Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmanın en temel araçlarından biri tanıklıktır. Ancak kanun koyucu bu yükümlülüğü mutlak kılmamış, bireyin aile bağlarını, mesleki sır yükümlülüğünü ve kendini suçlamama hakkını koruyabilmesi için tanıklıktan çekinme kurumunu da düzenlemiştir. Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir muhakemeye ilişkin olguyu doğrudan veya dolaylı biçimde algılayıp bunu hâkime veya Cumhuriyet savcısına aktaran üçüncü kişidir. Bu sıfat, çocuklar, akıl hastaları, sanığın yakınları veya ekonomik bakımdan ona bağlı kişiler için de geçerlidir, önemli olan bilginin ediniliş biçimi değil, üçüncü kişi konumudur.1 Doktrinde, tanıklıktan çekinme hakkının kullanım biçimi de kendi içinde ayrıma tabi tutulur: susma hakkına paralel olarak “tam çekinme/kısmi çekinme” ve “geçici çekinme/sürekli çekinme” ayrımları yapılmakta, m. 45/1'deki çekinmenin kural olarak bir tam çekinme hâli olduğu vurgulanmaktadır.2

I. Tanıkların Çağrılması ve Zorla Getirme (m. 43-44)

Kanunun 43. maddesi tanıkların çağrılma usulünü beş fıkrada düzenler:

(1) Tanıklar çağrı kâğıdı ile çağrılır. Çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçları bildirilir. Tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir. Karar yazısında bu yoldan getirilmenin nedenleri gösterilir ve bunlara çağrı kâğıdı ile gelen tanıklar hakkındaki işlem uygulanır. (2) Bu çağrı telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, çağrı kâğıdına bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz. (3) Mahkeme, duruşmanın devamı sırasında hemen dinlenilmesi gerekli görülen tanıkların belirteceği gün ve saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı olarak emredebilir. (4) Cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çekinebilir. Tanıklık yapmayı istemesi halinde beyanı konutunda alınabilir ya da yazılı olarak gönderebilir. (5) Bu madde hükümleri, kişinin ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi halinde uygulanabilir.

m. 43/2'nin telefon veya e-posta gibi araçlarla çağrı yapılmasına izin vermesi pratik bir kolaylık olsa da, kanun bu kolaylığa bilinçli bir bedel biçmiştir: bu şekilde yapılan çağrıya uyulmaması, çağrı kâğıdıyla yapılan resmî çağrıya uyulmamasının sonuçlarını (zorla getirme, gider yükletilmesi) doğurmaz. m. 43/1'in zorla getirme kararına bağladığı ayrı bir güvence de gözden kaçırılmamalıdır: karar yazısında bu yola başvurulmasının nedenleri gösterilmek zorundadır. Bu, zorla getirmenin gerekçesiz, otomatik bir işlem olmasını engelleyen bir denetim aracıdır. m. 43/4'teki Cumhurbaşkanının tanıklıktan kendi takdiriyle çekinebilmesi ve isterse beyanının konutunda alınabilmesi veya yazıyla gönderilebilmesi ise, kanundaki en istisnai tanıklık rejimidir. Bu ayrıcalık yalnızca Cumhurbaşkanlığı makamına özgülenmiştir. m. 44 ise çağrıya uymamanın sonucunu iki fıkrada tamamlar: usulüne uygun çağrılıp mazeretsiz gelmeyen tanık zorla getirilir ve gelmemesinin sebep olduğu giderler kendisinden tahsil edilir, ancak mazeretini sonradan haklı gösterirse bu giderler kaldırılır. 8.7.2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunla eklenen bir cümleyle, dosyada telefon, telgraf, faks veya elektronik posta gibi iletişim bilgileri bulunuyorsa, zorla getirme kararı artık bu araçlardan yararlanılarak da tanığa bildirilebilir hâle gelmiştir (m. 44/1). Fiilî hizmette bulunan askerler hakkındaki zorla getirme kararı ise askerî makamlar aracılığıyla infaz olunur (m. 44/2).

II. Yakınlık Nedeniyle Tanıklıktan Çekinme (m. 45)

Asıl tartışma, 45 ila 49. maddelerde yer alan çekinme hâlleriyle başlar. 45. madde şöyledir:

(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlatlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler.

m. 45/1'deki çekinme hakkının ortak özelliği, doktrinde vurgulandığı üzere, kişinin çekinme nedenini kanıtlamaya veya dahi açıklamaya mecbur olmamasıdır. Şüpheli veya sanığın nişanlısı, eşi veya belirli dereceye kadar hısımları olduğu tespit edildiği anda hak kendiliğinden doğar. Failin işlediği suçun ağırlığı da bu hakkın kapsamını daraltmaz.3

m. 45/2, çekinme hakkının bizzat kullanılamayacağı bir grup için ayrı bir güvence kurar. Yaş küçüklüğü veya akıl hastalığı nedeniyle bu hakkın önemini kavrayamayacak durumda olanlar ancak kanuni temsilcilerinin rızasıyla dinlenebilir. Ancak kanuni temsilcinin kendisi şüpheli veya sanıksa, çıkar çatışması nedeniyle bu konuda karar veremez. Bu durumda tanığın dinlenip dinlenmeyeceği başka bir güvence mekanizmasına (örneğin bir başka kanuni temsilci veya vasi atanmasına) muhtaç kalır. Doktrinde bu çıkar çatışması hâli özellikle çocuk tanıklar bakımından ayrıca incelenmiştir. Kanuni temsilcinin şüpheli veya sanık olması durumunda çocuğun menfaatinin nasıl korunacağı, salt m. 45/2'nin lafzıyla çözülemeyecek kadar karmaşık bir sorun olarak değerlendirilmekte ve bu boşluğun somut olayda atanacak bir temsil mekanizmasıyla doldurulması gerektiği savunulmaktadır.4

III. Meslek Sırrı Nedeniyle Çekinme (m. 46)

46. madde ise, kişisel yakınlıktan değil meslekten kaynaklanan bir başka çekinme grubunu iki fıkrada düzenler:

(1) Meslekleri ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecekler ile çekinme konu ve koşulları şunlardır: a) Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcılarının, bu sıfatları dolayısıyla veya yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler. b) Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek veya sanatları mensuplarının, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler. c) Malî işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterlerin bu sıfatları dolayısıyla hizmet verdikleri kişiler hakkında öğrendikleri bilgiler. (2) Yukarıdaki fıkranın (a) bendinde belirtilenler dışında kalan kişiler, ilgilinin rızasının varlığı halinde, tanıklıktan çekinemez.

Avukatlık sırrı bakımından dikkat çeken ayrıntı, m. 46/2'nin (a) bendini, yani avukatları, bilinçli olarak dışarıda bırakmasıdır. Hekim, mali müşavir veya noter gibi diğer meslek gruplarının çekinme hakkı ilgilinin rızasıyla ortadan kalkarken, avukatın çekinme hakkı müvekkilin rıza göstermesi hâlinde dahi kalkmaz. Kanun koyucu burada müvekkilin iradesini değil, avukatlık mesleğinin işlevini korumaktadır. m. 46'daki çekinme hakkının, meslek mensubunun ayrıca kanunla yüklenmiş bir suçu bildirme yükümlülüğü ile çatıştığı hâller de doktrinde tartışılmıştır. Bu görüşe göre, meslek sırrı nedeniyle tanıklıktan çekinme hakkı tanınan bir kişi bakımından, aynı bilginin kaynağı olan bir suçu ihbar etmeme, çekinme hakkının doğal ve kaçınılmaz bir uzantısı olarak kabul edilmelidir. Aksi yorum, kanunun bir elle tanıdığı korumayı öbür elle geri almak anlamına gelir.5

Uygulamada en sık karşılaşılan hata, bir avukatın soruşturma sırasında müdafi sıfatıyla değil tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğinde, kendisine m. 46 kapsamındaki çekinme hakkının hatırlatılmamasıdır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, soruşturma aşamasında sanıklardan birinin müdafii olarak görev yapmış bir avukatın, bu sıfatı dolayısıyla öğrendiği bilgiler bakımından tanık olarak dinlenmesi gerektiğinde CMK m. 46 uyarınca tanıklıktan çekinme hakkının hatırlatılmadan ifadesinin alınmasını, hükmün bozulmasını gerektiren bir usul eksikliği olarak kabul etmiştir. Bu değerlendirme Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne gelen temyiz incelemesinde de isabetli bulunmuştur.6 Doktrinde ise bu konuda daha da ileri gidilerek, m. 46'daki çekinme hakkının avukatın kendisini korumaya yönelik değil, öğrenilen bilginin niteliği gereği tanınmış olması sebebiyle, hatırlatılmasının teknik bir formalite değil hakkın kullanılabilirliğinin ön koşulu olduğu vurgulanmaktadır.7

IV. Devlet Sırrı Nedeniyle Çekinme (m. 47)

Kişisel yakınlık ve mesleki sır dışında, kanun üçüncü bir çekinme temeli daha tanır: devlet sırrı. m. 47 dört fıkrada şu düzeni kurar: bir suç olgusuna ilişkin bilgiler devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Ancak devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına, milli güvenliğine veya anayasal düzenine zarar verebilecek nitelikteki bilgiler devlet sırrı sayılır (m. 47/1). Tanıklık konusu bilgi devlet sırrı niteliğindeyse, tanık yalnızca mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından, zabıt kâtibi dahi olmaksızın, dinlenir. Hâkim veya mahkeme başkanı bu açıklamalardan yalnızca yüklenen suçu açıklığa kavuşturacak nitelikteki bilgileri tutanağa geçirir (m. 47/2). Bu düzenleme yalnızca alt sınırı beş yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiren suçlarda uygulanır (m. 47/3). Cumhurbaşkanının tanıklığı söz konusu olduğunda ise sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilip bildirilmeyeceğini bizzat kendisi takdir eder (m. 47/4). Bu, m. 43/4'teki genel tanıklıktan çekinme ayrıcalığının devlet sırrı bağlamındaki bir yansımasıdır.

V. Kendini Suçlamama, Ortak Usul Güvenceleri ve Yeminli Dinleme (m. 48-52)

Kendisini veya yakınlarını suçlayabilecek sorulara karşı korunma ise ayrı bir madde konusudur. m. 48 uyarınca tanık, kendisini veya 45. maddede sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinebilir ve bu hak kendisine önceden bildirilir. Bu üç çekinme temelinin (m. 45 yakınlık, m. 46 meslek, m. 48 kendini suçlamama) ortak usul güvencesi m. 49'da toplanır: mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısı gerekli gördüğünde, m. 45, 46 ve 48'de sayılan hâllerde tanık çekinmesinin dayandığı olguları bildirmekle yükümlüdür ve bu hususta gerektiğinde kendisine yemin dahi verdirilebilir. Yani çekinme hakkının gerçekten var olup olmadığı, salt beyana değil, gerektiğinde yeminli bir açıklamaya dayandırılabilir. Doktrinde, m. 46 ile m. 48'in farklı temellere dayandığı hatırlatılır. m. 46 mesleki sır yükümlülüğünü, m. 48 ise nemo tenetur (kendini suçlamama) ilkesini korur. Bu nedenle bir avukata yalnızca m. 48 kapsamındaki hakkın hatırlatılması, m. 46'dan doğan mesleki sır çekinme hakkının yerini tutmaz. Bu ayrımın gözetilmemesi, elde edilen beyanın hukuka aykırı delil sayılması sonucunu doğurabilir.8 Nitekim tanıklıktan çekinme hakkının usulüne uygun hatırlatılmadan alınan bir beyanın, kişi sonradan şüpheli veya sanık sıfatını kazansa dahi aleyhine delil olarak kullanılamayacağı, adil yargılanma hakkı ve nemo tenetur ilkesinin doğal bir sonucu olarak kabul edilmektedir.9

Kanun, bu çekinme hâllerinin dışında yeminle ilgili ayrı bir denge de kurmuştur: onbeş yaşını doldurmamış olanlar, ayırt etme gücünden yoksun bulunanlar ve soruşturma veya kovuşturma konusu suça iştirakten (veya suçluyu kayırma ya da delil yok etme/gizleme/değiştirmeden) şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar yeminsiz dinlenir (m. 50). Çekinme hakkı bulunan bir tanık buna rağmen tanıklık yapmayı tercih ederse, yemin verilip verilmeyeceği hâkimin takdirine bırakılmış, ancak tanığın bizzat yemin etmekten çekinebileceği ayrıca güvence altına alınmıştır (m. 51). Bu düzenleme doktrinde eleştirel biçimde de ele alınmıştır. Yemin verilmesinin, tanığın doğru söylemesini sağlayan psikolojik bir baskı aracı olmaktan çok, günümüz ceza muhakemesi anlayışında sembolik bir işlev gördüğü, buna karşılık m. 50 ve m. 51'in yeminli-yeminsiz tanık ayrımını hâlâ katı biçimde sürdürmesinin, kanunun modern delil değerlendirmesi anlayışıyla ne ölçüde bağdaştığının tartışmaya açık olduğu ileri sürülmektedir.10 Son olarak m. 52 dört fıkrada, tanıkların dinlenme usulünü tamamlar. Her tanık ayrı ayrı ve sonraki tanıklar yanında bulunmaksızın dinlenir (m. 52/1). Kovuşturma evresine kadar tanıklar ancak gecikmesinde sakınca bulunan veya kimliğin belirlenmesine ilişkin hâllerde birbirleriyle ve şüpheliyle yüzleştirilebilir (m. 52/2). Mağdur çocukların ve duruşmaya getirilmesi mümkün olmayıp tanıklığı maddi gerçek bakımından zorunlu olan kişilerin dinlenmesi sırasında görüntü veya ses kaydı alınması zorunludur (m. 52/3). Bu şekilde elde edilen kayıtlar ise yalnızca ceza muhakemesinde kullanılabilir, başka hiçbir amaçla kullanılamaz (m. 52/4).

Kanunun m. 45/3'te “bildirilir”, m. 57'de ise “hatırlatılır” ifadesini kullanması, ilginç bir terminolojik ayrıma işaret eder. Hatırlatma, kişinin daha önce bildiği veya bilmesi gereken bir hususun kendisine yeniden anımsatılmasıyken, bildirme kişinin önceden bilip bilmediğine bakılmaksızın net biçimde bilgilendirilmesidir. Kanunun her iki terimi farklı maddelerde kullanması bilinçli olsun olmasın, uygulamada ikisi de aynı sonucu doğurur. Çekinme hakkı, kişinin anlayabileceği şekilde ve anladığının teyidi alınarak iletilmelidir.11 CMK m. 45 ve m. 46'da sayılan kişilerin bu hak kendilerine bildirilmeden dinlenmesi, Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, m. 217/2, m. 230/1-b ve m. 289/1-i hükümleri karşısında “hukuka aykırı delil” sonucunu doğurur. m. 46'da m. 45/3'teki türden açık bir bildirim kuralı yer almasa da, usul hükümlerinde kıyas yasağının aksine yorum genişletici kıyas mümkün olduğundan, m. 45/3'ün m. 46 kapsamındaki kişilere de kıyasen uygulanması gerekir.12

Yargı Kararları

1) Çekinme hakkının hatırlatılmaması hâlinde beyanın delil olarak kullanılamaması (m. 45)

m. 49'daki hatırlatma yükümlülüğü, m. 45'teki çekinme hakkının salt kâğıt üzerinde tanınmasını değil, fiilen kullanılabilir olmasını amaçlar. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, hakkın kendisini değil, o hak hatırlatılmadan alınan beyanın delil değerini geçersiz kılar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu sonucu açıkça ortaya koymuştur:

Tanıklıktan çekinme hakları olan kimselere, bu hakları dinlemeye başlamadan önce hatırlatılmalı, bu hakları kullanıp kullanmayacakları hususu sorulup, keyfiyet tutanağa yazılmalıdır. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkının kendisine hatırlatılması zorunlu olduğundan, bu hak hatırlatılmadan dinlenilmesi halinde beyanlarının delil olarak değerlendirilmesi de artık mümkün değildir.13

2) Tek tanık olsa dahi çekinme hakkının kullanılabilmesi ve yeminli dinlemenin de bozma nedeni sayılması (m. 45, m. 51)

m. 45'teki çekinme hakkı, tanığın olay hakkındaki bilgisinin ne denli belirleyici olduğuna göre değişmez. Davanın tek tanığı olması, hatırlatma yükümlülüğünü hafifletmez, aksine hükmün dayandığı tek delil kaynağı olduğu için ihlalin sonucunu daha ağır kılar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu noktayı vurgulamıştır:

Olayın tek tanığı olup, sanığın eşinin kardeşi olan ve anlatımı hükme esas alınan tanık E.G.'in tanıklığa engel kayın hısımlığı olması sebebiyle tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı hatırlatılmadan dinlenilmesi suretiyle CMK'nın 45 ve 51. maddelerine aykırı davranılması.14

Karar, hem hatırlatma eksikliğinin hem de buna bağlı yeminli dinlemenin ayrı ayrı bozma nedeni oluşturduğunu gösterir.

3) Boşanılmış eşin çekinme ve yeminden çekinme hakkının hatırlatılması zorunluluğu (m. 45)

m. 45/1-b'nin “evlilik bağı kalmasa bile” ifadesi, çekinme hakkının evliliğin sona ermesiyle otomatik olarak düşmediğini açıkça belirtir. Uygulamada bu ayrımın gözden kaçırılması aynı sonuca yol açar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu hükmü doğrudan uygulamıştır:

Anlatımı hükme esas alınan tanık ...'ın, sanığın boşandığı eşi olmasına karşın tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı hatırlatılmadan dinlenilmek suretiyle CMK'nın 45/1-b maddesine aykırı davranılması.15

4) Avukata tanıklıktan çekinme hakkının hatırlatılmaması (m. 46)

m. 46/1-a'nın avukatlar için tanıdığı mesleki sır çekinmesi, soruşturma aşamasında müdafi sıfatıyla görev yapmış bir avukatın sonradan tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğinde de aynen geçerlidir. Bu geçiş anında hatırlatma yükümlülüğünün atlanması sık karşılaşılan bir usul hatasıdır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu hatayı bozma nedeni saymıştır:

Soruşturma aşamasında sanık Gökhan müdafii olarak görev yapan Özkan'a CMK'nun 46. maddesi gereği tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmadan ifadesinin alınması.16

5) Çekinme hakkını kullanan tanığın önceki (soruşturma öncesi) beyanının hükme esas alınamaması (m. 45)

m. 45'teki çekinme hakkının koruma alanı, duruşmadaki soru-cevap anıyla sınırlı değildir. Bir tanık duruşmada çekinme hakkını kullandığında, aynı kişinin soruşturma öncesinde, resmî bir usulle alınmamış olsa dahi, verdiği beyanların dolaylı yoldan hükme sokulması da aynı hakkı boşaltır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu genişletilmiş korumayı açıkça tanımıştır:

Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunan ve (…) duruşmada tanıklıktan çekinme hakkını kullanan (…) tanığın önceki beyanları ile olayın hemen ardından polis memurlarınca müdafii bulundurulmaksızın yapılan ön mülakat sonucu beyanlarının yazıya aktarılması suretiyle düzenlenen ve sonradan inceleme dışı sanık tarafından doğrulanmayan tutanağın hükme esas alınmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir.17

Karar, m. 45'teki çekinme hakkının yalnızca “duruşmada soru sorulduğunda cevap vermeme” hakkından ibaret olmadığını, hakkın usulünce kullanılmasının, o kişiye ait her türlü önceki beyanın (resmî olsun olmasın) dolaylı yoldan delil olarak kullanılmasını da engellediğini gösterir. Aksi bir yorum, çekinme hakkını içi boş bir biçimsel güvenceye indirger.

Dipnotlar

  1. Betül Asena Sönmez, “Ceza Yargılamasında Tanıklık Yükümlülüğü ve İstisnaları: Yakın Akraba ve Meslek ve Sürekli Uğraşı Sahiplerinin Hukuki Statüsü,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 59 (Aralık 2025). ↩
  2. Abdurrahman Burak Karahan, Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025), 2. Bölüm. ↩
  3. Faruk Turhan, “Ceza Muhakemesinde Şüpheli veya Sanığın Yakınlarının Tanıklıktan Çekinme Hakkı - Kapsamı, Koşulları,” Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 3 (Aralık 2020). ↩
  4. İlkim Reyhan Sertoğlu, “Ceza Muhakemesinde Menfaat Çatışması Hallerinde Çocuğun Tanıklıktan Çekinmesi,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 57 (Nisan 2025). ↩
  5. Tülay Kitapçıoğlu Yüksel, “Meslek ve Sürekli Uğraşıları Sebebiyle Tanıklıktan Çekinme Yükümlülüğü Altındaki Kişilerin Suçu Bildirme,” Ceza Hukuku Dergisi, S. 38 (Aralık 2018). ↩
  6. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2009/10234, K. 2009/5598, T. 5.10.2009 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1289, K. 2013/84 sayılı kararının içinde aktarılan bozma ilamı). ↩
  7. Sönmez, “Tanıklık Yükümlülüğü ve İstisnaları.” ↩
  8. Cem Serdar ve Ersan Şen, “Ceza Muhakemesinde Tanık Dinlenirken Uyulması Gereken Usul Kuralları,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 197 (Ocak 2023). ↩
  9. Sönmez, “Tanıklık Yükümlülüğü ve İstisnaları.” ↩
  10. Faruk Turhan, “Tanıklara Yemin Verilmesine İlişkin Ceza Muhakemesi Kanunu Hükümlerinin Eleştirel Bir Değerlendirmesi,” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 4 (Ekim 2020). ↩
  11. Serdar ve Şen, “Tanık Dinlenirken Uyulması Gereken Usul Kuralları.” ↩
  12. Serdar ve Şen, “Tanık Dinlenirken Uyulması Gereken Usul Kuralları.” ↩
  13. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.11.2013, E. 2013/251, K. 2013/454. ↩
  14. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 13.03.2015, E. 2013/11813, K. 2015/24527. ↩
  15. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 21.03.2016, E. 2016/135, K. 2016/5375. ↩
  16. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 05.10.2009, E. 2009/10234, K. 2009/5598 (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1289, K. 2013/84 sayılı kararının içinde aktarılan bozma ilamı). ↩
  17. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.05.2018, E. 2017/1087, K. 2018/211. ↩

Kaynakça

  • Karahan, Abdurrahman Burak. Türk Hukuku'nda Nemo Tenetur İlkesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025.
  • Kitapçıoğlu Yüksel, Tülay. “Meslek ve Sürekli Uğraşıları Sebebiyle Tanıklıktan Çekinme Yükümlülüğü Altındaki Kişilerin Suçu Bildirme.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 38 (Aralık 2018).
  • Serdar, Cem, ve Ersan Şen. “Ceza Muhakemesinde Tanık Dinlenirken Uyulması Gereken Usul Kuralları.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 197 (Ocak 2023).
  • Sertoğlu, İlkim Reyhan. “Ceza Muhakemesinde Menfaat Çatışması Hallerinde Çocuğun Tanıklıktan Çekinmesi.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 57 (Nisan 2025).
  • Sönmez, Betül Asena. “Ceza Yargılamasında Tanıklık Yükümlülüğü ve İstisnaları: Yakın Akraba ve Meslek ve Sürekli Uğraşı Sahiplerinin Hukuki Statüsü.” Ceza Hukuku Dergisi, S. 59 (Aralık 2025).
  • Turhan, Faruk. “Ceza Muhakemesinde Şüpheli veya Sanığın Yakınlarının Tanıklıktan Çekinme Hakkı - Kapsamı, Koşulları.” Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 3 (Aralık 2020).
  • Turhan, Faruk. “Tanıklara Yemin Verilmesine İlişkin Ceza Muhakemesi Kanunu Hükümlerinin Eleştirel Bir Değerlendirmesi.” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 4 (Ekim 2020).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.