Ceza muhakemesinde şüpheli veya sanık, hukuki donanıma sahip iddia makamı karşısında yalnız bırakılamaz. Bu dengesizliği gidermenin başlıca aracı, müdafi yardımından yararlanma hakkıdır.1 CMK'nın beşinci kısmının üçüncü bölümünde yer alan m. 149-152, bu hakkın kapsamını, müdafiin ne şekilde görevlendirileceğini, görevini yerine getirmediğinde izlenecek usulü, müdafilik görevinden yasaklanmayı ve birden fazla şüpheli veya sanığın savunmasının aynı müdafie verilip verilemeyeceğini düzenler. Bu dört madde, savunma hakkının kurumsal iskeletini oluşturur ve gerek Anayasa Mahkemesinin gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihadında sıkça karşımıza çıkar.

I. Müdafi Seçme Hakkı ve Sınırları (m. 149)

m. 149/1'e göre şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir. Kanuni temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir. Doktrinde bu müdafie “seçilmiş müdafi” denilmekte ve bu kavram, maddi imkânsızlık nedeniyle baro tarafından görevlendirilen “atanmış müdafi”den ayrı tutulmaktadır.2 Şüpheli veya sanığın kendi seçtiği bir avukatın hukuki yardımından faydalanması güvencesi önemlidir. Zira avukat-müvekkil ilişkisi güven üzerine inşa edilmekte ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 36 uyarınca avukatın bu ilişki kapsamında sır saklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Karşılaştırmalı hukukta, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Miranda haklarının da (sessiz kalma hakkı, söylenenlerin aleyhe delil olması, seçilmiş veya atanmış bir müdafiin yardımından yararlanma hakkı) esasen aynı ayrıma işaret ettiği belirtilmektedir.

m. 149/2, bu serbestiye iki noktada sınır koyar: soruşturma evresinde ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda da duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Bu sınırlama ilk hâliyle 2016 tarihli 676 sayılı KHK ile getirilmiş, 2018'de 7070 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kalıcı hâle gelmiştir. Anayasa Mahkemesi bu sınırı 2019 tarihli bir kararında, örgütlü suç yargılamalarının sağlıklı yürütülmesi amacıyla kamu yararı ile müdafiden yararlanma hakkı arasında makul bir denge kurduğu gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı bulmamıştır (bu kararın m. 151'e ilişkin kısmı aşağıdaki Yargı Kararları bölümünde ayrıca ele alınmaktadır).

m. 149/3 ise maddenin en güçlü güvencesini içerir. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. Bu güvence, yalnızca soruşturma makamlarının müdahalesine karşı değil, ceza infaz kurumu idaresinin fiilen görüşmeyi imkânsız kılan uygulamalarına karşı da işler. Nitekim tutukluyla avukatının görüşmesi, savunmanın hazırlanabilmesi için vazgeçilmez bir ön koşuldur ve bu görüşmenin gizliliği ile süresi bakımından getirilecek her kısıtlama, hakkın özüne dokunma tehlikesi taşır.3

II. Müdafiin Görevlendirilmesi: İstek Üzerine ve Zorunlu Müdafilik (m. 150)

m. 150/1 uyarınca şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir. Doktrinde bu duruma “istem üzerine zorunlu müdafilik” adı verilmektedir.4 Bunun karşısında m. 150/2 ve 3, istem aranmaksızın müdafi atanmasını öngörür. Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması hâlinde (fıkra 2) ya da alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanması hâlinde (fıkra 3), istemi olmasa bile müdafi görevlendirilir. Bazı yazarlar, “zorunlu müdafilik” terimini yalnızca bu ikinci grup için, yani istem aranmaksızın atamayı gerektiren hâller için kullanmayı tercih etmektedir.

m. 150/4 ise zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususların düzenlenmesini kanunun kendisine değil, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak bir yönetmeliğe bırakır. Bu atfın uygulamadaki karşılığı, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'tir.

Bu ayrım, karşılaştırmalı hukuk incelemelerinde “tam mecburi müdafilik” ve “nispi mecburi müdafilik” kavramlarıyla da ifade edilmektedir. Tam mecburi müdafilik hâllerinde kişi muhakeme işlemlerini bizzat gerçekleştiremez ve mutlaka bir müdafinin yardımından yararlanmak zorundadır. m. 150 dışında m. 74/2 (gözlem altına alma), m. 101/3 (tutuklama) ve m. 247/4 (kaçak sanık) gibi hükümlerde de benzer tam mecburiyet hâlleri öngörülmüştür. Nispi mecburi müdafilik hâllerinde ise şüpheli veya sanığın istemi üzerine müdafi görevlendirilmesi zorunlu hâle gelmekte, ancak kişi dilerse muhakeme işlemlerini bizzat da yürütebilmektedir. Bu karşılaştırmalı incelemeye göre Türkiye'deki düzenleme, mutlak ve istisnasız bir zorunlu müdafilik sistemi benimseyen bazı Avrupa ülkelerine kıyasla daha esnektir ve kendi kendini savunma hakkı konusunda oluşmuş Avrupa konsensüsüyle uyumlu kabul edilmektedir.5

AİHM içtihadında da zorunlu müdafi ataması, başvurucunun rızası aranmaksızın gerçekleştirilmiş olsa bile, atanan müdafiyle görüşme imkânının fiilen sağlanması ve savunmanın gerektiği şekilde hazırlanabilmesi koşuluyla, müdafiyi serbestçe seçme hakkının ihlali sayılmamaktadır. Buna karşılık zihinsel engelli gibi kırılgan konumdaki şüpheli ve sanıklar bakımından hukuki desteğin, suç şüphesinin doğduğu andan itibaren ve bu konuda özel eğitim almış kişilerce verilmesi gerektiği, ilgili kararın ortak muhalefet şerhinde ayrıca vurgulanmıştır.6

5271 sayılı Kanun'un hazırlık çalışmaları sırasında, muhakemenin tüm aşamalarında ve bütün işlemlerde genel bir zorunlu müdafilik uygulamasının getirilmesi yönünde görüşler de ileri sürülmüş, fakat bunun avukatlığın serbest meslek niteliğiyle bağdaşmaması, Devlete getireceği mali yük ve yeterli sayıda avukat bulunmaması gibi pratik gerekçelerle kanun koyucu, zorunlu müdafiliği belirli işlem ve süjelerle sınırlı tutmuştur.7 Zorunlu müdafiliğin OHAL döneminde (2016-2018) kanun hükmünde kararnamelerle art arda değiştirilmesi ise doktrinde ayrıca eleştirilmiştir. Bu dönemde savunma hakkının sınırlarını genişleten değil daraltan bir dizi düzenleme yapıldığı, bunun OHAL'in olağanüstü şartlarıyla dahi tam olarak açıklanamayacağı vurgulanmıştır.8

Zorunlu müdafiliğin uygulamada tartışmalı bir yönü de ücrettir: 5320 sayılı Yürürlük Kanunu m. 13 uyarınca atanan müdafie ödenecek ücret yargılama giderlerinden sayılmakta, CMK m. 325/1 uyarınca da mahkûmiyet hâlinde bütün yargılama giderleri sanığa yüklenmektedir. Doktrinde, istemi dışında kendisine müdafi atanan ve daha sonra mahkûm olan bir sanığa bu ücretin yükletilmesinin, adli yardım kurumunun amacıyla bağdaşmadığı ve sanığı ileride zorunlu müdafi talep etmekten caydırabileceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık Yargıtay kimi kararlarında bu uygulamayı, AİHS m. 6/3-c ve Anayasa m. 90/son çerçevesinde değerlendirerek eleştirmiş ve giderin sanığa yükletilmesini hukuka aykırı bulmuştur.9

III. Müdafiin Görevini Yerine Getirmemesi ve Müdafilik Görevinden Yasaklanma (m. 151)

m. 151/1-2, m. 150 hükmüne göre görevlendirilen müdafiin duruşmada hazır bulunmaması, vakitsiz çekilmesi veya görevini yerine getirmekten kaçınması hâlinde, hâkim veya mahkemenin derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapmasını öngörür. Mahkeme bu durumda oturuma ara verebilir veya oturumun ertelenmesine karar verebilir, yeni müdafi savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir. Bu hüküm, salt bir müdafi atamasının, savunma hakkını şeklen değil fiilen güvence altına almadığını, müdafiin görevini gereği gibi ifa edip etmediğinin de yargı makamlarınca izlenmesi gerektiğini gösterir.

Maddenin geri kalanı, farklı bir müesseseyi düzenler: müdafilik görevinden yasaklanma. m. 151/3'e göre, m. 149'a göre seçilen veya m. 150'ye göre görevlendirilen ve TCK m. 220 ve 314'te sayılan suçlar ile terör suçlarından şüpheli, sanık veya hükümlü olanların müdafilik veya vekillik görevini üstlenen avukat, hakkında bu suçlar nedeniyle kovuşturma bulunması hâlinde müdafilik veya vekillik görevini üstlenmekten yasaklanabilir. m. 151/4'e göre bu yasaklama, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine hâkim veya mahkemece gecikmeksizin karar verilerek, kovuşturma konusu suçla sınırlı olmak üzere bir yıl süreyle (en fazla iki kez altı aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir) verilebilir ve karara karşı itiraz mümkündür.

Maddenin bu fıkrasında yer alan iki kural ise uygulamada sıkça gözden kaçmaktadır: itiraz sonucunda yasaklama kararının kaldırılması hâlinde avukat görevine devam eder. Ayrıca soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi veya kovuşturma sonunda mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi hâlinde, kesinleşmesi beklenmeksizin yasaklama kararı kendiliğinden kalkar. Bu son kural, tedbirin ceza muhakemesinin nihai sonucuna bağlı, geçici bir önlem olma niteliğini vurgular. Mahkûmiyet dışı bir sonuçla yargılama sona erdiğinde avukatın müdafilik veya vekillik görevini üstlenme yetkisi, ayrıca bir karara gerek kalmaksızın kendiliğinden geri döner.

Maddenin bu hâli, aslında 2019 tarihli önemli bir Anayasa Mahkemesi kararının sonucudur. 2018 tarihli 7070 sayılı Kanun'la (OHAL KHK'sinin kanunlaştırılması yoluyla) m. 151/3 ve 4'e, avukat hakkında yalnızca soruşturma açılmış olmasının dahi müdafilikten yasaklama için yeterli sayılmasını sağlayan ibareler eklenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu ibarelerin avukatın müvekkiliyle bağlantısı bulunmaksızın veya görevini kötüye kullandığına dair somut bir olgu aranmaksızın, salt soruşturma açılmış olması nedeniyle müdafilikten yasaklanabilmesine imkân tanıdığını, bunun da hem müdafi yardımından yararlanma hakkına hem de avukatın çalışma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini tespit ederek ibareleri iptal etmiştir (bu kararın ilgili kısmı aşağıdaki Yargı Kararları bölümünde doğrudan alıntılanmaktadır). İptal kararı sonrasında yürürlükte kalan hâliyle m. 151/3, yasaklama için avukat hakkında somut bir “kovuşturma” bulunmasını aramaktadır. Salt soruşturma yeterli değildir.10

m. 151/5, yasaklama kararının şüpheli, sanık veya hükümlü ile yeni bir müdafi görevlendirilmesi için derhâl ilgili baro başkanlığına bildirileceğini öngörür. m. 151/6 ise müdafi veya vekilin görevden yasaklanmış bulunduğu sürece, başka davalarla ilgili olsa bile müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişiyi ceza infaz kurumunda veya tutukevinde ziyaret edemeyeceğini öngörür. Bu son fıkra, müdafilik görevinden yasaklamanın sonuçlarının yalnızca ilgili dosyayla sınırlı kalmadığını, avukatın o kişiyle olan tüm mesleki temasını kestiğini gösterir. Dolayısıyla tedbirin ne denli ağır bir müdahale olduğunu bir kez daha ortaya koyar. Karşılaştırmalı içtihatta da zorunlu müdafi uygulamasının kendi kendini savunma hakkıyla gerilimi, ancak sanık lehine somut ve yeterli sebeplerin varlığı hâlinde meşru sayılmaktadır. Aksi hâlde tedbir, adil yargılanma hakkına orantısız bir müdahaleye dönüşür.11

IV. Şüpheli veya Sanığın Birden Fazla Olması Hâlinde Savunma (m. 152)

m. 152, tek fıkralık kısa fakat pratikte önemli bir hükümdür. Yararları birbirine uygun olan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması, aynı müdafie verilebilir. Hükmün odak noktası “menfaat uygunluğu” ölçütüdür. Birden fazla şüpheli veya sanığın savunma çıkarları çatışıyorsa (örneğin biri diğerini suçluyorsa ya da ikisinin farklı savunma stratejileri birbirini dışlıyorsa), aynı müdafiin ikisini birlikte temsil etmesi, müdafiin her iki müvekkiline karşı da aynı özen ve bağımsızlıkla hareket etmesini fiilen imkânsız kılar. Kanun bu durumda açık bir yasak koymamakla birlikte, müdafiin mesleki bağımsızlığına ve sanık lehine hareket etme yükümlülüğüne ilişkin genel ilkeler, menfaat çatışması bulunan hâllerde aynı avukatın birden fazla şüpheli veya sanığı temsil etmesinin, savunma hakkının etkin kullanımını zedeleyeceği sonucuna götürür. Bu nedenle maddenin uygulanması somut olayda gerçek bir menfaat uygunluğunun bulunup bulunmadığının müdafi tarafından (gerekirse yargı makamlarınca da) her olayda ayrıca değerlendirilmesini gerektirir.

Yargı Kararları

1) Avukat hakkında salt soruşturma açılmış olmasının müdafilikten yasaklama için yeterli sayılmasının Anayasa'ya aykırılığı

Müdafilikten yasaklama, istisnai bir tedbir olarak kurgulanmıştır. Avukat hakkında müvekkiliyle bağlantısı olmayan basit bir suç şüphesinin bulunması, bu istisnayı kurala dönüştürüp savunma hakkına orantısız bir yük bindirebilir. Anayasa Mahkemesi bu riski gerekçe göstererek m. 151'in bir bölümünü iptal etmiştir:

Savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasına ve maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet eden müdafiin, müdafilik görevini üstlendiği kişinin işlediği ileri sürülen suçla herhangi bir bağlantısı bulunmaksızın veya müdafilik görevini kötüye kullandığına ilişkin herhangi bir olgu mevcut olmaksızın basit bir suç şüphesi nedeniyle müdafilik görevinden yasaklanmasına imkân tanıyan kurallar, müdafi yardımından yararlanma ve çalışma hakkı bağlamında bireyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokmakta; dolayısıyla müdafi yardımından yararlanma ve çalışma hakkına orantısız bir sınırlama getirmektedir.12

Anayasa Mahkemesi, 7070 sayılı Kanun'la m. 151/4'e eklenen “...avukat hakkındaki soruşturma veya...” ile “...soruşturma veya...” ibarelerini bu gerekçeyle iptal etmiştir. Bu ibarelerin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalan m. 151/3'teki “...soruşturma ya da...” ibaresini de kendiliğinden (6216 sayılı Kanun m. 43/4 uyarınca) iptal etmiştir. Bugün yürürlükte olan m. 151/3'ün yalnızca “kovuşturma” bulunması hâlini araması, doğrudan bu kararın sonucudur.

2) Müdafi talebi gözetilmeden ve müdafi hazır bulunmaksızın savunmanın alınmasının bozma nedeni olması

m. 150'deki istem üzerine müdafi görevlendirilmesi güvencesi, sanığın talebi kayda geçtiği andan itibaren mahkemenin resen gözetmesi gereken bir yükümlülüğe dönüşür. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, bir sanığın infaz kurumunda açıkça müdafi talep etmesine rağmen müdafisiz alınan savunmayı bozma nedeni saymıştır:

29.09.2011 tarihli ilk oturumda hazır bulundurulması için mahkemece tebliğe çıkarılan isticvap zaptının, 13.09.2011 tarihinde sanığın tutuklu olarak kaldığı Maltepe 3 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce sanığa tebliğ edilirken, sanığın, bir müdafiinin yardımından faydalanmak istediğine dair talepte bulunduğu gözetilmeden, 29.09.2011 tarihli oturumda müdafii hazır bulundurulmaksızın sanığın savunması alınmak suretiyle CMK'nın 150, 151 ve 188/1 maddelerine aykırı davranılması (…) bozmayı gerektirmiştir.13

Yargıtay, bunu yalnızca m. 150'ye değil, m. 151 ve m. 188/1'e (müdafi bulunmadan hüküm kurulamayacağı) de aykırı bularak bozmuştur. Karar, kayıt altına alınmış açık bir müdafi talebinin, sonraki tüm aşamalarda mahkemece resen gözetilmesi gerektiğini göstermektedir.

3) Çocuk sanığa zorunlu müdafi hazır bulunmadan hüküm kurulmasının savunma hakkını kısıtlaması

m. 150/2'deki tam mecburi müdafilik hâllerinden birinde (fail 18 yaşından küçük çocuk olduğunda) sanığın herhangi bir talebi aranmaz, mahkemenin resen müdafi görevlendirmesi zorunludur. Ancak atama tek başına yetmez, o müdafi hüküm oturumunda fiilen hazır bulunmalıdır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi bu eksikliği bozma nedeni saymıştır:

Hüküm tarihinde 18 yaşını doldurmayan suça sürüklenen çocuğa tayin edilen zorunlu müdafi hazır bulunmadan hüküm kurulması suretiyle 5271 Sayılı CMK'nun 150/2. ve 151. maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması, bozmayı gerektirmiştir.14

Bu karar, bir önceki kararla (Yargıtay 13. Ceza Dairesi) birlikte okunduğunda, hem istem üzerine hem istem aranmaksızın atanan müdafi bakımından “hazır bulunma” şartının Yargıtayca aynı sıkılıkla denetlendiğini ortaya koyar.

4) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçta müdafisiz hüküm kurulmasının kesin hukuka aykırılık hâli sayılması

m. 150/3'teki tam mecburi müdafilik hâli (cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis olması), uygulamada en sık karşılaşılan zorunlu müdafilik türüdür ve Yargıtay bu hükmün ihlalini, adli hataya yol açıp açmadığına bakılmaksızın kendiliğinden bozma nedeni saymaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, nitelikli hırsızlık suçundan yargılanan bir sanığın müdafisiz yargılanmasını şu şekilde değerlendirmiştir:

Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK'nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun'un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla (…).15

Kararın vurguladığı “kesin hukuka aykırılık” niteliği önemlidir. Bu, ihlalin somut olayda savunmayı fiilen zayıflatıp zayıflatmadığının ayrıca araştırılmasına gerek olmaksızın, tek başına bozma nedeni sayıldığı anlamına gelir. Mecburi müdafilik güvencesinin, sonuç odaklı değil usul odaklı bir güvence olarak tasarlandığını gösterir.

5) Müdafi atanmış olmasının tek başına yetmemesi: savunmanın fiilen müdafi huzurunda alınması zorunluluğu

Zorunlu müdafilik güvencesi yalnızca bir müdafi ismi atanmasıyla tükenmez. Savunmanın bizzat o müdafiin huzurunda alınması da aranır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, ek savunma verilen bir sanığa müdafi atanmadan savunmasının alınmasını isabetsiz bulmuştur:

(…) 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması, müdafii huzurunda savunması alınması gerektiği gözetilmeden (…) yargılamaya devam edilerek aynı Kanun'un 188/1 ve 289/1-h maddelerine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, Bozmayı gerektirmiş (…).16

Bu karar, önceki iki kararla birlikte okunduğunda, Yargıtayın m. 150/3'ü üç ayrı aşamada denetlediğini gösterir: müdafi atanmış mı, atanan müdafi duruşmada hazır bulunmuş mu ve sanığın savunması gerçekten o müdafiin huzurunda alınmış mı. Bu üç aşamadan herhangi birinin eksik kalması, hükmü tek başına bozma nedeni yapmaktadır.

Dipnotlar

  1. Buğra Şahin, Yabancıların Ceza Yargılamasında Savunma Hakkı: Nitel Bir Araştırma (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025), 17. ↩
  2. Ersan Şen, “Avukatın Tutukluya Hukuki Yardımda Bulunma ve Onunla Görüşme Hakkı,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 235 (Mart 2026). ↩
  3. Şen, “Avukatın Tutukluya Hukuki Yardımda Bulunma.” ↩
  4. Sinan Altunç, “Bir Adil Yargılanma Hakkı Olarak Maddi Olanaklardan Yoksun Kişinin Avukat Yardımından Yararlanması,” in 6. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali “Yoksulluk” Tebliğler (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017), 735. ↩
  5. Yağmur Altay, “14. Correia de Matos v. Portekiz [BD],” in İçtihatlarla İnsan Hakları: Yargıç Pinto de Albuquerque'nin Seçilmiş Şerhlerinin ve İlgili AİHM Kararlarının İncelemeleri, ed. Adem Sözüer et al. (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021), 727-728. ↩
  6. Adem Sözüer ve Muhammet Kahveci, ed., İçtihatlarla İnsan Hakları: Ceza Hukukuna İlişkin AİHM Kararlarının İncelemeleri (1) (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023), 189-190. ↩
  7. Altay, “Correia de Matos v. Portekiz.” ↩
  8. Gülsüm Cansu Dikkaş, “Ceza Muhakemesi Kanununda Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Müdafilik,” Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 3, S. 2 (2018): 71-99. ↩
  9. Altunç, “Maddi Olanaklardan Yoksun Kişinin Avukat Yardımından Yararlanması,” 736-737. ↩
  10. Dikkaş, “Ceza Muhakemesi Kanununda Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Müdafilik.” ↩
  11. Altay, “Correia de Matos v. Portekiz,” 728-729. ↩
  12. Anayasa Mahkemesi, E. 2018/73, K. 2019/65, 24.07.2019. ↩
  13. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 24.02.2015, E. 2014/18747, K. 2015/2727. ↩
  14. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 01.10.2014, E. 2013/32810, K. 2014/22613. ↩
  15. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.02.2026, E. 2025/2-567, K. 2026/79. ↩
  16. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 08.06.2026, E. 2023/18972, K. 2026/10596. ↩

Kaynakça

  • Altay, Yağmur. “14. Correia de Matos v. Portekiz [BD].” İçinde İçtihatlarla İnsan Hakları: Yargıç Pinto de Albuquerque'nin Seçilmiş Şerhlerinin ve İlgili AİHM Kararlarının İncelemeleri, editörler Adem Sözüer, Eren Sözüer, Paulo Pinto de Albuquerque ve F. Pınar Ölçer, 673-729. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021.
  • Altunç, Sinan. “Bir Adil Yargılanma Hakkı Olarak Maddi Olanaklardan Yoksun Kişinin Avukat Yardımından Yararlanması.” İçinde 6. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali “Yoksulluk” Tebliğler. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017.
  • Dikkaş, Gülsüm Cansu. “Ceza Muhakemesi Kanununda Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Müdafilik.” Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 3, S. 2 (2018): 71-99.
  • Sözüer, Adem ve Muhammet Kahveci, ed. İçtihatlarla İnsan Hakları: Ceza Hukukuna İlişkin AİHM Kararlarının İncelemeleri (1). İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023.
  • Şahin, Buğra. Yabancıların Ceza Yargılamasında Savunma Hakkı: Nitel Bir Araştırma. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025.
  • Şen, Ersan. “Avukatın Tutukluya Hukuki Yardımda Bulunma ve Onunla Görüşme Hakkı.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 235 (Mart 2026).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.