Ceza muhakemesi, bazen bir insanın bedenine dokunmayı gerektirir. Akıl sağlığının tespiti için gözlem altına alınmasını, delil elde etmek için kan veya doku örneği alınmasını, kimliğinin saptanması için fiziksel özelliklerinin kayda geçirilmesini. Kanun, bu müdahaleleri 74 ila 81. maddelerde tek tek ve sıkı şartlara bağlayarak düzenlemiştir. Çünkü burada çatışan menfaat yalnızca delil ile savunma değil, doğrudan kişinin vücut bütünlüğü ve özel hayatın gizliliğidir.
I. Şüphelinin/Sanığın Gözlem Altına Alınması (m. 74)
Akıl hastalığı şüphesi bulunan şüpheli veya sanığın durumu, m. 74 uyarınca resmi bir sağlık kurumunda gözlem altına alınarak saptanır. Bu karar soruşturmada sulh ceza hâkimi, kovuşturmada mahkeme tarafından, uzman hekimin önerisi ve müdafiin dinlenmesinden sonra verilir, müdafi yoksa baro tarafından resen görevlendirilir (m. 74/1-2). Gözlem süresi üç haftayı geçemez. Resmî sağlık kurumunun istemi üzerine, her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir, ancak sürelerin toplamı üç ayı geçemez (m. 74/3). Karara karşı itiraz yoluna gidilebilir ve itiraz kararın yerine getirilmesini durdurur (m. 74/4). m. 74/5'teki yollama da unutulmamalıdır. Bu madde hükmü, m. 223/8 uyarınca sanığın akıl hastalığı nedeniyle yargılamanın durmasına karar verilmesi gereken hâllerde de uygulanır. Yani gözlem altına alma yalnızca soruşturma öncesi değil, kovuşturma sırasında sanığın akıl sağlığı sonradan şüpheye düştüğünde de devreye girer.
II. Şüphelinin/Sanığın Beden Muayenesi (m. 75)
Beden bütünlüğüne müdahale bakımından en sıkı sınırlama, m. 75'te yer alır ve yedi fıkradan oluşur:
(1) Bir suça ilişkin delil elde etmek için şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesine ya da vücuttan kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilmesine; Cumhuriyet savcısı veya mağdurun istemiyle ya da re'sen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. Cumhuriyet savcısının kararı, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulur. Hâkim veya mahkeme, yirmidört saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz. (2) İç beden muayenesi yapılabilmesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınabilmesi için müdahalenin, kişinin sağlığına zarar verme tehlikesinin bulunmaması gerekir. (3) İç beden muayenesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınması, ancak tabip veya sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından yapılabilir. (4) Cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan muayene de iç beden muayenesi sayılır. (5) Üst sınırı iki yıldan daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda, kişi üzerinde iç beden muayenesi yapılamaz; kişiden kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınamaz. (6) Bu madde gereğince alınacak hâkim veya mahkeme kararlarına itiraz edilebilir. (7) Özel kanunlardaki alkol muayenesine ve kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklıdır.
Kanun koyucunun burada kurduğu denge dikkat çekicidir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısına ilk kararı verme yetkisi tanınmış, ancak bu karar yirmi dört saat içinde hâkim veya mahkeme onayına bağlanmış. Onaylanmayan kararla elde edilen delil doğrudan hukuka aykırı sayılmıştır. m. 75/4'ün tanımı özellikle dikkat çekicidir. Cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan her muayene, ayrıca bir tanıma gerek kalmaksızın doğrudan “iç beden muayenesi” sayılır. Bu, m. 75/2-3'teki sağlığa zarar vermeme ve yalnızca tabip/sağlık mesleği mensubu tarafından yapılma güvencelerinin bu bölgeler için de otomatik olarak devreye girmesini sağlar.
m. 75'in en tartışmalı yönü, şüpheli veya sanığın rızası olmasa dahi bu işleme tabi tutulabilmesidir. Buna karşılık m. 76/4 uyarınca mağdur veya üçüncü kişiler, tanıklıktan çekinme sebepleriyle beden muayenesinden veya vücuttan örnek alınmasından kaçınabilir. Bu asimetri, doktrinde Anayasa m. 38/5'te düzenlenen nemo tenetur (kendini suçlamama) ilkesi karşısında tartışılır ve öğretide görüş birliği bulunmaz. Bir görüşe göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için şüpheli ve sanığın birtakım muhakeme işlemlerine katlanma yükümlülüğü vardır ve rıza dışı beden muayenesi bu yükümlülüğün bir görünümü olduğundan nemo tenetur ilkesine aykırılık oluşturmaz. Başka bir görüşe göre ise beden muayenesinde şüpheli veya sanığın niteliği gereği aktif bir davranışta bulunmadığı (kıyafet çıkarma, basit sorulara cevap verme gibi edilgen hareketlerin ceza muhakemesine “aktif katılım” sayılamayacağı), bu nedenle nemo tenetur ilkesinin burada devreye girmediği savunulur. Üçüncü bir görüş ise beden muayenesini bütünüyle bir koruma tedbiri olarak nitelendirip, diğer koruma tedbirleri gibi kişinin rızasından bağımsız uygulanabileceğini kabul eder.1
İki yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda iç beden muayenesinin ve biyolojik örnek almanın tamamen yasaklanması (m. 75/5) ölçülülük ilkesinin kanuna açıkça yansımış hâlidir. Küçük suçlar için bu denli ağır bir müdahale kabul edilmemiştir. m. 75/7'nin sakladığı özel kanun hükümleri ise günlük hayatta en sık karşılaşılan uygulama alanıdır. Trafik kontrollerinde alkol muayenesi ve kan örneği alınması, m. 75'in genel rejiminden değil, ilgili özel kanunlardan (örneğin Karayolları Trafik Kanunu) kaynaklanır. Doktrinde bu ayrımın sonuçları eleştirel biçimde de değerlendirilir. Karayolları Trafik Kanunu m. 48/2-4'teki alkol muayenesi ve örnek alma usulünün, CMK m. 75'teki genel rejime kıyasla daha az usuli güvence içerdiği, bu durumun trafik denetimindeki pratik gereklilikle bir ölçüde açıklanabilse de kişinin vücut bütünlüğüne müdahale bakımından iki kanun arasında tutarsız bir koruma düzeyi yarattığı ileri sürülmektedir.2
III. Mağdurun ve Diğer Kişilerin Beden Muayenesi (m. 76-77)
m. 76, şüpheli veya sanık dışındaki kişilerin, tipik olarak mağdurun, muayenesini beş fıkrada ayrı bir rejime bağlar:
(1) Bir suça ilişkin delil elde etmek amacıyla, mağdurun vücudu üzerinde dış veya iç beden muayenesi yapılabilmesine veya vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilmesine; sağlığını tehlikeye düşürmemek ve cerrahî bir müdahalede bulunmamak koşuluyla; Cumhuriyet savcısının istemiyle ya da re'sen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir. (2) Mağdurun rızasının varlığı halinde, bu işlemlerin yapılabilmesi için birinci fıkra hükmüne göre karar alınmasına gerek yoktur. (3) Çocuğun soy bağının araştırılmasına gerek duyulması halinde; bu araştırmanın yapılabilmesi için birinci fıkra hükmüne göre karar alınması gerekir. (4) Tanıklıktan çekinme sebepleri ile muayeneden veya vücuttan örnek alınmasından kaçınılabilir. Çocuk ve akıl hastasının çekinmesi konusunda kanunî temsilcisi karar verir. Çocuk veya akıl hastasının, tanıklığın hukukî anlam ve sonuçlarını algılayabilecek durumda olması hâlinde, görüşü de alınır. Kanunî temsilci de şüpheli veya sanık ise bu konuda hâkim tarafından karar verilir. Ancak, bu hâlde elde edilen deliller davanın ileri aşamalarında şüpheli veya sanık olmayan kanunî temsilcinin izni olmadıkça kullanılamaz. (5) Bu madde gereğince verilen hâkim veya mahkeme kararlarına itiraz edilebilir.
m. 76/1'in m. 75'ten temel farkı, mağdur muayenesinde cerrahi müdahalenin kesin olarak yasaklanmasıdır. Mağdur için mutlak sınır varken, şüpheli veya sanık için böyle mutlak bir yasak yoktur, yalnızca “sağlığa zarar verme tehlikesi olmaması” aranır (m. 75/2). m. 76/2'nin rıza istisnası önemli bir pratik kolaylıktır. Mağdur rıza gösterirse ayrıca bir hâkim veya savcı kararı aranmaz. Buna karşılık m. 76/3, çocuğun soybağı araştırmasını bu istisnanın dışında tutarak karar şartını korur. Burada karardan feragat edebilecek bir mağdur değil, menfaati doğrudan etkilenen bir çocuk söz konusudur. m. 76/4'teki çekinme rejimi ise m. 45'teki tanıklıktan çekinme sebepleriyle birebir örtüşür. Kanuni temsilcinin kendisi şüpheli veya sanıksa devreye giren hâkim kararı ve bu şekilde elde edilen delilin kullanım sınırı, m. 45/2'nin mantığının burada tekrarıdır. m. 77 ise tek fıkralık kısa ama önemli bir güvence sunar. Kadının muayenesi, istemi hâlinde ve imkân elverdiğinde bir kadın hekim tarafından yapılır.
IV. Moleküler Genetik İnceleme (m. 78-80)
Bu örnekler üzerinde yapılabilecek moleküler genetik inceleme ise ayrı ve daha da sıkı bir rejime tabidir. İnceleme yalnızca soybağının veya elde edilen bulgunun şüpheli, sanık ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için zorunlu olduğunda yapılabilir, başka amaçlı tespitler yasaktır (m. 78/1). Aynı inceleme, bulunan ve kime ait olduğu belli olmayan beden parçaları üzerinde de yapılabilir, burada da başka amaçlı tespit yasağı geçerlidir (m. 78/2). İncelemeye yalnızca hâkim karar verebilir. Kararda görevlendirilen bilirkişi de gösterilir (m. 79/1). İnceleme yapacak bilirkişi, resmen atanmış veya bilirkişilikle yükümlü olan ya da soruşturma/kovuşturmayı yürüten makamdan teşkilat olarak ayrı bir birime mensup kişiler arasından seçilir. Bu kişiler yasak incelemelerin yapılmasını ve yetkisiz üçüncü kişilerin bilgi edinmesini önlemekle yükümlüdür. İncelenecek bulgu bilirkişiye ilgilinin kimlik bilgileri verilmeden teslim edilir (m. 79/2). Bu sıkılığın nedeni açıktır. Genetik veri, kişiyi doğrudan ve geri döndürülemez biçimde teşhis eden, kişisel verilerin en hassas türlerinden biridir.
Doktrinde adli DNA analizi (moleküler genetik inceleme) bir koruma tedbiri olarak nitelendirilir. m. 75-76 uyarınca alınan örnekler veya kime ait olduğu belirsiz beden parçaları üzerinde, kişiyi diğerlerinden ayırt etmeye yarayan bir DNA profili çıkarılarak kimliklendirme veya soybağı tespiti amacıyla yapılan bilimsel bir araştırmadır. Biyolojik örnekten ayrıştırılan DNA'nın karşılaştırmaya esas kodlanmamış bölgeleri çoğaltılarak görünür hâle getirilir ve ortaya çıkan profiller karşılaştırılır. Bu yöntemin hukuk sistemlerince delil olarak kabulü yeni değildir: Alman hukukunda ilk olarak 1988'de Berlin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından geçerli sayılmış, 1990'da Alman Federal Mahkemesi (Bundesgerichtshof) ve 1995'te Alman Federal Anayasa Mahkemesi (Bundesverfassungsgericht) tarafından da onaylanmıştır.3
Doktrinde vurgulanan bir başka nokta, m. 78'in Türk hukukundaki işlevinin salt bir usul kuralından ibaret olmadığıdır. Adli DNA incelemesi insan haysiyetinin dokunulmazlığı, vücut bütünlüğü hakkı ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına doğrudan müdahale oluşturduğundan, m. 78'e uygun biçimde yürütülen bir inceleme, aksi hâlde TCK kapsamında suç oluşturabilecek fiiller (yaralama TCK m. 86/88, özel hayatın gizliliğini ihlal TCK m. 134, kişisel verilerin kaydedilmesi TCK m. 135, verileri hukuka aykırı ele geçirme veya verme TCK m. 136, verileri yok etmeme TCK m. 138 gibi) bakımından bir hukuka uygunluk nedeni yaratır. Bunun doğal sonucu da tam tersi yöndedir: m. 78'deki koşullara uyulmadan yürütülen bir genetik inceleme, yalnızca elde edilen delili hukuka aykırı kılmakla kalmaz, işlemi yürüten görevlinin kendisini de bu suçlar bakımından cezai sorumluluk riskiyle karşı karşıya bırakabilir.4
Genetik incelemenin sonuçlarının akıbeti, m. 80'in konusudur. m. 80/1, incelemenin gizliliğine ilişkin temel ilkeyi koyar. m. 75, 76 ve 78 hükümlerine göre alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçları kişisel veri niteliğindedir, başka bir amaçla kullanılamaz ve dosya içeriğini öğrenme yetkisine sahip kişilerce dahi bir başkasına verilemez. Bu ilke, m. 78'in “başka amaçlı tespit yasağı”nın doğal bir uzantısıdır. Genetik veri yalnızca hangi amaçla toplandıysa o amaç için kullanılabilir. Sonuçların gizliliği de aynı mantıkla korunur.
V. Kimlik Tespiti İçin Kayda Alma ve Uygulama Yönetmeliği (m. 81-82)
m. 81, iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, kimlik teşhisi amacıyla şüpheli veya sanığın fotoğrafının, beden ölçülerinin, parmak ve avuç içi izinin, bedeninde yer alıp teşhisini kolaylaştıracak diğer özelliklerinin, sesi ve görüntüsünün kayda alınmasına izin verir. Bu kayıtlar da tıpkı genetik veriler gibi, takipsizlik, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâlinde derhâl yok edilir (m. 81/2). Aynı ilke burada da geçerlidir: delil ve kimlik tespiti amacıyla toplanan kişisel veri, o amaç ortadan kalktığında sistemde kalıcı bir iz bırakmamalıdır. m. 82 ise bu bölümü kapatan tamamlayıcı bir hükümdür. m. 75-81 arasında öngörülen işlemlerin uygulama usulleri ayrı bir yönetmelikle gösterilir.
Yargı Kararları
1) Genetik verilerin sınırsız süreyle saklanmasına imkân tanıyan hükmün kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını ihlal etmesi
m. 80'in eski hâli, genetik verinin ne zaman derhâl yok edileceğini (takipsizlik, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi) söylerken, bunların dışında kalan hâllerde, en başta mahkûmiyet sonrasında, verinin ne kadar süreyle ve hangi güvencelerle saklanacağı konusunda tamamen sessizdi. Anayasa Mahkemesi bu sessizliği doğrudan bir hak ihlali saymıştır:
İtiraz konusu kuralla bir suça ilişkin olarak delil elde etmek amacıyla yapılan genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip bu kararların kesinleşmesi hâllerinde derhâl yok edilmesi öngörülmektedir. Buna göre söz konusu durumlar dışında genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgiler, dosyasında saklanmaya devam edecektir. Bu yönüyle kural, ceza soruşturması ya da kovuşturması sırasında elde edilen kişisel veri niteliğindeki genetik inceleme sonuçlarının saklanmasına belli durumlarda imkân tanımak suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirmektedir.5
Kararın somut arka planı öğreticidir. Bir kişi hakkında 2009 yılında yürütülen bambaşka bir soruşturmada alınan biyolojik örnek üzerindeki DNA profili, o soruşturma sonuçlandıktan uzun yıllar sonra, 2025 yılında görülen tümüyle ayrı bir hırsızlık davasında suç yeri delili ile eşleştirilerek kullanılmıştır. Anayasa Mahkemesi, kanunun yalnızca takipsizlik, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı hâllerinde “derhâl yok etme” yükümlülüğü öngörüp bunun dışındaki hâllerde (örneğin mahkûmiyet kesinleştikten sonra) verinin ne kadar süreyle ve hangi güvencelerle saklanacağını hiç düzenlememesini, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik öngörülebilir ve belirli olmayan bir sınırlama olarak değerlendirmiştir. İptal kararı dokuz ay ertelenerek yürürlüğe girmiştir. Kanun koyucu bu süre içinde 7589 sayılı Kanunla m. 80'i yeniden düzenlemiş, genetik verilerin kimlik bilgisinden arındırılmış olarak azami yirmi yıl saklanmasını ve ilgilisinin belirli şartlarla silinme talep edebilmesini öngören yeni bir çerçeve getirmiştir (m. 80/2). Yeni eklenen m. 80/3, sisteme kaydedilen bilgilerin ancak yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceğini öngörür. Mahkeme veya hâkim kararlarına itiraz yoluna, savcı kararına ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. m. 80/4 ise kayıt, saklama ve imha usullerinin Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca birlikte çıkarılacak bir yönetmelikle belirleneceğini hükme bağlar.
2) Mahkûm olmamış kişilerin DNA profillerinin ve parmak izlerinin süresiz ve ayrım gözetmeksizin saklanmasının özel hayata saygı hakkını ihlal etmesi
Büyük Daire, İngiltere ve Galler'deki tutma (retention) rejiminin “blanket and indiscriminate” (genel geçer ve ayrım gözetmeksizin uygulanan) niteliğine (§119) dikkat çekmiştir. Verinin, kişiye isnat edilen suçun niteliği veya ağırlığına, kişinin yaşına, önceki sabıka durumuna bakılmaksızın ve süresiz biçimde saklanmasının, ayrıca verinin silinmesi için bağımsız bir denetim imkânı tanınmamış olmasının, kamu yararı ile bireyin özel hayatına saygı hakkı arasındaki adil dengeyi bozduğu ve AİHS m. 8 anlamında ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu sonucuna varmıştır (§125).6
AYM'nin m. 80/2'yi, yalnızca takipsizlik, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı hâllerinde “derhâl yok etme” öngörüp mahkûmiyet sonrası saklama süresini hiç düzenlememesi gerekçesiyle, iptal etmesi, tam olarak bu kararın aradığı türden bir farklılaştırılmış, öngörülebilir ve sınırlı saklama rejimi eksikliğine işaret eder. İki içtihat, farklı yargı düzenlerinde aynı ölçülülük sorununa aynı yönde cevap vermiştir.
Son olarak m. 81, iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, kimlik teşhisi amacıyla şüpheli veya sanığın fotoğrafının, beden ölçülerinin, parmak ve avuç içi izinin, bedeninde yer alıp teşhisini kolaylaştıracak diğer özelliklerinin, sesi ve görüntüsünün kayda alınmasına izin verir. Bu kayıtlar da tıpkı genetik veriler gibi, takipsizlik, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâlinde derhâl yok edilir (m. 81/2). Aynı ilke burada da geçerlidir. Delil ve kimlik tespiti amacıyla toplanan kişisel veri, o amaç ortadan kalktığında sistemde kalıcı bir iz bırakmamalıdır. m. 82 ise bu bölümü kapatan tamamlayıcı bir hükümdür. m. 75-81 arasında öngörülen işlemlerin uygulama usulleri ayrı bir yönetmelikle gösterilir.
Dipnotlar
- Abdurrahman Burak Karahan, Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025), 310-312. ↩
- Karahan, Nemo Tenetur İlkesi, 330-335. ↩
- Gülsün Ayhan Aygörmez, Ceza Muhakemesi Hukukunda Vücut Bütünlüğüne Yönelik Koruma Tedbirleri (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022), 165-166. ↩
- Aygörmez, Vücut Bütünlüğüne Yönelik Koruma Tedbirleri, 165-166. ↩
- Anayasa Mahkemesi, Norm Denetimi, 25.12.2025, E. 2025/141, K. 2025/274. ↩
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, S. ve Marper v. Birleşik Krallık, 04.12.2008, Başvuru No. 30562/04 ve 30566/04, §§ 119, 125. ↩
Kaynakça
- Aygörmez, Gülsün Ayhan. Ceza Muhakemesi Hukukunda Vücut Bütünlüğüne Yönelik Koruma Tedbirleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022.
- Karahan, Abdurrahman Burak. Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.