Koruma tedbirleri, ceza yargılamasının gereği gibi yürütülebilmesini ve verilecek hükmün uygulanabilir olmasını sağlayan araçlardır. Ancak kişi hürriyeti ve güvenliği başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklere doğrudan müdahale ettiklerinden, hukuka aykırı veya ölçüsüz uygulandıklarında telafisi gereken zararlara yol açabilirler.1 Kanun koyucu bu riski gözardı etmemiştir. CMK'nın birinci kitabının dördüncü kısmının son (yedinci) bölümünde, koruma tedbirlerinden ve bazı hâllerde hâkim/savcı işlemlerinden zarar görenlerin Devletten tazminat talep edebilmesini m. 141-144'te ayrıntılı biçimde düzenlemiştir.2

I. Kurumun Anayasal ve Uluslararası Temeli

Haksız yakalama ve tutuklama nedeniyle tazminat düşüncesi, Fransız İhtilali sonrasındaki liberal akımların ürünüdür. Pozitif hukuka yansıması ise ancak 19. yüzyılın sonlarında, önce Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan, Fransa, İrlanda, İsviçre, Norveç ve Portekiz gibi ülkelerde mümkün olabilmiştir.3 Türk hukukunda konu ilk kez 7 Mayıs 1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmiş. Ancak bu Kanun yalnızca haksız yakalama ve tutuklamayı tazminat sebebi saymış, arama, elkoyma gibi diğer koruma tedbirlerinden kaynaklanan zararları kapsam dışında bırakmıştır. Doktrinde bu eksik düzenlemenin hukuk devleti ilkesiyle (Anayasa m. 2) bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.4

Kurumun uluslararası temeli, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin son fıkrasındadır. Bu fıkraya göre, madde hükümlerine aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan herkesin tazminat hakkı vardır. Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği başlıklı 19. maddesinin son fıkrası da, 3 Ekim 2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, bu esaslar dışında işleme tabi tutulan kişilerin zararlarının, tazminat hukukunun genel esaslarına göre Devletçe karşılanacağını öngörür.5 Doktrinde, hem AİHS m. 5 hem Anayasa m. 19'un tazminat güvencesini yalnızca yakalama ve tutuklamayla sınırlı tutup “meşru yakalamayı izleyen haksız gözaltılar”ı ve diğer koruma tedbirlerini kapsam dışında bırakmasının isabetsiz olduğu, CMK'nın bu isabetsizliği kısmen gidererek tazminat kapsamını genişlettiği vurgulanmaktadır.6

Koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarının temyiz incelemesi, Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 12 Mayıs 2011 tarihli işbölümü kararıyla Yargıtay 12. Ceza Dairesi'ne bırakılmıştır. Bu tarihten sonra 12. Ceza Dairesi'nin istikrarlı içtihadı, önceki uygulamadaki tutarsızlıkların büyük ölçüde giderilmesini ve tazminat miktarlarının belirlenmesinde uluslararası ölçütlerin gözetilmesini sağlamıştır.7

II. Tazminat Verilmesi Öngörülen Haller (m. 141)

A. Bir Kısım Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat (m. 141/1)

Maddenin birinci fıkrası, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında aşağıdaki hallerden birine maruz kalan kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebileceğini, tahdidi bir sayma yöntemiyle düzenler:

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) Yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,
l) Konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

(k) ve (l) bentleri, 2 Mart 2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikten önce adli kontrol tedbirinin kendisi m. 141/1'de açıkça sayılmadığından, adli kontrolden zarar görenlerin talepleri Yargıtay tarafından üçüncü fıkradaki genel hükme dayandırılmaktaydı (aşağıdaki Yargı Kararları bölümünde karar 1).

Doktrinde bu altı ana başlık (yakalama, tutuklama, arama, elkoyma, kanuni gözaltı süresinde hâkim önüne çıkarılmama, başvuru imkânından yararlandırılmama) açıldığında, tazminat ödenecek somut hallerin yirmi sekiz kalemi bulduğu belirtilmektedir.8 Buna karşılık, adli kontrol dışındaki diğer koruma tedbirlerinin, iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı, teknik araçlarla izleme, hatta haksız iç beden muayenesi gibi uygulamaların, birinci fıkra kapsamında hâlâ tazminata konu edilmediği, bunun kanundaki önemli bir eksiklik olduğu doktrinde eleştirilmektedir.9

B. Tazminat Hakkının Karara Geçirilmesi (m. 141/2)

Birinci fıkranın (e), (f) ve (l) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler ilgiliye tazminat hakkı bulunduğunu bildirmek ve bu hususu karara geçirmek zorundadır. Bu bildirim yükümlülüğü, dava açma süresinin başlangıcı bakımından doğrudan sonuç doğurur (aşağıda III/A).

C. Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının Diğer İşlem ve Kararları (m. 141/3)

18 Haziran 2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 70. maddesiyle eklenen üçüncü fıkra, tazminatın alanını önemli ölçüde genişletmiştir. Birinci fıkrada sayılan haller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri dahil olmak üzere, hâkimlerin ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri her türlü karar veya yaptıkları her türlü işlem nedeniyle açılacak tazminat davalarının ancak Devlet aleyhine açılabileceğini öngörür. Hükmün uygulanabilmesi için aranan iki şart, işlemin soruşturma veya kovuşturma sırasında yapılmış olması ve işlemi yapanın hâkim veya Cumhuriyet savcısı olmasıdır. İşlemin doğrudan soruşturma veya kovuşturma faaliyetiyle ilgili olması ise aranmaz.10 Yargı içtihadı bu fıkrayı, adli kontrol nedeniyle uğranılan zararlar ve mağdurun özel hayatına ilişkin bilgilerin iddianamede gerekçesiz biçimde ifşa edilmesi gibi, birinci fıkrada açıkça sayılmayan hallerde tazminatın hukuki dayanağı olarak kullanmıştır (aşağıdaki Yargı Kararları bölümünde kararlar 1 ve 2).

D. Devletin Rücu Hakkı (m. 141/4)

Devlet, ödediği tazminattan dolayı, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkim ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

III. Tazminat İsteminin Koşulları (m. 142)

A. Dava Açma Süresi

Tazminat istemi, karar veya hükmün kesinleştiğinin ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde ileri sürülmelidir (m. 142/1). Tebligatın bizzat sanığa veya şüpheliye yapılması gerekir. Ceza davasının kesinleşmesiyle müdafiin görevi sona erdiğinden, yalnızca avukata yapılan tebligat üç aylık süreyi başlatmaz. m. 141/2 uyarınca (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki kararlarda tazminat hakkının hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hatırlatma yapılmadan kesinleşmiş beraat hükmü tebliğ edilmiş olsa bile üç aylık süre işlemeye başlamaz.

B. Görevli-Yetkili Mahkeme ve Tazminat Komisyonu Yolu

İstem, kural olarak zarara uğrayanın oturduğu yerdeki ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. Ancak 2 Mart 2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren yürürlüğe giren değişiklikle, m. 141/1'in (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki istemler, kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate karar verilenler, tutukluluk süresini aşan hükümlülüğe maruz kalanlar ve adli kontrol sonrası kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate karar verilenler, artık ağır ceza mahkemesine değil, 9 Ocak 2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun uyarınca kurulan Tazminat Komisyonuna yöneltilir. Bu istemler yanlışlıkla ağır ceza mahkemesine yapılırsa, mahkeme dosyayı Komisyona gönderir. Bu hâllerde ağır ceza mahkemesine yapılan başvuru tarihi esas alınır.

C. Dilekçe, Eksiklik Tamamlama ve Hazine Temsilcisine Tebliğ

Tazminat dilekçesinde açık kimlik ve adres ile zarara uğranılan işlemin ve zararın nitelik ve niceliğinin belirtilmesi, bunlara ilişkin belgelerin eklenmesi zorunludur (m. 142/3). Bilgi ve belgeler yetersizse mahkeme eksikliğin bir ay içinde giderilmesini ister. Aksi hâlde dilekçe, itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur (m. 142/4). Mahkeme, yeterli bulduğu dilekçe ve eklerinin bir örneğini Hazine temsilcisine tebliğ ederek iki hafta içinde yazılı beyan ve itirazlarını sunmasını ister (m. 142/5). İstemin değerlendirilmesinde her türlü araştırmayı yapmaya veya bir hâkimine yaptırmaya yetkilidir (m. 142/6).

D. Duruşma, İstinaf ve Ödeme

Mahkeme kararını duruşmalı olarak verir. İstemde bulunan ile Hazine temsilcisi usulüne uygun çağrıya rağmen gelmezse yokluklarında karar verilebilir (m. 142/7). Karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesinin bu başvuru üzerine verdiği karar kesindir (m. 142/8). Tazminat davalarında nispi avukatlık ücreti ödenir. Ancak bu miktar, sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için öngörülen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen maktu ücretten fazla olamaz (m. 142/9). Kesinleşen kararda hükmedilen tazminat ve vekâlet ücreti, davacının bildireceği banka hesabına bildirim tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenir. Ödenmezse karar genel hükümler dairesinde icra ve infaz olunur (m. 142/10).

IV. Tazminatın Geri Alınması (m. 143)

Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar sonradan kaldırılıp kişi hakkında kamu davası açılarak mahkûm edilirse, ya da yargılamanın aleyhte yenilenmesiyle beraat kararı kaldırılıp mahkûmiyet verilirse, daha önce ödenmiş tazminatın mahkûmiyet süresine isabet eden kısmı, Cumhuriyet savcısının yazılı istemi üzerine aynı mahkemeden alınacak kararla, kamu alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuat hükümlerine göre geri alınır. Bu karara itiraz edilebilir (m. 143/1). Devlet, ödediği tazminattan dolayı, koruma tedbiriyle ilgili olarak görevinin gereklerine aykırı hareket eden kamu görevlilerine rücu eder (m. 143/2, bu fıkranın ilk cümlesi 6545 sayılı Kanun'un 103. maddesiyle kısmen mülga edilmiştir). İftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle kişi gözaltına alınmış veya tutuklanmışsa, Devlet ödediği tazminattan dolayı iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişiye de rücu eder (m. 143/3).

V. Tazminat İstenemeyecek Haller (m. 144)

Kanuna uygun olarak yakalanan, adli kontrol altına alınan veya tutuklanan kişilerden aşağıdakiler tazminat isteyemez.

a) [Mülga] Gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilenler bendi, 11 Nisan 2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır (aşağıdaki Yargı Kararları bölümünde karar 4).
b) Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler.
c) Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler.
d) Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler.
e) Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına, adli kontrol altına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar (2024 tarihli 7499 sayılı Kanun'la “adli kontrol altına alınmasına” ibaresi eklenmiştir).

Doktrinde bu fıkranın sınırlı sayma (tahdidi) niteliğinde olduğu, burada sayılmayan hiçbir gerekçeyle tazminat isteminin reddedilemeyeceği vurgulanmaktadır.11 Örneğin ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesi tek başına tazminatı engellemez. Aynı dosyada makul süreyi aşan bir tutukluluk gibi ayrı bir hukuka aykırılık varsa bu kısım için tazminata hükmedilebilir.

VI. Karşılaştırmalı Hukuk ve Manevi Tazminatın Belirlenmesi

Kurumun uluslararası kaynağı daha da derinleştirilebilir: AİHS m. 5/5, Sözleşme'nin kendi içinde açıkça bir tazminat hakkı öngören tek maddesidir. Sözleşme'nin diğer hükümlerinin ihlali karşısında m. 13'teki genel “etkili başvuru hakkı” yeterli görülürken, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali özel olarak ayrı bir tazminat güvencesiyle desteklenmiştir. Bu özel vurgu, özgürlükten yoksun bırakmanın diğer hak ihlallerinden farklı olarak geri döndürülemez bir zarar niteliği taşımasından kaynaklanır. Anayasa m. 19'un son fıkrası da AİHS m. 5/5'in doğrudan bir yansımasıdır.12

m. 141-144, tutuklamaya özgü bir mercekten de okunabilir. Tutuklama tedbirinin, kişi özgürlüğüne en ağır müdahaleyi oluşturması nedeniyle, haksız uygulanması hâlinde doğan zararın tazmini, yalnızca bir mülkiyet veya malvarlığı sorununa indirgenemez. Kişinin özgürlüğünden yoksun kaldığı süre boyunca yaşadığı itibar kaybı, aile ve iş ilişkilerindeki kopukluk gibi manevi unsurların da tazminat miktarının belirlenmesinde gerçek ağırlığıyla gözetilmesi gerekir.13 Bu nokta uygulamada da somutlaşır: Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihadında manevi tazminat miktarının belirlenmesinde davacının sosyal ve ekonomik durumu, tutuklulukta geçirdiği süre, tarafların kusur durumu gibi ölçütler birlikte gözetilir. Bu ölçütlere uyulmadan, işin doğası gereği gerektirdiğinden belirgin biçimde az bir manevi tazminata hükmedilmesi de tek başına bozma nedenidir. Anayasa Mahkemesi de, haksız tutuklama nedeniyle tazminat kurumunun bireysel başvuruya konu edilebilmesi için önce iç hukuktaki bu tazminat davası yolunun tüketilmesini arar.14

Manevi tazminatın somut miktarının nasıl belirleneceği sorusu, CMK'ya özgü olmayan, genel borçlar hukukundaki bir metodolojiyi paylaşır. Hâkimin TBK m. 58'deki manevi tazminat takdir yetkisi sınırsız değildir. Hakkaniyete uygun bir karar, ihlalin ağırlığı, süresi ve mağdurun somut koşulları gözetilerek verilmelidir. Bu genel ilkeler, m. 141 kapsamındaki tazminat davalarında da kıyasen uygulama alanı bulur, zira m. 141 metninde “maddi ve manevi her türlü zararlar” ibaresi kullanılmış olup manevi tazminatın miktarına ilişkin CMK'da ayrı bir ölçüt öngörülmemiştir.15

Son olarak, m. 141/1'in tahdidi sayma yönteminin güncel sınırları somut bir örnekle daha iyi görülür. Teknik araçlarla izleme (m. 140) tedbiri m. 141/1'in bentleri arasında açıkça sayılmadığından, bu tedbirden kaynaklanan zararlar da, tıpkı adli kontrolün 2024 değişikliğinden önceki durumu gibi, ancak m. 141/3'teki genel hükme dayanılarak tazmin edilebilmektedir. Yargıtay'ın güncel kararları bu yolu fiilen benimsemiştir, ancak kanun koyucunun m. 141/1'i teknik araçlarla izleme ve iletişimin denetlenmesi gibi diğer ağır koruma tedbirlerini de kapsayacak şekilde açıkça güncellemesi, hukuki belirlilik açısından daha isabetli olurdu.16

Yargı Kararları

1) Adli kontrolün ölçüsüz biçimde uzun süre uygulanması

2024 değişikliğinden önceki dönemde m. 141/1 adli kontrolü açıkça saymasa da, m. 141/3'teki genel hüküm bu boşluğu doldurmuştur: adli kontrol, tutuklamayla arasındaki “derece ve yoğunluk farkı”nı aşıp fiilen özgürlükten yoksun bırakmaya dönüştüğünde, oranlılık ilkesinin ihlali tazminat hakkı doğurur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu ilkeyi somut bir olayda uygulamıştır:

Bununla beraber, somut olayda hakkında 3 yıl 6 ay 18 gün süre ile uygulanan adli kontrol tedbirinden dolayı davacının (sanığın) maddi ve manevi olarak zarar gördüğü ve görmesi hayatın olağan akışına göre, tartışmasız ve aşikârdır. (…) davacı (sanık) hakkında uzun süre uygulanan adli kontrol tedbiri açısından tutuklama ile serbest bırakma arasında düşünülen ve serbest bırakmanın oluşturabileceği zararları gidermek için uygulanan adli kontrolün bir aşamadan sonra seyahat özgürlüğünün sınırlandırıldığı, bu sınırlama ile kişi özgürlüğünün kısıtlanması olan tutuklama ile arasında bir derece ve yoğunluk farkı olduğu, davacıya uygulanan tedbirin seyehat özgürlüğünü kısıtlama tedbirini aştığı ve davacıyı özgürlükten yoksun bıraktığı, oranlılık ilkesinin ihlal edildiği ve kanun ile belirlenen amacın dışına çıkıldığı (…) anlaşılması karşısında, (…) uygulanmaya devam edilen adli kontrol tedbiri nedeniyle davacı yararına (…) makul oranda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi.17

2) Mağdurun özel hayatına ilişkin bilgilerin iddianamede gerekçesiz biçimde yer alması

m. 141/3'ün kapsamı, hâkim veya savcının kişisel kusurunu aramaz. Soruşturma faaliyeti sırasında meydana gelen ve kamusal yararla açıklanamayan bir özensizlik de, Devletin kusursuz sorumluluğu ilkesi çerçevesinde, tazminatı gerektirebilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bunu bir mağdurun özel hayatına ilişkin kayıtların iddianameye gerekçesiz aktarıldığı bir olayda uygulamıştır:

Tüm bu açıklamalar ışığında davacının iddiaları değerlendirildiğinde, iddianamede mağdur olarak gösterilen davacı hakkında tutulan fişleme kayıtlarının iddianamede aynen yer alması, içeriğiyle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve değer yargısında bulunulmaksızın CMK'nın 141/3. fıkrası uyarınca tazminatı gerektirmektedir. Zira sanıklara isnat edilen suç gözetildiğinde, bu kayıtların iddianamede aynen yer alması gerekmediği gibi, aynen yer almasında kamusal bir yarar da bulunmamaktadır.18

3) Makul şüphe bulunmadan verilen arama kararının ölçüsüzlüğü

m. 141/1-i'deki “ölçüsüz arama” kavramı, aramanın icra biçimiyle (kapı kırma, eşyaya zarar verme gibi) sınırlı değildir. Arama kararının verilme aşamasındaki gerekçe yetersizliği de bu kapsama girer. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu ölçütü doğrudan AİHM içtihadına atıfla belirlemiştir:

Bu ilkeler ve belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hakkında yapılmakta olan bir soruşturma ve kovuşturmanın bulunması veya suç ihbarı üzerine işin esası araştırılıp şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin bulunduğu hususunda ‘makul şüphe’ değerlendirmesi ve başka suretle delil elde edilme imkânının bulunup bulunmadığı ve buna ait somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle (…) arama kararı verilmesi gerekirken davacının ‘uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığı’ yaptığına ilişkin telefon ihbarı üzerine (…) işin gerçeği araştırmaya başlanmadan, ortada makul şüphe olduğuna dair bir delil (…) bulunmadığı ve yapılan aramanın AİHM kararlarındaki ölçütlere ve ilkelere uygun olmadığı dolayısıyla hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla davacı lehine makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken (…) davanın reddine karar verilmesi, kanuna aykırı.19

4) Mahsup edilen sürelerde de artık tazminat hakkının bulunduğu

m. 144/1-a bendinin 2013'te mülga edilmesi salt teorik bir değişiklik değildir. Bu tarihten sonra, gözaltı veya tutukluluk süresi başka bir hükümlülükten mahsup edilmiş kişiler için de artık tazminat yolu açıktır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu sonucu teyit etmiştir:

5271 sayılı CMK'nın 144/1. maddesinin (1). fıkrasının (a) bendinde tazminat isteyemeyecek kişiler arasında ‘gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilenler’ de sayılmış ise de; 30/04/2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı (…) Kanunun 18. maddesi hükmü ile anılan maddenin 1. fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış olmakla, davacı yararına bir miktar maddi tazminata hükmedilmesi gerekir.20

5) Takipsizlik kararının tebliğ edilmemesi hâlinde sürenin başlangıcı

m. 142/1'deki bir yıllık dava açma süresi, kararın usulüne uygun tebliğ edildiği varsayımı üzerine kuruludur. Bu varsayım gerçekleşmediğinde sürenin başlangıcı da kaymalıdır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bir takipsizlik kararının davacıya hiç tebliğ edilmediği bir olayda süreyi öğrenme tarihine bağlamıştır:

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/399 soruşturma sayılı takipsizlik kararı 04/04/2012 tarihinde verilmiş olmasına karşın, söz konusu kararın davacı yönünden tebliğe çıkartılmadığının tespit edilmiş olması ve davacı yönünden yapılmış bir kesinleştirme işleminin bulunmaması karşısında, davacının hakkındaki takipsizlik kararını öğrenme tarihinin vekili aracılığıyla dava dilekçesini verme tarihi olan 22/05/2013 tarihi olarak kabulü gerekeceği ve mahkemece bu doğrultuda davanın süresinde açılmış olduğu.21

6) Meşru savunma nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi

m. 141/1-e'nin beraat şartı, yalnızca doğrudan bir beraat hükmüyle sınırlı okunamaz. m. 223/2-d'deki hukuka uygunluk nedenine dayalı ceza verilmesine yer olmadığı kararı da aynı tazminat hakkını doğurur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bunu bir meşru savunma olayında netleştirmiştir:

Davacı hakkında TCK'nın 25/1. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, hükmün temyiz edilmeksizin 11.07.2012 tarihinde kesinleştiği, (…) eyleminin meşru savunma sınırları içinde kaldığı değerlendirilerek TCK'nın 25/1. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-d. maddesinde yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin hukuka uygunluk nedeni bulunması halinde beraat kararı verileceğinin belirtilmesi karşısında davacının tazminata hak kazandığı.22

7) İyi niyetli üçüncü kişiye ait aracın müsadere edilmeden iadesi

m. 141/1-j'deki elkoyma tazminatı, Devletin her elkoyma sonrası otomatik sorumluluğu anlamına gelmez. Eşya iyi niyetli üçüncü kişiye ait olduğu için müsadere edilmeyip iade edildiğinde, zararın muhatabı Devlet değil, eşyayı malikinden habersiz suçta kullanan kişidir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu sınırı netleştirmiştir:

Davacının aracını davacıdan habersiz şekilde suçta kullanan sanığın göçmen kaçakçılığı suçu nedeniyle cezalandırılmasına, davacıya ait aracın iadesine karar verildiği, bu nedenle davacının el koyma işlemi nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi kaybını davalıdan talep edemeyeceği, bunun yerine davacının aracını kendisinden habersiz şekilde suçta kullanan sanıktan genel hükümler çerçevesinde talep edebileceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemekle.23

Dipnotlar

  1. Hüseyin Aydın, “Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 18 (2012). ↩
  2. Mustafa Albayrak, “Son Yargıtay Kararları Işığında Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Verilmesi Kabul Edilen Haller,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 107 (2015). ↩
  3. Aydın, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat. ↩
  4. Özgün Özyüksel, “Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ‘Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat’ Kurumunu Düzenleyen Hükümlerine İlişkin Bazı Tartışmalı Noktalar.” ↩
  5. Aydın, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat. ↩
  6. Özyüksel, Bazı Tartışmalı Noktalar. ↩
  7. Albayrak, Son Yargıtay Kararları Işığında. ↩
  8. Albayrak, Son Yargıtay Kararları Işığında. ↩
  9. Özyüksel, Bazı Tartışmalı Noktalar. ↩
  10. Albayrak, Son Yargıtay Kararları Işığında. ↩
  11. Özyüksel, Bazı Tartışmalı Noktalar. ↩
  12. Bahar Konuk Sommer, Bir Temel Hak Garantisi Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2020). ↩
  13. Hasan Sınar, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2016). ↩
  14. Can İşeri, Tutuklama Tedbiri ve Tutuklulukta Süre (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2024). ↩
  15. Hülya Atlan, Manevi Zararı Tazmin Yolları (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2015). ↩
  16. Yalım Yarkın Özbalcı, Ceza Muhakemesi Hukukunda Video Kamera Kayıtları (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025). ↩
  17. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 16 Şubat 2015, E. 2014/13444, K. 2015/2705. ↩
  18. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 11 Kasım 2015, E. 2015/13049, K. 2015/17584. ↩
  19. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 25 Aralık 2013, E. 2013/9105, K. 2013/30731. ↩
  20. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 15 Aralık 2015, E. 2015/13906, K. 2015/19250. ↩
  21. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30 Kasım 2015, E. 2015/3559, K. 2015/18536. ↩
  22. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 13 Ekim 2015, E. 2015/11812, K. 2015/15247. ↩
  23. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 22 Aralık 2015, E. 2015/14312, K. 2015/19452. ↩

Kaynakça

  • Albayrak, Mustafa. “Son Yargıtay Kararları Işığında Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Verilmesi Kabul Edilen Haller.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 107, 2015.
  • Atlan, Hülya. Manevi Zararı Tazmin Yolları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2015.
  • Aydın, Hüseyin. “Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 18, 2012.
  • İşeri, Can. Tutuklama Tedbiri ve Tutuklulukta Süre. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2024.
  • Konuk Sommer, Bahar. Bir Temel Hak Garantisi Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2020.
  • Özbalcı, Yalım Yarkın. Ceza Muhakemesi Hukukunda Video Kamera Kayıtları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025.
  • Özyüksel, Özgün. “Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ‘Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat’ Kurumunu Düzenleyen Hükümlerine İlişkin Bazı Tartışmalı Noktalar.”
  • Sınar, Hasan. Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2016.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.