağdur, Müşteki Hakları ile Bu Kişiler ve Vekillerinin Aramalara Katılması,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 44 (Nisan 2010). ↩
- Şen, “Mağdur, Müşteki Hakları ile Bu Kişiler ve Vekillerinin Aramalara Katılması.” ↩
- Zahit Yılmaz, “Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesi Hakkı Kapsamında 'Konutta Arama,'” Ceza Hukuku Dergisi, S. 17 (Aralık 2011). ↩
- Tuan Işık ve Özde Dereboylular, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Avukat Bürolarında Arama ve Elkoyma,” Terazi Hukuk Dergisi, C. 16, S. 175 (Mart 2021): 525-539. ↩
- Işık ve Dereboylular, “Avukat Bürolarında Arama ve Elkoyma.” ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 13.03.2012, E. 2011/278, K. 2012/96 (karara, m. 119/4'e açık aykırılığın basit bir şekle aykırılık olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle karşı oy yazılmıştır). ↩
- Emine Kabak, “Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.03.2012 Tarih, E.2011/278, K.2012/96 Sayılı Kararının Değerlendirilmesi,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 23 (Aralık 2013). ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 07.03.2024, E. 2022/12270, K. 2024/16287. ↩
- Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 21.01.2021, E. 2020/4496, K. 2021/255. ↩
- Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 12.03.2020, E. 2016/5780, K. 2020/10085. ↩
- Anayasa Mahkemesi, Ali Kaya Başvurusu, B.No: 2021/6080, 13.05.2025. ↩
- Anayasa Mahkemesi, Hacı Karabulut Başvurusu (2), B.No: 2020/27959, 20.03.2025. ↩
Kaynakça
- Işık, Tuan ve Özde Dereboylular. “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Avukat Bürolarında Arama ve Elkoyma.” Terazi Hukuk Dergisi, C. 16, S. 175 (Mart 2021): 525-539.
- Kabak, Emine. “Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.03.2012 Tarih, E.2011/8-278, K.2012/96 Sayılı Kararının Değerlendirilmesi.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 23 (Aralık 2013).
- Özbek, Veli Özer ve Pınar Bacaksız. “Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 1 (Eylül 2006).
- Sırma, Özge. “Güncel Olaylar Çerçevesinde 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Arama.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 34 (Haziran 2009).
- Şen, Ersan. “Mağdur, Müşteki Hakları ile Bu Kişiler ve Vekillerinin Aramalara Katılması.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 44 (Nisan 2010).
- Yılmaz, Zahit. “Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesi Hakkı Kapsamında ‘Konutta Arama.’” Ceza Hukuku Dergisi, S. 17 (Aralık 2011).
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.