Ceza muhakemesinin soruşturma evresi, kanunun deyimiyle “işin gerçeğini araştırma” sürecidir. Ancak bu araştırma kimsenin keyfine bırakılmamış, kanunla kurulmuş bir hiyerarşi ve iş bölümü içinde yürütülür. CMK'nın bu on maddesi, bu hiyerarşinin omurgasını oluşturur: Cumhuriyet savcısının soruşturmayı yürütme ve yönetme görevi, adli kolluğun bu görevi savcının emir ve talimatları doğrultusunda icra etme yükümlülüğü, istisnai hâllerde sulh ceza hâkiminin doğrudan soruşturma yapabilmesi ve nihayet her soruşturma işleminin nasıl belgeleneceği. Bu iskelet olmadan, aşağıdaki maddelerde ayrıntılandırılan hiçbir koruma tedbirinin veya delil toplama işleminin kim tarafından, kimin emriyle yapılacağı belirsiz kalırdı.

I. Cumhuriyet Savcısının Soruşturmaya Başlama ve Delil Toplama Yükümlülüğü (m. 160)

Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar (m. 160/1). İkinci fıkra ise savcının rolünü tek yönlü bir suçlayıcı olmaktan çıkarır: savcı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür (m. 160/2).

II. Cumhuriyet Savcısının Görev ve Yetkileri (m. 161)

m. 161, dokuz fıkrayla savcının yetkilerini ve bazı özel soruşturma hâllerini düzenler. Savcı doğrudan doğruya veya emrindeki adli kolluk aracılığıyla her türlü araştırmayı yapabilir, bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Adli görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkarsa, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister, bir tür niyabet (istinabe) yetkisi (m. 161/1). Adli kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişileri ve uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları savcıya derhâl bildirmek ve savcının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür (m. 161/2). Savcı emirlerini kural olarak yazılı, acele hâllerde sözlü verir. Sözlü emir en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir (m. 161/3). Diğer kamu görevlileri de yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür (m. 161/4).

m. 161/5-9, madde metnine sonradan eklenen ve özel yargı yeri/yetki kuralları getiren fıkralardır. Adliyeyle ilgili görevlerinde kötüye kullanma veya ihmali görülen kamu görevlileri hakkında savcılarca doğrudan soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar için 4483 sayılı Kanun, en üst dereceli kolluk amirleri için hâkimlerin tâbi olduğu yargılama usulü uygulanır (m. 161/5). Vali ve kaymakamların kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma yetkisi belirli bir bölge adliye mahkemesi çevresindeki il başsavcılığı ve ağır ceza mahkemesine aittir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde ise soruşturma bu özel kurala göre değil genel hükümlere göre yapılır (m. 161/6). Yetkisizlik kararıyla gelen bir soruşturmada savcı kendisini de yetkisiz görürse, dosyayı yetkili savcılığın belirlenmesi için en yakın ağır ceza mahkemesine gönderir (m. 161/7). TCK m. 302, 309, 311-316'da düzenlenen (devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı) suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa dahi doğrudan savcılarca soruşturma yapılır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu m. 26 hükmü bu kuralın dışında saklı tutulmuştur (m. 161/8). Seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili hakkındaki soruşturma ve kovuşturma yetkisi ise münhasıran Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve bu yer ağır ceza mahkemesine aittir. Soruşturmayı bizzat Başsavcı veya görevlendireceği vekili yürütür. Başsavcı veya vekili suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın kısmen veya tamamen yapılmasını isteyebilir, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı zorunlu delilleri bizzat toplar ve gerekirse alınacak kararlar bakımından bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğinden talepte bulunur (m. 161/9).

Kamu davası, özel hukuk davalarından farklı olarak tarafların serbest tasarrufuna bırakılmamış, kamu yararına dayanan bir dava türüdür. Savcının m. 160'taki “işin gerçeğini araştırma” yükümlülüğü de bu kamusal niteliğin doğal bir sonucudur. Savcı, davayı açıp açmama kararını verirken yalnızca iddiayı değil, iddiayı çürütecek delilleri de araştırmak zorundadır. Aksi hâlde m. 160/2'deki “lehe delil toplama” yükümlülüğü boş bir söz olarak kalır.1

III. Savcı-Hâkim İlişkisi: Hâkim Kararı İstemi ve Sulh Ceza Hâkiminin Doğrudan Soruşturması (m. 162-163)

Savcı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek bir soruşturma işlemine (arama, elkoyma, tutuklama gibi koruma tedbirleri) gerek görürse, istemini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir. Hâkim istenilen işlemin kanuna uygun olup olmadığını inceleyerek karar verir ve gereğini yerine getirir (m. 162). m. 163 ise istisnai bir yetki devri öngörür. Suçüstü hâli ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, savcıya erişilemiyorsa veya olay genişliği itibarıyla savcının iş gücünü aşıyorsa, sulh ceza hâkimi de bütün soruşturma işlemlerini bizzat yapabilir. Bu durumda kolluk âmir ve memurları, hâkimin emrettiği tedbirleri alır ve araştırmaları yerine getirir (m. 163/1-2).

m. 162-163, ceza muhakemesindeki soruşturma makamları arasındaki iş bölümünü tamamlar: CMK'ya göre soruşturma makamları savcılık, kolluk, sulh ceza hâkimliği ve, istisnai hâllerde, mahkemelerden oluşur. Sulh ceza hâkimliği m. 162 uyarınca yalnızca hâkimler tarafından yapılabilecek işlemler hakkında karar vermekle sınırlıyken, m. 163'teki istisnai yetki bu sınırı aşıp hâkime bizzat soruşturma yürütme imkânı tanır. Bu ikinci yetkinin genişletici yorumlanması, savcılık makamının anayasal konumunu zedeleyebileceğinden dar ve istisnai biçimde uygulanmalıdır.2

IV. Adli Kolluk: Tanımı, Bağlılığı ve Diğer Kolluk Birimlerinin Görevi (m. 164-167)

Adli kolluk, dört ayrı kanundaki soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder: 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu m. 8, 9 ve 12; 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu m. 7; 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 8 ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu m. 4 (m. 164/1). Soruşturma işlemleri, savcının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kolluğa yaptırılır. Adli kolluk görevlileri savcının adli görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir. Adli görevlerin dışındaki hizmetlerde ise üstlerinin emrindedir (m. 164/2-3). Bu ayrım (adli görev / idari-önleyici görev) uygulamada çok önemlidir. Aynı polis memuru, bir anda savcının emri altındaki bir adli kolluk görevlisi, bir sonraki anda kendi idari amirinin emrindeki bir önleyici kolluk görevlisi olabilir. Gerektiğinde veya savcının talebi hâlinde, diğer kolluk birimleri de adli kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durumda o birimin görevlileri hakkında da, adli görevleri dolayısıyla CMK hükümleri uygulanır (m. 165). Cumhuriyet başsavcıları, her yılın sonunda adli kolluk sorumluları hakkında değerlendirme raporları düzenleyerek mülki idare amirlerine gönderir (m. 166). Adli kolluk görevlilerinin nitelikleri, eğitimi ve çalışma usulleri ise Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir (m. 167).

m. 164'teki tanım, pratikte bir koordinasyon sorunu doğurur: adli kolluk, kavramsal olarak “adli mercilerin emri ile harekete geçen ve tüm soruşturma işlemlerini bu işle asli görevli Cumhuriyet savcısının emir ve nezaretinde yerine getiren” bir organizasyondur. Ancak savcılık ile kolluk birimleri arasında standart, elektronik ve izlenebilir bir bilgi akışı sisteminin kurulmaması, savcının m. 161/2'deki “derhâl bildirim” ve m. 164/2'deki “önceliklendirme” kurallarının fiilen denetlenmesini zorlaştırmaktadır. Savcılık-kolluk ilişkisinin elektronik ortamda belgelenmesi ve izlenebilir kılınması, bu sorunun çözümü için önerilebilir.3

m. 164/2-3'teki hiyerarşi, AİHM'in etkili soruşturma yükümlülüğü içtihadındaki “bağımsızlık ve tarafsızlık” ölçütüyle belirli bir gerilim taşır: AİHM, kolluk hakkındaki ihlal iddialarının soruşturulmasında, soruşturmayı yürüten kişilerin olaya karışanlardan hiyerarşik ve kurumsal olarak bağımsız olması gerektiğini vurgular. Oysa CMK'nın kurduğu sistemde adli kolluk, soruşturmanın nesnesi olabilecek meslektaşlarıyla aynı idari teşkilat içinde, yalnızca adli görevleri bakımından savcının emrine geçmektedir. Doktrinde bu yapının, adli kolluğun savcılığa idari değil yalnızca işlevsel bağlılığından kaynaklandığı ve tek başına bağımsızlık sorununa yol açmadığı, asıl güvencenin savcının etkin ve fiilî denetimi olduğu ileri sürülmektedir.4

V. Adli Kolluğun Olay Yerindeki Yetkisi (m. 168)

Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan adli kolluk görevlisi, bu işlemlerin yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan men eder (m. 168). Bu hüküm, olay yeri incelemesinin (m. 83 vd.) bütünlüğünü koruyan tamamlayıcı bir güvencedir. Delillerin toplanması sürerken üçüncü kişilerin, kasıtlı veya kasıtsız, müdahalesini önler.

VI. Soruşturma İşlemlerinin Tutanağa Bağlanması ve Kolluk Kimliğinin Gizlenmesi (m. 169)

Şüphelinin ifadesinin alınması veya sorgusu, tanık ve bilirkişinin dinlenmesi ya da bir keşif ve muayene sırasında savcı veya sulh ceza hâkiminin yanında bir zabıt kâtibi bulunur. Acele hâllerde, yemin vermek koşuluyla başka bir kimse yazman olarak görevlendirilebilir (m. 169/1). Her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adli kolluk görevlisi, savcı veya sulh ceza hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imzalanır (m. 169/2). Müdafi veya vekil sıfatıyla hazır bulunulan işlemlerde avukatın isim ve imzasına da yer verilir (m. 169/3). Tutanak, işlemin yeri, tarihi, başlama-bitiş saati ve katılan kişilerin isimlerini içerir (m. 169/4). İşlemde hazır bulunan ilgililere kendilerini ilgilendiren kısımlar okunur veya okumaları için verilir, bu husus tutanağa yazılıp imza ettirilir (m. 169/5). İmzadan kaçınma hâlinde nedenleri tutanağa geçirilir (m. 169/6).

m. 169/7 ise, seride daha önce ele alınan gizli tanık ve gizli soruşturmacı kurumlarıyla aynı ailede yer alan bir güvence getirir: TCK'nın ikinci kitabının dördüncü kısmının dört, beş, altı ve yedinci bölümlerinde tanımlanan suçlar, bu bölümler içindeki m. 318 (halkı askerlikten soğutma), m. 319 (askerleri itaatsizliğe teşvik), m. 324 (seferberlikle ilgili görevin ihmali), m. 325 (düşmandan unvan ve benzeri payeler kabulü) ve m. 332 (askerî yasak bölgelere girme) hariç tutularak ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda, kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine yalnızca sicil numaraları yazılır. Bu görevlilerin ifadesine başvurulması gerektiğinde çıkarılan davetiye de iş yeri adresine tebliğ edilir.

m. 169/7, doğrudan kimlik gizleme kurumlarının bir parçasıdır. Bu hüküm ile kolluk görevlisinin kimliğinin saklanması amaçlanmakta, böylece görevlinin veya ailesinin misilleme riskine karşı korunması sağlanmaktadır. AİHM'in Van Mechelen/Hollanda kararı, anonim tanık olarak dinlenen kolluk görevlilerinin durumunu sivil anonim tanıklardan ayırır. Kolluk görevlilerinin devletle olan görev ilişkisi nedeniyle anonimlik uygulamasının sivil tanıklara göre daha sıkı gerekçelendirilmesi gerekir. Bu içtihat, m. 169/7'nin yalnızca dar bir katalog suçla sınırlanmış olmasının isabetini de doğrular.5

Yargı Kararları

1) Şüpheli ölüm olayında derhâl ve etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlali

Devletin yaşam hakkı kapsamındaki usul yükümlülüğü, bir ölüm olayının yalnızca ihbar edilmesiyle tükenmez. m. 159'daki ihbar yükümlülüğü ile m. 160'taki “hemen araştırmaya başlama” kuralı birbirini tamamlar. İhbar ne kadar dakik yerine getirilirse getirilsin, bunu izleyen fiili müdahale (olay yeri incelemesi, delil toplama) gecikirse etkili soruşturma yükümlülüğü yine de ihlal edilmiş sayılabilir. Anayasa Mahkemesi bu ilkeyi, savcının olay yerine gelmediği, olay yeri inceleme ekibinin saatler sonra çalışmaya başladığı ve bazı temel inceleme adımlarının (görüntü kaydı gibi) atlandığı bir şüpheli ölüm olayında uygulamıştır:

Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. (…) Şüpheli ölüm olayının gerçekleştiği yer ve çevresinde olayın hemen akabinde derhâl harekete geçilerek deliller karartılmadan önce inceleme, araştırma yapılması, veri toplanması olayı çevreleyen koşulların aydınlatılması adına kritik önemdedir.6

2) Tutanağa dayanak belgelerin onaysız fotokopiyle yetinilmesinin bozma nedeni olması

m. 169'daki tutanak düzenleme kuralları salt biçimsel bir formalite değildir. Hükmün dayandığı belgelerin özgünlüğünü (asıllık/onaylılık) mahkemenin bizzat denetlemesi gerekir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, hükme dayanak belgelerin yalnızca onaysız fotokopileriyle yetinildiği bir olayda bu denetim eksikliğini bozma nedeni saymıştır:

Hükme dayanak yapılan belgelerin aslı ya da onaylı örnekleri getirtilmeden onaysız fotokopileri yetinilerek 5271 sayılı CMK'nın 169. maddesine aykırı davranılması, (…) bozmayı gerektirmiştir.7

Aynı ilke, Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2015/13458 sayılı kararında onaysız fotokopiden oluşan bir ifade tutanağı için de aynen tekrarlanmıştır. Bu, m. 169'un uygulamada sıkça karşılaşılan ve istikrarlı biçimde denetlenen bir yönüdür.

3) Savcının m. 160'taki 'işin gerçeğini araştırma' yükümlülüğünü yerine getirmeden verdiği SYOK kararının kanun yararına bozulması

m. 160/1'deki “hemen işin gerçeğini araştırmaya başlama” yükümlülüğü soyut bir ilke değildir. Somut olayda makul araştırma adımlarının atlanması, doğrudan denetlenebilir bir hukuka aykırılık oluşturur. Bir dolandırıcılık şikâyetinde, savcılık kolayca elde edilebilecek ATM kamera görüntülerini istemeden ve şüphelinin benzer başka soruşturmaları olup olmadığını araştırmadan kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi bunu kanun yararına bozma yoluyla düzeltmiştir:

5271 sayılı Kanun'un 160. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu belirlenmiştir. (…) [Somut olayda] ATM cihazının suç tarihine ait güvenlik kamerası görüntülerinin ilgili bankadan temin edilmesi (…) ve şüpheli hakkında benzer suçlardan başkaca soruşturmalar bulunup bulunmadığının ortaya konulmasından sonra sonucuna göre (…) bir karar verilmesi gerekirken (…) eksik soruşturmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.8

Karar, m. 160'taki lehe/aleyhe delil toplama yükümlülüğünün somut, denetlenebilir asgari adımlara karşılık geldiğini gösterir: kolayca temin edilebilecek bir kamera kaydının istenmemesi veya şüphelinin sicilinin araştırılmaması gibi eksiklikler, m. 160'ı ihlal eden “eksik soruşturma” sayılmakta ve bu eksiklik, itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliğinin soruşturmanın genişletilmesine karar vermesini gerektirmektedir.

Dipnotlar

  1. Melik Kartal, Kamu Davasının Açılmasında Cumhuriyet Savcısının Takdir Yetkisi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2015); Ahmet Salih Aslan, Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025). ↩
  2. Cem Şenol, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Etkin Soruşturma Yükümlülüğü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2013). ↩
  3. Ali Rıza Çam, Adli Kolluk ve Bilişim (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2015). ↩
  4. Osman Turan, Uluslararası Belgeler Bağlamında Yargı Bağımsızlığı: Türkiye İçin Bir Model Önerisi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2024); Hüseyin Mecek, İnsan Hakları Hukukunda İşkence Soruşturması (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2023). ↩
  5. Tülay Kitapçıoğlu Yüksel, Terör Suçlarında Anonim Tanıklık (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2022), s.484-490. ↩
  6. Anayasa Mahkemesi, Genel Kurul, 29.05.2025, 2020/29242 Başvuru No (Atika Vatan ve Şaban Vatan Başvurusu). ↩
  7. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 08.02.2016, E. 2015/18113, K. 2016/1713. ↩
  8. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 07.04.2025, E. 2024/5326, K. 2025/3817. ↩

Kaynakça

  • Aslan, Ahmet Salih. Çelişmeli Yargılama İlkesi Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Duruşmadaki Rolü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2025.
  • Çam, Ali Rıza. Adli Kolluk ve Bilişim. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2015.
  • Kartal, Melik. Kamu Davasının Açılmasında Cumhuriyet Savcısının Takdir Yetkisi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2015.
  • Kitapçıoğlu Yüksel, Tülay. Terör Suçlarında Anonim Tanıklık. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mart 2022.
  • Mecek, Hüseyin. İnsan Hakları Hukukunda İşkence Soruşturması. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Mayıs 2023.
  • Şenol, Cem. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Etkin Soruşturma Yükümlülüğü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Kasım 2013.
  • Turan, Osman. Uluslararası Belgeler Bağlamında Yargı Bağımsızlığı: Türkiye İçin Bir Model Önerisi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2024.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.