Tutuklama bir an meselesi olsa da, tutukluluk süregelen bir durumdur. Süregelen her özgürlük kısıtlaması gibi, hem bir azami sınıra hem de düzenli aralıklarla bir hâkim denetimine tabi olmak zorundadır. Kanun bu iki güvenceyi ayrı maddelerde kurar. Azami süre m. 102'de, düzenli denetim ise m. 108'de düzenlenmiştir.

I. Tutukluluk Süresinin Azami Sınırı (m. 102)

Tutukluluk süresinin azami sınırı, m. 102'de mahkemenin görevine göre kademelendirilmiştir:

(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı (…) beş yılı geçemez. (…) (5) Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır.

Doktrinde vurgulandığı üzere bu süreler tavan niteliğindedir, hedef değildir. Kanun koyucunun amacı tutukluluğun bu sürelere “ulaşması” değil, makul sürede sonuçlandırılan bir yargılamayla mümkün olduğunca kısa tutulmasıdır. 2019 değişikliğiyle eklenen dördüncü fıkra, soruşturma evresindeki tutukluluk için ayrıca ve daha kısa bir azami süre getirerek, soruşturmanın makul olmayan biçimde uzayıp tutukluluğu sürüklemesinin önüne geçmeyi amaçlamıştır.1 m. 102/3'ün gözden kaçırılmaması gereken usul güvencesi ise şudur; bu maddede öngörülen uzatma kararları ancak Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilebilir. Yani azami sürenin uzatılması tek taraflı bir işlem değil, savunmanın da dinlendiği bir karardır.

m. 102'deki azami sürelerin kapsamı, doktrinde önemli bir ayrımla sınırlandırılır. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi, tutuklulukta süre bakımından verdikleri kararlarda tutuklama tedbirini “suç isnadına bağlı tutukluluk” ve “hükme bağlı tutukluluk” (hüküm özlü tutukluluk) olarak ikiye ayırır. Bu ayrım ilk kez Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011 tarihli bir kararıyla gündeme gelmiştir: ilk derece mahkemesi mahkûmiyet hükmü verdikten sonra tutuklu sanık “hükmen tutuklu” hâle gelir, bu sebeple temyizde geçen süre m. 102'deki tutukluluk süresinin hesabına katılmaz. Çünkü tutukluluk halinin dayanağı bu aşamadan itibaren artık kuvvetli suç şüphesi değil, mahkûmiyet hükmünün kendisidir. Bu görüş, AİHM'in Wemhoff/Almanya kararına dayanır. AİHM de tutuklulukla ilgili makul süre hesabında, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünden sonra geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabına dahil etmez, bunu AİHS m. 5/1-a uyarınca ayrı bir kategori olan “mahkûmiyet sonrası tutma” sayar. Anayasa Mahkemesi de aynı sonuca varmıştır. Sanığın tutuklu yargılandığı davada ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü kurulduğu anda tutukluluk hâli sona erer. Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi aranmaz. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi bu konuda görüş birliğine varmış olup, m. 102'de düzenlenen tutukluluk sürelerinin yalnızca ilk derece mahkemesi yargılaması sırasında geçerli olduğu kabul edilmektedir.2

II. Tutuklamanın Geri Alınması ve Salıverilme İstemleri (m. 103-105)

Azami sürenin dolmasını beklemeden tutukluluğa son verilmesini sağlayan üç ayrı yol kanunda öngörülmüştür. İlkinde inisiyatif iddia makamındadır. Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir. Hakkında tutuklama kararı verilmiş şüpheli ve müdafii de aynı istemde bulunabilir (m. 103/1). Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adli kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varırsa şüpheliyi resen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde de şüpheli kendiliğinden serbest kalır (m. 103/2).

İkinci yolda ise şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında salıverilmesini isteyebilir (m. 104/1). Bu istem üzerine tutukluluğun devamına veya salıverilmeye hâkim ya da mahkeme karar verir, bu karara karşı da itiraz yolu açıktır (m. 104/2). Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya intikal ettiğinde, salıverilme istemi hakkındaki karar ilgili daire veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinden verilir. Bu karar resen de alınabilir (m. 104/3).

m. 103 ve m. 104 uyarınca yapılan istemlerin ne kadar sürede sonuçlandırılacağı m. 105'te ortak bir usule bağlanmıştır. Yetkili merci, Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşünü aldıktan sonra üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adli kontrol uygulanmasına karar verir. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda bu süre yediye çıkar. Duruşma dışında karar verilirken taraf görüşü alınmaz. Bu kararlara karşı da itiraz yolu açıktır (m. 105/1).3

III. Salıverilenin Bildirim Yükümlülüğü (m. 106)

Salıverilen kişi de yükümlülük altındadır. Yetkili yargı merciine veya tutukevi müdürüne adresini ve varsa telefon numarasını bildirmekle yükümlüdür (m. 106/1). Soruşturma veya kovuşturma sona erene kadar adres değişikliklerini de, yeniden beyanla veya iadeli taahhütlü mektupla, bildirmesi ihtar olunur. Buna uymazsa tebligatın son bildirdiği adrese yapılacağı da kendisine önceden bildirilir (m. 106/2).

IV. Yakınlara ve Konsolosluğa Haber Verme (m. 107)

Tutuklamadan ve tutukluluğun uzatılmasına ilişkin her karardan, tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye hâkimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir (m. 107/1). Ayrıca soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun bu haberi bizzat kendisinin bir yakınına veya belirlediği kişiye bildirmesine de izin verilir (m. 107/2). Şüpheli veya sanık yabancıysa, yazılı olarak karşı çıkmadıkça tutuklanma durumu vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir (m. 107/3).

V. Tutukluluğun Düzenli Aralıklarla İncelenmesi (m. 108)

Azami süre tek başına yeterli bir güvence değildir. Çünkü bir yıl veya iki yıl dolmadıkça tutukluluğun kendiliğinden gözden geçirilmesi garanti değildir. Bu boşluğu m. 108 doldurur. Soruşturma evresinde, tutukevinde geçirilen süre içinde en geç otuzar günlük aralıklarla, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, şüpheli veya müdafii dinlenerek tutukluluğun devamının gerekip gerekmediğine karar verir. Bu inceleme şüpheli tarafından da istenebilir (m. 108/1-2). Kovuşturma evresinde ise hâkim veya mahkeme, her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında da bu değerlendirmeyi re'sen yapar (m. 108/3).

m. 108'in otuzar günlük inceleme kuralı, doktrinde salt iç hukuka özgü bir teknik ayrıntı olarak değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin m. 5/4’ten doğan bir uluslararası güvencenin iç hukuktaki karşılığı olarak açıklanır. Kişi hürriyetinden yoksun bırakılmayı haklı kılan nedenler zamanla değişebileceğinden, tutulmanın hukuka uygunluğunun makul aralıklarla yeniden denetlenmesi gerekir. AİHM içtihadına göre iç hukuktaki sistem tutulmayı otomatik olarak düzenli aralıklarla denetliyorsa bu güvence karşılanmış sayılır.4 “Makul aralık”ın ne kadar olduğu somut olaya göre değişir. AİHM tutuklulukla ilgili olarak bir aylık süreyi makul bulurken, akıl hastalığı nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler için daha uzun aralıkları kabul edilebilir görmüş, buna karşılık Herczegfalvy v. Avusturya kararında bir yıldan uzun bir denetimsizlik süresini Sözleşme'nin 5/4. maddesinin ihlali saymıştır. Mahkeme ayrıca, kişinin salıverilme talebinde bulunma sayısını sınırlayan iç hukuk düzenlemelerinin de bu güvenceyi ihlal ettiğine hükmetmiştir. Assenov ve Diğerleri v. Bulgaristan kararında, iki yıl süren bir tutukluluk boyunca kişinin yalnızca bir kez mahkemeye başvurabilmesi, makul aralıklarla inceleme hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir.5

Yargı Kararları

1) Mahkûmiyet hükmünden sonra geçen sürenin tutukluluk süresi hesabına dahil edilmemesi

Mahkeme, Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasındaki makul sürede yargılanma güvencesinin, kişinin ilk derece mahkemesince mahkûm edilmesiyle sona erdiğine, bu andan itibaren tutulmanın artık m. 5/1-c'deki (suç isnadına bağlı tutma) değil, m. 5/1-a'daki (yetkili mahkemece mahkûmiyet üzerine tutma) ayrı kategoriye girdiğine hükmetmiştir.6

Karar, m. 102'deki tutukluluk sürelerinin yalnızca ilk derece yargılaması boyunca işlediği, mahkûmiyet hükmünden sonra geçen sürenin bu hesaba dahil edilmeyeceği yönündeki Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihadının da temel dayanağıdır. “Hükmen tutukluluk” kavramı, doğrudan bu AİHM içtihadının iç hukuktaki yansımasıdır.

Dipnotlar

  1. Hüsnü Aldemir, “Tutuklama,” Terazi Hukuk Dergisi, C. 9, S. 100 (Aralık 2014): 441-460. ↩
  2. Can İşeri, Tutuklama Tedbiri ve Tutuklulukta Süre: 4.2.2. Hükme Bağlı Tutukluluk Uygulaması (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024), 145-146. ↩
  3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 105/1. ↩
  4. Bahar Konuk Sommer, Bir Temel Hak Garantisi Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı: D. Denetimin Makul Aralıklarla Yenilenmesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 291-293. ↩
  5. Konuk Sommer, Denetimin Makul Aralıklarla Yenilenmesi, 292-293. ↩
  6. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Wemhoff v. Almanya, 27.6.1968, Başvuru No. 2122/64. ↩

Kaynakça

  • Aldemir, Hüsnü. “Tutuklama.” Terazi Hukuk Dergisi, C. 9, S. 100 (Aralık 2014): 441-460.
  • İşeri, Can. Tutuklama Tedbiri ve Tutuklulukta Süre: 4.2.2. Hükme Bağlı Tutukluluk Uygulaması. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.
  • Konuk Sommer, Bahar. Bir Temel Hak Garantisi Olarak Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı: D. Denetimin Makul Aralıklarla Yenilenmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.