5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 1412 sayılı eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'ndan farklı bir felsefe üzerine kuruludur. “Şüpheliden delile” değil “delilden şüpheliye” gidilmesi ilkesi. Bu ilkenin doğal sonucu, yakalamanın artık bir soruşturmanın ilk ve alışılmış işlemi değil, ancak belirli ve sınırlı şartlarda başvurulabilecek istisnai bir koruma tedbiri olmasıdır.1 Doktrinde isabetle vurgulandığı üzere, kanun koyucunun tercihi önce delillerin toplanması, ardından bu delillerin işaret ettiği kişinin davet edilerek ifadesinin alınması yönündedir. Davete icabet etmeme veya kaçak olma hâli dışında, davet yerine baskınla yakalama yoluna gidilmesi kanunun ruhuyla bağdaşmaz.
I. Yakalama Şartları ve Usulü (m. 90)
Kanunun 90. maddesi, yakalamayı altı fıkrada düzenler:
(1) Aşağıda belirtilen hallerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması. b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde; Cumhuriyet savcısına veya amirlerine derhal başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler. (3) Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir. (4) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir. (5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır. (6) Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir.
Birinci fıkra, “herkesin” yakalama yapabileceği istisnai bir yetki tanır. Bu, vatandaşın suçüstü hâlinde failin kaçmasını önleme hakkının kanuni karşılığıdır. İkinci fıkradaki kolluk yetkisi ise gecikmesinde sakınca bulunan hâllerle sınırlıdır. Kural, yakalama emrinin hâkim veya mahkemeden alınmasıdır. Doktrinde vurgulandığı üzere, yakalamada esas olan hâkim kararı, istisnası ise vatandaşın ve polisin yakalamasıdır. Cumhuriyet savcısı bu sistemde, müzekkereli yakalamada hâkimden yakalama emri vermesini talep eden merci konumundadır (m. 98/1). 5271 sayılı Kanun'da “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” tanımlanmamıştır. Anayasa m. 19'un açıkça “hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir” dediği düşünülürse, bu kavramın bir yönetmelikle tanımlanmasının (Yakalama Yönetmeliği'nde yapıldığı gibi) normlar hiyerarşisiyle bağdaşmadığı, çünkü CMK m. 333'ün yönetmelikleri ancak kanunun kendisinin belirttiği konularla sınırladığı savunulur.2 Bu eleştiri doktrinde yeni bir gelişme değildir. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin ilk yürürlüğe girdiği dönemden bu yana, yönetmeliğin kanunun çizdiği sınırları aştığı yönündeki eleştiriler ve bu eleştirilere verilen yanıtlar süreklilik gösteren bir doktrin tartışması oluşturur.3 Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu kavramı içtihatla somutlaştırmıştır. Gecikmede sakınca (tehlike), ancak ilgilinin hâkime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi hâlinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulansa dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olduğunda kabul edilebilir.4
m. 90/3'ün istisnası özellikle dikkat çekicidir. Kural olarak şikâyete bağlı bir suçta yakalama yapılabilmesi için mağdurun şikâyeti aranmaz gibi görünse de, esasen soruşturmanın başlaması şikâyete bağlıdır. Burada düzenlenen ayrık durum, mağdurun çocuk, beden/akıl hastası, malul veya kendini koruyamayacak derecede güçsüz olduğu suçüstü hâllerinde, henüz şikâyet gelmeden dahi failin yakalanabilmesidir. Kanun koyucu burada mağdurun kendisini koruyamayacak durumda olmasını, şikâyet şartının yakalamayı geciktirmesine tercih etmiştir. Yakalanan kişiye, kolluk tarafından kaçmasını ve kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirler alındıktan sonra kanuni hakları derhâl bildirilir. Yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek onun emri doğrultusunda işlem yapılır (m. 90/4-5). m. 90/6'daki iade yükümlülüğü ise daha az bilinen ama pratik önemi yüksek bir güvencedir. Bir yakalama emri çıkarılmasına yol açan amaç (örneğin ifade alınması) başka bir yolla zaten gerçekleşmişse, emri çıkaran mercinin bu emri derhâl iade ettirmesi gerekir. Aksi hâlde amacı kalmamış bir yakalama emri sistemde “yürürlükte” görünmeye devam edebilir.
II. Yakalama Tutanağı (m. 97)
Yakalama işleminin denetlenebilir olması, m. 97'deki tutanak zorunluluğuyla güvence altına alınmıştır. Tutanakta yakalananın hangi suç nedeniyle, hangi koşullarda, hangi yer ve zamanda yakalandığı, yakalamayı kimin yaptığı ve haklarının tam olarak anlatılıp anlatılmadığı açıkça yazılır. Uygulamada bu tutanağın eksik veya şablonik doldurulması, yakalamanın hukuka uygunluğunun sonradan denetlenmesini güçleştiren ve savunma tarafından her zaman sorgulanması gereken bir noktadır.
III. Kelepçe Takılmasının Sınırları (m. 93)
Yakalanan veya tutuklanarak nakledilen kişiye kelepçe takılması ise m. 93'le ayrıca ve dar biçimde sınırlandırılmıştır. Kelepçe, ancak kişinin kaçacağına ya da kendisinin veya başkalarının hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtiler varsa takılabilir. Doktrinde bu iki hâlin sınırlı sayıda olduğu, bunlar dışında kelepçe takılmasının kanuna aykırı olacağı ve bu husustaki denetimin kolluğun amiri sıfatıyla Cumhuriyet savcısına ait olduğu vurgulanmaktadır. Çocuklar bakımından ise 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m. 18 uyarınca kelepçe ve benzeri araçların kullanımı daha da sıkı şekilde sınırlıdır.5
IV. Anayasal ve Uluslararası Çerçeve
Yakalamanın anayasal ve uluslararası çerçevesi de gözden kaçırılmamalıdır. Yakalama, gözaltına alma ve tutuklama 1982 Anayasası m. 19'daki “kişi hürriyeti ve güvenliği” hakkının istisnaları olarak düzenlenmiştir, bu istisnaların genel çerçevesi de AİHS m. 5'e uygun biçimde çizilmiştir. Kanundaki hukuki gerekçelerin soyut tekrarı, somut olayın özellikleriyle karşılaştırılmadan bu tedbirlere başvurmak için yeterli değildir. Her yakalama kararı, o somut olayın gerekliliğini gerekçelendirmelidir, aksi hâlde keyfî ve hukuka aykırı uygulamaların önü açılır.6 AİHS m. 5/3'ün öngördüğü hâkim önüne çıkarılma hakkı da bu çerçevenin bir parçasıdır. Doktrinde bu hakkın Türk hukukuna aktarılma sürecinde, gecikmenin makul olup olmadığının salt kanunda öngörülen azami sürelerle değil, somut olayın koşullarıyla da denetlenmesi gerektiği vurgulanır.7 En keskin eleştiri şudur. Uygulamada bu koruma tedbirlerinin, kanun koyucunun tasarladığı gibi, yalnızca bir araç olarak değil, giderek bizzat bir amaç olarak kullanılma eğilimi gösterdiği görülmektedir. Oysa yakalama, tek başına bir yaptırım değil, ceza muhakemesinin ilerlemesine hizmet eden geçici ve istisnai bir araçtır.
Yargı Kararları
1) “Gecikmesinde sakınca bulunan hâl”in içtihatla somutlaştırılması
m. 90/2'nin kolluğa hâkim kararı olmadan yakalama yetkisi tanıdığı “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” ölçütü, kanunda tanımsız bırakılmıştır. Bu boşluğu dolduran ölçütü Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir arama kararına ilişkin içtihadında ortaya koymuş, ancak bu içerik kavramın kullanıldığı her hükme aynen taşınır:
Gecikmede sakınca bulunduğundan söz edebilmek için de, ilgilinin hakime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi halinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olmalıdır.8
Karar doğrudan bir arama işlemine (konut dokunulmazlığı, Anayasa m. 21) ilişkin olsa da, kanunda tanımlanmayan “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” kavramına Yargıtayın kazandırdığı bu içerik, CMK'nın aynı kavramı kullanan her hükmü için (m. 90/2'deki kolluk yakalama yetkisi dahil) geçerli genel bir ölçüttür. Salt “hâkime ulaşmak zaman aldı” savunması yetmez, tedbirin hâkim kararı beklendiğinde işlevsiz kalacağının gösterilmesi gerekir.
Dipnotlar
- Esra Alan, “Güncel Sorunlar Işığında Yakalama ve Gözaltına Alma,” Terazi Hukuk Dergisi, C. 4, S. 34 (Haziran 2009): 51-67. ↩
- Onur Şahinkaya, Önleyici Yakalama ve Durdurma (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 39. ↩
- Bedri Eryılmaz, “Yeni Yakalama, Gözaltı ve İfade Alma Yönetmeliğine Getirilen Eleştirilere Bir Eleştiri,” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 2 (Mayıs 1999). ↩
- Şahinkaya, Önleyici Yakalama ve Durdurma, 40. ↩
- Alan, “Güncel Sorunlar Işığında Yakalama ve Gözaltına Alma.” ↩
- Ersan Şen, “İnsan Hakları ve Terör Bağlamında Yakalama, Gözaltına Alma, Arama, Elkoyma ve Tutuklama,” Terazi Hukuk Dergisi, S. 30 (Şubat 2009). ↩
- Talip Alan ve Kamuran Reçber, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Uyum Açısından Türkiye'de Hâkim Önüne Çıkarılma Hakkı,” Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 2 (Temmuz 2020). ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.11.2005, E. 2005/144, K. 2005/150. ↩
Kaynakça
- Alan, Esra. “Güncel Sorunlar Işığında Yakalama ve Gözaltına Alma.” Terazi Hukuk Dergisi, C. 4, S. 34 (Haziran 2009): 51-67.
- Alan, Talip, ve Kamuran Reçber. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Uyum Açısından Türkiye'de Hâkim Önüne Çıkarılma Hakkı.” Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 2 (Temmuz 2020).
- Eryılmaz, Bedri. “Yeni Yakalama, Gözaltı ve İfade Alma Yönetmeliğine Getirilen Eleştirilere Bir Eleştiri.” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 2 (Mayıs 1999).
- Şahinkaya, Onur. Önleyici Yakalama ve Durdurma. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
- Şen, Ersan. “İnsan Hakları ve Terör Bağlamında Yakalama, Gözaltına Alma, Arama, Elkoyma ve Tutuklama.” Terazi Hukuk Dergisi, S. 30 (Şubat 2009).
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.