Bir müdafiin, müvekkiline gerçekten yardımcı olabilmesi için önce onun hakkında neyin ileri sürüldüğünü bilmesi gerekir. CMK'nın müdafie ilişkin hükümlerini kapatan bu dört madde, m. 153-156, savunmanın bilgiye erişimini (dosya inceleme), müvekkiliyle serbestçe iletişim kurabilmesini (görüşme hakkı), sanığın yakınlarının duruşmadaki konumunu ve nihayet müdafiin bizzat nasıl görevlendirileceğini düzenler. Kanun, bu haklara, istisnai ve dar kapsamlı hâller dışında, neredeyse mutlak bir koruma tanır. Aşağıda görüleceği gibi, bu istisnaların sınırları da en az haklar kadar dikkatle çizilmiştir.
I. Müdafiin Dosya İnceleme Yetkisi ve Kısıtlanması (m. 153)
Kanunun 153. maddesi beş fıkradan oluşur. Birinci fıkra kuralı, ikinci fıkra istisnayı kurar:
(1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. (2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak [madde metninde tek tek sayılan] suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir (…)
İkinci fıkradaki kısıtlama yetkisi, tahdidi bir suç kataloğuyla sınırlıdır. (a) bendi TCK'dan sekiz suç grubunu sayar: kasten öldürme (m. 81, 82, 83), cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, m. 102), çocukların cinsel istismarı (m. 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (m. 188), suç işlemek amacıyla örgüt kurma (m. 220), devletin güvenliğine karşı suçlar (m. 302, 303, 304, 307, 308), anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (m. 309-316) ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk (m. 326-337, 332 hariç). Bu listeye üç özel kanun grubu daha eklenir: (b) bendiyle 6136 sayılı Kanun m. 12'deki silah kaçakçılığı, (c) bendiyle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu m. 160'taki zimmet suçu, (d) bendiyle 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'ndaki suçlar. Bu dar kapsamın dışında kalan hiçbir soruşturmada müdafiin dosya inceleme yetkisi kısıtlanamaz. Kısıtlama kararı verilse dahi mutlak bir sınırı vardır: yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak, bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında ikinci fıkra hükmü hiçbir şekilde uygulanmaz (m. 153/3). Yani en kısıtlayıcı kararda dahi, müvekkilin kendi ifadesi müdafiden gizlenemez. Nihayet m. 153/4, kısıtlamanın kesin bir son tarihini belirler. Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri sınırsız biçimde inceleyebilir, bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız alabilir. m. 153/5 ise bu maddedeki hakların yalnızca müdafie değil, suçtan zarar görenin vekiline de tanındığını hükme bağlar.
m. 153'ün soruşturma evresindeki işlevi masumiyet karinesiyle doğrudan ilişkilidir. Şüphelinin kendisi hakkındaki delillere, makul ölçüde, erişebilmesi, savunmasını hazırlayabilmesinin ön koşuludur. Dosya inceleme yetkisinin herhangi bir kısıtlama kararı olmaksızın fiilen engellenmesi, m. 153/2'nin çizdiği dar istisnanın dolanılması anlamına gelir ve masumiyet karinesiyle bağdaşmaz. Kısıtlama kararı da yalnızca madde metninde sayılan katalog suçlarla sınırlı biçimde uygulanabilir. Soruşturma konusu suç katalogda yer almıyorsa hâkimin kısıtlama kararı vermesi kanuna aykırı olur.1
m. 153/1'deki “harçsız olarak alabilir” ibaresinin pratik önemi büyüktür. Bu hüküm, 492 sayılı Harçlar Kanunu'ndaki genel suret harcı kuralına açık bir istisna getirir ve daha sonraki tarihli özel bir kanun hükmü olduğundan, müdafi ile suçtan zarar görenin vekili bakımından harç muafiyetini tartışmasız hâle getirmiştir. Uygulamada bazı adliyelerde bu muafiyete rağmen suret harcı talep edilmesi, m. 153/1'in doğrudan ve açık lafzıyla bağdaşmayan bir uygulamadır.2
II. Müdafi ile Görüşme (m. 154)
Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz (m. 154/1). Bu, savunma hakkının en temel ve en az istisnaya tâbi güvencelerinden biridir. Kural, herhangi bir izne veya vekâlete gerek olmaksızın anında ve gizli görüşme hakkıdır.
Tek istisna m. 154/2'dedir: TCK'nın ikinci kitabının dördüncü kısmının dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci bölümlerinde tanımlanan suçlar (devletin güvenliğine, anayasal düzene, millî savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar), Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu/uyarıcı madde imal ve ticareti suçları bakımından, gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla yirmi dört saat süreyle kısıtlanabilir. Bu süre zarfında ifade de alınamaz. Bu istisna OHAL döneminde 676 sayılı KHK ile eklenmiş, sonradan 7070 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kalıcı hâle getirilmiştir. Kısıtlamanın süresinin yirmi dört saatle sınırlı ve “ifade alınamaz” kaydıyla dengelenmiş olması, kısıtlamanın salt delil elde etmek için kötüye kullanılmasının önüne geçen bir güvencedir. Aksi hâlde kısıtlama süresi içinde alınan bir ifadenin kendisi m. 148 anlamında yasak yöntemle elde edilmiş sayılırdı.3
Türk hukukunun bu alanda bir boşluğu vardır: Amerikan Barolar Birliği standartlarının aksine, Türk hukukunda müdafi yardımından yararlanma hakkından geçerli bir feragate ilişkin ayrı ve ayrıntılı bir düzenleme yer almaz. m. 154'ün görüşme hakkını güvence altına alması, kişinin bu haktan kendi iradesiyle vazgeçmesi hâlinde izlenecek usulü ayrıca düzenlememektedir. Bu, uygulamada özellikle çocuk şüpheliler bakımından önemli bir eksiklik olarak görülebilir.4
Kurumun Strazburg içtihadındaki karşılığı da önemlidir: AİHM'in Farrugia/Malta kararına göre, kollukta gözaltına alınan bir şüphelinin avukatla görüşme hakkının hiç tanınmadan ifadesinin alınması, sonraki yargılamanın bütününün adilliğini etkileyen ciddi bir usul eksikliğidir. AİHM bu konuda, ulusal hukuktaki kısıtlamanın süresinden çok, kısıtlamanın kişinin savunma haklarına fiilen ne ölçüde zarar verdiğini merkeze alan somut bir inceleme yöntemi izler.5
III. Kanuni Temsilci veya Eşin Duruşmada Hazır Bulunması (m. 155)
Tek fıkralık bu madde, sanığın kanuni temsilcisine duruşma gün ve saatinin bildirilmesini, temsilcinin duruşmaya kabul edilerek istemi üzerine dinlenebilmesini öngörür (m. 155/1). Aynı hak, ayrıca bir tebligat yapılmaksızın sanığın eşine de tanınır (m. 155/2). Kanun burada sanığın en yakın aile çevresine, resmî bir sıfat (müdafi veya vekil) taşımasalar dahi, yargılamayı izleme ve istemi hâlinde ifade verme imkânı tanımaktadır. Bu, m. 34/2 ve m. 216'daki genel aleniyet ilkesinin sanığın en yakınları bakımından somutlaşmış bir görünümüdür.
IV. Müdafiin Görevlendirilmesinde Usul (m. 156)
m. 150'de yazılı zorunlu müdafilik hâllerinde, müdafi soruşturma evresinde ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine, kovuşturma evresinde ise mahkemenin istemi üzerine, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir (m. 156/1-2). Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi hâlinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi kendiliğinden sona erer (m. 156/3). Bu son fıkra, seçilmiş müdafiin atanmış müdafiye göre önceliğini açıkça teyit eder.
m. 153'teki dosya inceleme rejimi dijital delillere de uygulanır. Olay yeri incelemesi kapsamında elde edilen video görüntüleri, dosya içeriğinin bir parçası olduğundan, müdafiin bu görüntüleri m. 153/1 uyarınca inceleme ve örneğini alma hakkı vardır. Ancak uygulamada bazı kolluk birimlerinin teknik/format gerekçesiyle görüntülerin salt izlettirilmesiyle yetinip kopya vermemesi, m. 153/1'in “örneğini alabilir” ibaresiyle bağdaşmayan bir uygulama örneğidir.6
Yargı Kararları
1) Kendi seçtiği müdafiyle kollukta görüşmesine izin verilmemesinin müdafi yardımından yararlanma hakkını ihlali
Ailesi tarafından görevlendirilen bir avukatın, gözaltındaki başvurucuyla kolluk aşamasında görüşmesine izin verilmemiştir. Başvurucu baro tarafından görevlendirilen bir başka müdafi huzurunda suçu ikrar eden bir ifade vermiş ve bu ifade yargılamada belirleyici delil olarak kullanılmıştır. Derece mahkemesi, kendi seçtiği avukatla görüşmesine izin verilmediği yönündeki tanık beyanını hiç değerlendirmemiştir:
Başvurucunun kendi seçtiği müdafinin hukuki yardımından mahrum bırakılmasının geçerli bir nedene dayalı olduğunu gösterme yükümlülüğünün derece mahkemelerince yerine getirildiğini söylemek mümkün gözükmemektedir. (…) Somut olayda başvurucu Baro tarafından görevlendirilen müdafiinin hazır bulunmasıyla kollukta verdiği ifadede suçu ikrar ederek kendisine yöneltilen eylemlere ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur. Bu beyanlar yargılamada delil olarak kullanılmıştır.7
Karar, m. 154/1'in yalnızca soyut bir hak beyanı olmadığını, kollukta fiilen engellenmesi hâlinde derece mahkemesinin bu engellemenin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığını somut biçimde araştırma yükümlülüğü doğurduğunu, araştırmaması hâlinde, baro tarafından atanan başka bir müdafi hazır bulunmuş olsa dahi, ihlal sonucuna varılabileceğini gösterir.
2) Baro tarafından atanan müdafi için sanık lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği
Beraat eden bir sanık lehine, hazineden alınarak kendisine ödenmek üzere maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Ancak sanığı savunan avukatın, sanığın kendi vekâletnamesiyle görevlendirdiği bir vekil değil, m. 156 uyarınca sanığın istemi üzerine baro tarafından atanan bir müdafi olduğu anlaşılmıştır:
Sanık müdafii Av. S.T.'nin sanığın talebi üzerine CMK hükümleri uyarınca Baro tarafından atanan müdafii olduğu, sanığın kendisinin vekâletname ile yetki verdiği vekili olmadığı anlaşıldığından, sanık lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmiştir.8
Karar, m. 156 uyarınca atanan bir müdafiin, sanıkla aralarında vekâlet ilişkisi kurulmuş bir avukattan usul hukuku bakımından farklı bir konumda olduğunu somutlaştırır: baro atamasının kaynağı sanığın kendi vekâletnamesi değil kanun olduğundan, bu görevlendirmeye bağlı ücret rejimi de (Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ndeki CMK görevlendirme ücreti) genel vekâlet ücretinden ayrı bir usule tabidir.
3) Dosya inceleme yetkisinin yalnızca müdafi veya vekil sıfatını taşıyan avukata tanınması
m. 153/1'in tanıdığı dosya inceleme yetkisi, her avukata değil, yalnızca şüphelinin müdafii veya suçtan zarar görenin vekili sıfatını fiilen taşıyan avukata aittir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, bu ayrımı bir kanun yararına bozma kararında netleştirmiştir:
(…) 5271 sayılı CMK'nın 137. maddesinde yer alan şüpheli ve müdafinin soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceğine ilişkin hüküm ve anılan Kanun'un 2. maddesinde “müdafi” tanımının, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatını ifade ettiği, hususları birlikte değerlendirildiğinde; ancak şüpheli veya sanığın baro tarafından atanan veya vekâlet sözleşmesi olan avukatın müdafi sayılması, dosyayı inceleme yetkisinin de yalnızca şüpheli veya müdafiye tanınması (…) gözetilerek itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde itirazın kabulüne karar verilmesi, Kanun'a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.9
Karar, uygulamada sıkça karşılaşılan bir yanılgıyı düzeltir. Bir avukatın sırf mesleki sıfatı, onu otomatik olarak dosyayı inceleme hakkına kavuşturmaz. UYAP kaydı, baro görevlendirme yazısı veya vekâletname ile somutlaşan bir müdafilik/vekillik ilişkisinin varlığı aranır. Karar bunu soruşturmanın gizliliği, masumiyet karinesi ve kişisel verilerin korunması ilkeleriyle temellendirmiştir.
4) Bir yönetmelik hükmünün, m. 153/2'nin tahdidi suç kataloğunu aşarak tüm suçlarda kısıtlama kararı verilmesine imkân tanıyamaması
m. 153/2'nin en önemli güvencesi, kısıtlama yetkisinin tahdidi (sınırlı sayıda) bir suç kataloğuyla çerçevelenmiş olmasıdır. Bu güvencenin bir yönetmelik hükmüyle aşındırılıp aşındırılamayacağı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu önüne gelmiş ve rüşvet soruşturması geçiren bir davacının açtığı davada şöyle karara bağlanmıştır:
5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin 2. fıkrasında, müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürme ihtimalinin bulunması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabileceği, fakat bu kararın sadece madde metninde tahdidi olarak sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebileceğinin hükme bağlandığı (…) dava konusu Yönetmelik maddesinde suçlar arasında herhangi bir ayrım yapılmadığı, bu haliyle söz konusu düzenlemenin kanunda belirlenen sınırlamayı aşacak şekilde tüm suçlar açısından kısıtlama kararı verilmesine imkân tanıdığı görüldüğünden, dava konusu düzenlemede üst hukuk normuna uyarlık bulunmadığı (…).10
İDDK, davalı idarenin temyiz istemini reddederek düzenlemenin iptaline ilişkin Daire kararını onamıştır. Karar, m. 153/2'nin tahdidi katalog niteliğinin yalnızca hâkim kararları için değil, idarenin genel düzenleyici işlemleri için de aşılamaz bir sınır oluşturduğunu, normlar hiyerarşisi gereği bir yönetmeliğin, kanunun tanıdığı bir hakkı daraltıcı biçimde genişletici kısıtlama getiremeyeceğini teyit eder.
5) Tutuklunun müdafi ile görüşme saatlerini kurum içi düzenlemeyle sınırlayan hükmün hukuka uygunluğu
m. 154/1'in “her zaman” görüşme güvencesi ile ceza infaz kurumlarının güvenlik gerekleri arasındaki gerilim, bir ceza infaz kurumu iç yönergesinin tutuklu-müdafi görüşmesini 24.00-08.00 saatleri dışına sınırlayan hükmünün iptali istemiyle Danıştay önüne taşınmıştır. İlk derece ve bölge idare mahkemeleri hükmü m. 149/3 ve 5275 sayılı Kanun'un 114/5. maddesindeki “hiçbir suretle engel olunamaz” güvencesine aykırı bularak iptal etmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi ise oy çokluğuyla farklı bir sonuca varmıştır:
(…) ilgili kanunlarda belirtilen istisnalar saklı kalmak üzere, hükümlülerin, avukatları ile mesai günleri ve saatlerinde, tutukluların ise güvenlik zaafiyeti oluşmaması adına haftanın her günü oldukça makul sayılabilecek bir zaman aralığında 24.00-08.00 saatleri dışında müdafileri ile konuşulanları başkalarının duyamayacağı; ancak görüşmenin görevlilerce izlenebileceği bir ortamda, kurum düzeni çerçevesinde açık görüş usûlüne tabi olarak görüştürülmesine yönelik İç Yönerge düzenlemesinde (…) dayanağı olan Kanun ve Yönetmelik hükümlerine aykırı bir yön bulunmamaktadır.11
Karara, bölge idare mahkemesi kararının onanması gerektiği yönünde bir karşı oy yazılmıştır. Çoğunluk ile karşı oy arasındaki ayrılık, m. 154/1 ile 5275 sayılı Kanun m. 114/5'teki “hiçbir suretle engel olunamaz” ibaresinin mutlak mı yoksa kurum düzeninin makul gerekleriyle sınırlı mı yorumlanması gerektiği sorusunda yoğunlaşmaktadır. Karar, bu doktrinsel gerilimin yargı pratiğinde de henüz tam anlamıyla çözümlenmediğini gösteren güncel bir örnektir.
Dipnotlar
- Elif Ergüne, Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024). ↩
- İlhami Öztürk, Mahkeme Harçları (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2023). ↩
- Abdullah Batuhan Baytaz, Ceza Muhakemesi Hukukunda Sanığın Hukuki Dinlenilme Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2021). ↩
- Ozancan Belci, Amerika Birleşik Devletleri Hukukunda Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2024), s.237-249. ↩
- Adem Sözüer ve diğerleri, İçtihatlarla İnsan Hakları: Yargıç Pinto de Albuquerque'nin Seçilmiş Şerhlerinin ve İlgili AİHM Kararlarının İncelemeleri (3 Cilt) (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2021). ↩
- Yalım Yarkın Özbalcı, Ceza Muhakemesi Hukukunda Video Kamera Kayıtları (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025). ↩
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, 12.04.2023, 2018/5640 Başvuru No (Mehmet Oğur Başvurusu). ↩
- Yargıtay 23. Ceza Dairesi, 30.11.2015, E. 2015/12891, K. 2015/7312. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 28.10.2025, E. 2024/3311, K. 2025/10746. ↩
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 07.11.2024, E. 2022/1974, K. 2024/2714. ↩
- Danıştay 10. Dairesi, 16.10.2025, E. 2025/807, K. 2025/4582. ↩
Kaynakça
- Baytaz, Abdullah Batuhan. Ceza Muhakemesi Hukukunda Sanığın Hukuki Dinlenilme Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2021.
- Belci, Ozancan. Amerika Birleşik Devletleri Hukukunda Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2024.
- Ergüne, Elif. Ceza Muhakemesi Hukukunda Suçlu Sayılmama Hakkı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2024.
- Özbalcı, Yalım Yarkın. Ceza Muhakemesi Hukukunda Video Kamera Kayıtları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Şubat 2025.
- Öztürk, İlhami. Mahkeme Harçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2023.
- Sözüer, Adem, Eren Sözüer, Paulo Pinto De Albuquerque ve F. Pınar Ölçer. İçtihatlarla İnsan Hakları: Yargıç Pinto de Albuquerque'nin Seçilmiş Şerhlerinin ve İlgili AİHM Kararlarının İncelemeleri (3 Cilt). İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2021.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.