Temyiz, istinafın aksine salt hukuki bir denetim aracıdır: Yargıtay delillerle doğrudan temas kurmaz, yeni bir olay yargılaması yapmaz, yalnızca hükmün hukuka uygun olup olmadığını denetler. Bu niteliği, m. 286-296'nın tamamına sinen bir tasarım ilkesidir. Hangi kararların temyize açık olduğundan, temyiz sebebinin neyle sınırlı olabileceğine kadar. CMK'nın istinaf bölümüyle (m. 272-285) sistematik bir simetri içinde kurulan bu bölüm, aynı zamanda istinaf bölümünde görülen reform örüntüsünün bir devamını da taşır: 7499 sayılı Kanun, istinaf süresini değiştirdiği 2024 reformuyla temyiz süresini de paralel biçimde değiştirmiştir.

I. Temyiz Edilebilecek/Edilemeyecek Kararlar: Karmaşık Bir Kesinlik Eşiği (m. 286)

Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. Ancak kanun, ikinci fıkrada dokuz bent hâlinde uzun bir istisna listesi sıralar, beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin esastan ret kararları, beş yıl veya daha az hapis cezasını artırmayan kararlar, üst sınırı iki yıla kadar hapis cezası gerektiren suçlara ilişkin kararlar, adli para cezası öngören suçlara ilişkin kararlar ve benzerleri, bu hâllerde bölge adliye mahkemesi kararı kesindir.1 Kanun, bu kesinlik eşiğine tek bir istisna daha ekler. Yukarıdaki hâllerde temyiz kapalı olsa bile, TCK'da sayılan kamu düzenini ve devlet organlarını ilgilendiren belirli suç tipleri ile özel kanunlarda (Terörle Mücadele Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu) sayılan bazı suçlar nedeniyle verilen kararlar her hâlükârda temyiz edilebilir. Kanun koyucu, bu suç kategorilerinde kesinlik eşiğinin getirdiği hızlı kesinleşmeyi, içtihat birliğinin sağlanması ihtiyacına feda etmiştir.

II. Temyiz Nedeni ve Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri (m. 287-290)

Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş kararlar da hükümle birlikte temyiz edilebilir. Temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır. m. 289, dokuz bent hâlinde, temyiz dilekçesinde gösterilmiş olmasa dahi kendiliğinden gözetilecek, hukuka kesin aykırılık hâllerini sayar: mahkemenin kanuna uygun teşekkül etmemesi, yasaklı veya reddi gereken hâkimin hükme katılması, görev/yetki kurallarının ihlali, zorunlu kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, hükmün gerekçe içermemesi, savunma hakkının sınırlandırılmış olması ve hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.2 m. 290, bu sistemin tek yönlülüğünü netleştirir. Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, Cumhuriyet savcısına hükmü sanık aleyhine bozdurma hakkı vermez. Bu, kanun yollarının sanık lehine işleyişini koruyan bir asimetri olup, kanun yollarının genel bölümündeki m. 265'in (savcının lehe başvurusunun sınırı) aynı mantığının bir başka görünümüdür.

Temyiz incelemesinin “hukuka aykırılık” kavramıyla sınırlandırılması, doktrinde istinafın yürürlüğe girmesinden bu yana özellikle tartışılan bir konudur. Hukuki mesele ile maddi (fiili) mesele arasındaki ayrımın pratikte her zaman keskin biçimde çizilemediği, bir olayın hukuki nitelendirmesi ile o olayın gerçekleşip gerçekleşmediği sorusunun sıklıkla iç içe geçtiği vurgulanır.6

III. Temyiz İstemi ve Süresi: İstinaftaki Reformun Aynısı (m. 291-292)

Temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılır. Bu ifade, kelimesi kelimesine m. 273/1'in istinaf için öngördüğü kuralın aynısıdır ve aynı 7499 sayılı Kanun'la, aynı tarihte (01.06.2024) yürürlüğe girmiştir. Kanun koyucunun istinaf ve temyiz sürelerini birlikte reforme etmesi, önceki yazıda ele alınan AYM iptalinin yalnızca istinaf için değil, tüm kanun yolu sistemi için tutarlı bir çözüme kavuşturulması ihtiyacından kaynaklanmıştır. Aksi hâlde istinaf ve temyiz süreleri arasında hakları koruma bakımından gerekçesiz bir farklılık ortaya çıkardı.

IV. Başvurunun İçeriği ve Sadeleştirilen Gerekçe Sunma Usulü (m. 293-295)

Süresi içinde yapılan temyiz başvurusu hükmün kesinleşmesini engeller. Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorundadır. Cumhuriyet savcısı ayrıca temyiz isteğinin sanık lehine mi aleyhine mi olduğunu açıkça belirtir. En önemlisi: temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir. İstinafın aksine, ‘olayı farklı değerlendiriyorum’ türünden maddi meseleye ilişkin itirazlar temyiz sebebi oluşturmaz.3 7499 sayılı Kanun'un bir başka sadeleştirmesi, eski m. 295'in (temyiz gerekçesinin ayrı bir ek dilekçeyle sunulması usulünün) yürürlükten kaldırılarak m. 294'e taşınmasıdır. Aynı bilginin artık tek bir başvuru adımında istenmesi, önceki iki aşamalı usulün pratikte gereksiz bir gecikme kaynağı olduğu değerlendirmesini yansıtır.

Doktrinde temyiz sebeplerinin gösterilmesi yükümlülüğü, bu yükümlülüğün sanık üzerinde yarattığı fiili bir zorluk açısından eleştirilir. Hukuki bilgiden yoksun bir sanığın, hükmün hangi somut hukuk kuralını ihlal ettiğini teknik bir dille göstermesi beklenirken, aynı zamanda maddi meseleye ilişkin itirazların temyiz sebebi oluşturmayacağının da bilinmesi gerekir. Bu ikili yük, müdafi yardımından yoksun sanıklar bakımından temyiz hakkının fiilen kullanılabilirliğini zayıflatabilir.7

V. Temyiz İsteminin Hükmü Veren Mahkemece Reddi (m. 296)

İstinaf bölümündeki m. 276'nın birebir simetriği olarak, temyiz istemi kanuni süre geçtikten sonra veya temyiz edilemeyecek bir hükme karşı ya da hakkı olmayan biri tarafından yapılmışsa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bu istemi bizzat reddeder. İlgili, bu ret kararına karşı iki hafta içinde Yargıtaydan bir karar vermesini isteyebilir. Bu düzenleme, temyiz sisteminin de, itiraz ve istinafta olduğu gibi, açıkça yersiz başvuruları daha üst bir merciye taşımadan filtreleyen bir ön denetim basamağına sahip olduğunu gösterir.

Yargı Kararları

1) Temyizin hukuki-mesele sınırı, suç vasfını etkilemeyen ağırlaştırıcı bir eksikliği 'eleştiri' ile aşabilir

Aleyhe temyiz bulunmayan bir davada, Özel Daire hükmü m. 143'ün (hırsızlığın gece vakti işlenmesi) uygulanmaması gerekçesiyle bozmuştu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, suç vasfına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığından bu eksikliğin bozma değil eleştiri konusu yapılması gerektiği düşüncesiyle itiraz etmiştir. Ceza Genel Kurulu, temyizin hukuki-mesele sınırını ve aleyhe bozmama ilkesinin kapsamını şöyle netleştirmiştir:

…Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar… hukuka aykırılık eğer ‘hükmü etkileyecek nitelikte’ ise hükmün bozulmasını gerektirir. Netice itibarıyla hükmü etkilemeyecek bir hukuka aykırılığın bozma sebebi yapılması… usul ekonomisine muhalefet teşkil edecektir… Suçun niteliği/vasfı dışında kalıp temel şekline göre daha ağır bir ceza öngören ağırlaştırıcı nedenlerin/nitelikli hâllerin uygulanmadığı durumlarda ise, yol göstermek, uygulamada birliği sağlamak ve cezanın olası hukuki sonuçlarına işaret etmek amacıyla eleştiri ile yetinilerek aleyhe temyiz olmadığı vurgulanmak suretiyle hüküm onanmalıdır.4

Karar oyçokluğuyla alınmıştır. Dört üye, itirazın reddi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Kararın kendisi, temyizin ‘hükmü etkileyecek nitelikte hukuka aykırılık’ ile sınırlı olduğunu, m. 288 ve m. 302/2 ile birebir örtüşen bir formülle, somutlaştırır. Suç vasfını (adını/niteliğini) değiştirmeyen, yalnızca uygulanmamış bir ağırlaştırıcı nedene ilişkin bir eksik ceza tayini, aleyhe temyiz yokluğunda hükmü bozmaz. Yargıtay bunu yalnızca gerekçesinde eleştiri olarak kayda geçirir. Bu ‘eleştiri’ mekanizması, aleyhe bozmama ilkesinin (m. 307/5) katı sonucu ile içtihat birliği ihtiyacı arasında CGK içtihadının geliştirdiği pratik bir orta yoldur.

Doktrinde de temyiz kanun yolunun 2016 sonrası yürürlüğe girişinin getirdiği tartışmalar arasında, Yargıtayın klasik “bozma” yetkisiyle bu tür “eleştiri” mekanizmaları arasındaki sınırın nasıl çizileceği önemli bir yer tutar. Temyizin salt hukuki bir denetim olarak sınırlandırılması, sınırın aşıldığı hâllerde dahi hükmü bozmaktan kaçınan ara çözümlerin, bozma kurumunun kendisini fiilen aşındırıp aşındırmadığı sorusunu gündemde tutar.8

2) Kesinlik eşiği ve hukuki-mesele sınırı birlikte işler: maddi meseleye ilişkin temyiz sebepleri incelemeye alınmaz

Hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından mahkûm edilen bir sanığın davasında, iş yeri dokunulmazlığı suçuna ilişkin BAM kararı m. 286/2-a uyarınca kesin olduğundan bu kısım hakkındaki temyiz istemi doğrudan reddedilmiş. Hırsızlık suçuna ilişkin temyiz istemi ise, sanığın ‘eylemi ben yapmadım, arkadaşım yaptı’ ve müdafiinin ‘somut delil yok, şüpheden sanık yararlanır’ gerekçeleriyle, incelemeye alınmıştır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, incelemenin çerçevesini şöyle çizmiştir:

5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ‘Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır…’ ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ‘Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.’ şeklinde düzenlendiği de gözetilerek… dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.5

Karar oy birliğiyle verilmiştir. Sanığın ve müdafiinin öne sürdüğü tüm gerekçeler, eylemi kendisinin işlemediği, somut delil bulunmadığı, doğrudan maddi meseleye ilişkindir ve bu hâliyle m. 288/m. 294 uyarınca temyiz sebebi oluşturmaz. Daire bu gerekçeleri esastan tartışmaksızın ‘yerinde görülmemiştir’ diyerek geçmiştir. Buna karşılık Daire, dosyada resen fark ettiği, tarafların hiç öne sürmediği, tekerrür hükümlerinin yanlış uygulanmasına ilişkin, saf hukuki bir noktayı, yeniden yargılama gerektirmediğinden m. 303 uyarınca düzelterek onamıştır. Bu karşıtlık, önceki yazıda (istinaf) incelenen geniş ıslah yetkisiyle temyizin dar, yalnızca hukuki noktaya sıkışan denetim alanı arasındaki farkı somut biçimde gösterir.

Dipnotlar

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 286. ↩
  2. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 287-289. ↩
  3. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 293-294. ↩
  4. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 01.04.2026, E. 2025/298, K. 2026/196. ↩
  5. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 10.06.2026, E. 2024/7060, K. 2026/10844. ↩
  6. Ekrem Çetintürk, “Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi” (Terazi Hukuk Dergisi, S. 151, Mart 2019). ↩
  7. Fatih Birtek, “Ceza Muhakemesinde Temyiz Sebeplerinin Gösterilmesine İlişkin Zor(unlu)luk” (İstanbul Hukuk Mecmuası, S. 4, Aralık 2022). ↩
  8. Kazım Furkan Ağkuş ve Oğuz Bandır, “Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolu ve Getirdiği Tartışmalar” (Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 162, Eylül 2022). ↩

Kaynakça

  • Ağkuş, Kazım Furkan, ve Oğuz Bandır. “Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolu ve Getirdiği Tartışmalar.” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 162 (Eylül 2022).
  • Birtek, Fatih. “Ceza Muhakemesinde Temyiz Sebeplerinin Gösterilmesine İlişkin Zor(unlu)luk.” İstanbul Hukuk Mecmuası, S. 4 (Aralık 2022).
  • Çetintürk, Ekrem. “Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 151 (Mart 2019).

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.