Bir ceza kanununun ilk maddeleri, çoğu zaman uygulamacının hızla geçtiği soyut hükümler olarak görülür. Oysa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Birinci Kitap Birinci Kısım Birinci Bölümü'nde yer alan altı madde, kanunun kalan 339 maddesinin nasıl yorumlanacağını ve hangi sınırlar içinde uygulanacağını belirleyen kurucu nitelikte kurallardır. Bu maddeler, 1926 tarihli 765 sayılı mülga Ceza Kanunu'nun devlet ve toplum düzenini önceleyen anlayışından bilinçli bir kopuşu da yansıtır. 765 sayılı Kanun bir amaç maddesi içermezken 5237 sayılı Kanun daha ilk maddesinde kişi hak ve özgürlüklerini korumayı, kamu düzeninin korunmasından önce sayar. Aynı bölüm, suçta ve cezada kanunilik ilkesini yalnızca bir ilan cümlesiyle değil kıyas yasağını ve geniş yorum sınırlamasını da içerecek biçimde ayrıntılandırır. Genel hükümlerin özel ceza kanunlarındaki suçlara da uygulanacağını hükme bağlayarak Türk ceza hukukunda tek bir genel hükümler rejimi bulunmasını güvence altına alır ve kamu görevlisi gibi yüzlerce suç tipinde belirleyici olan kavramları tanımlar.
I. Ceza Kanununun Amacı (m. 1)
A. Maddenin Kapsamı ve Sıralamanın Anlamı
Kanunun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlenmesini önlemektir (m. 1). Kanun, bu amacı gerçekleştirmek için ceza sorumluluğunun temel esaslarını, suçları, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türlerini düzenler.1 Korunacak değerlerin sıralamasında kişi hak ve özgürlüklerinin kamu düzeninden önce gelmesi rastlantısal değildir. Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere bu tercih, ceza hukukunu öncelikle bireyi koruyan bir güvence sistemi olarak konumlandıran çağdaş anlayışı yansıtır.2
B. Cezanın Amacı Teorileri ve Kanunun Tercihi
Cezanın amacı, ceza hukuku düşüncesinin en eski tartışmalarından biridir. Mutlak (kefaret veya adalet) teoriler cezayı, işlenen haksızlığın kendisinden ötürü hak edilmiş bir karşılık olarak görür. Nispi (yararcı) teoriler ise cezayı geleceğe yönelik bir araç sayar ve toplumu caydırma yoluyla koruma (genel önleme) ile failin yeniden topluma kazandırılması veya etkisizleştirilmesi (özel önleme) amaçlarını öne çıkarır. Günümüzde egemen olan birleştirici teoriler, bu amaçları cezanın belirlenmesinin farklı aşamalarında dengeler.3 TCK m. 1'in "suç işlenmesini önlemek" ile "toplum barışını korumak" ifadelerini yan yana kullanması, kanunun mutlak bir kefaret anlayışını değil, önleme amacını merkeze alan birleştirici bir yaklaşımı benimsediğini gösterir. Bu tercih, cezanın belirlenmesine ilişkin m. 61'den, güvenlik tedbirlerinin düzenlendiği m. 53 ve devamına kadar kanunun bütününde tutarlı biçimde izlenebilir.4
II. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi (m. 2)
A. İlkenin Anayasal ve Uluslararası Temeli
Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz; kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz (m. 2/1). İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz (m. 2/2). Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz; bu hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz (m. 2/3).5 İlkenin anayasal dayanağı 1982 Anayasası'nın 38. maddesi, uluslararası dayanağı ise İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 11, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 7 ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme m. 15'tir. Anayasa Mahkemesi, daha 1993 tarihli bir kararında, ilkeyi "öncelikle anayasa hukukunun temel ilkeleri arasında" saymış, ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olmasını buna bağlamıştır. Yüksek mahkemeye göre suç ve cezanın kanunla belirlenmesi, bu konuda düzenleme yetkisinin "yalnız yasa koyucuya ait olmasını zorunlu kılar" ve Anayasa m. 7'deki yasama yetkisinin devredilmezliği nedeniyle "yürütmenin suç oluşturabilmesi olanaklı değildir".6
B. İlkenin Alt İlkeleri
Doktrin, kanunilik ilkesini birbirini tamamlayan alt ilkelere ayırır: suç ve cezanın yalnızca şekli anlamda kanunla konulabilmesi (yasama tekeli ve idarenin suç yaratamaması), ceza normunun belirli, açık ve öngörülebilir olması (belirlilik ilkesi, lex certa), fail aleyhine geçmişe yürüme yasağı (lex praevia), örf ve âdetle suç ve ceza konulamaması (lex scripta) ve kıyas yasağı ile bunun uzantısı olan kıyasa yol açacak geniş yorum yasağı (lex stricta).7 Bu alt ilkelerden belirlilik ve geçmişe yürümeme yasağı öncelikle kanun koyucuya, örf-âdetle suç konulamaması ile kıyas yasağı ise öncelikle uygulayıcıya yani hâkime hitap eder. Belirlilik ilkesi, kanunun yalnızca hangi fiilin suç sayıldığını değil, hangi merciin hangi usulle yaptırım uygulayabileceğini de açıkça göstermesini gerektirir. Aşağıda ele alınan Anayasa Mahkemesi kararı, bu boyutu idari yaptırımlar bakımından somutlaştırmaktadır.8
C. Kıyas ile Geniş Yorum Arasındaki Sınır
Kıyas yasağı, m. 2/3'ün ilk cümlesinde açıkça yer alır. İkinci cümledeki "kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz" ifadesi ise, yasağı dolanmayı önlemeye yöneliktir. Kıyas, kanundaki bir suç tanımının o tanımın unsurlarını taşımayan ancak amaç bakımından benzer bir olaya uygulanmasıdır. Geniş yorum ise kanun koyucunun iradesini, kullanılan sözcüğün olağan anlamı çerçevesinde ortaya çıkarma faaliyetidir. Sözcüğün olası anlamlarının sınırı aşıldığında yorum artık kıyasa dönüşür ve yasaktır.9 Kıyas, hukukun diğer alanlarında meşru bir boşluk doldurma yöntemiyken, ceza hukukunda fail aleyhine mutlak biçimde yasaktır. Buna karşılık fail lehine kıyas (örneğin bir hukuka uygunluk nedeninin benzer bir duruma uygulanması) doktrinde genel olarak kabul edilir. Bu ayrım, kanunilik ilkesinin bir güvence normu olduğu dolayısıyla yalnızca kişiyi koruduğu ölçüde katı biçimde uygulanması gerektiği düşüncesine dayanır.10
D. Kıyas Yasağının Genel Hükümler Bakımından Kapsamı
Tartışmalı bir sorun, kıyas yasağının yalnızca özel hükümlerdeki suç tanımları bakımından mı; yoksa teşebbüs, iştirak, içtima gibi genel hükümler bakımından da mı geçerli olduğudur. Bir görüş, kanunilik ilkesinin yalnızca kanun koyucunun bizzat kaleme aldığı hususlar bakımından geçerli olduğunu, doktrin ve içtihada bırakılan genel hüküm kurumlarında kıyasın mümkün olduğunu savunur.11 Baskın görüş ise, genel hükümlerdeki kurumların da kişinin cezalandırılabilirliğini doğrudan belirlediğini dolayısıyla bu alanda fail aleyhine yapılacak bir kıyasın da m. 2/3'ün yasağı kapsamında kaldığını kabul eder. Kanunilik ilkesinin amacı kişinin devletin cezalandırma yetkisi karşısında öngörülebilir bir hukuki konuma sahip olması olduğundan bu güvencenin genel ve özel hükümler ayrımıyla bölünmesi ilkenin işleviyle bağdaşmaz. Bu nedenle baskın görüş daha isabetlidir.12
İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağı kuralının (m. 2/2) pratik önemi, kanun koyucunun suçun çerçevesini bizzat çizdiği ancak teknik ayrıntıyı bir alt düzenlemeye bıraktığı çerçeve (blanket) normlarda ortaya çıkar. Böyle bir yapıda suçun temel unsurlarının kanunda, yalnızca teknik ayrıntının düzenleyici işlemde yer alması zorunludur. Aksi hâlde suç ve cezanın fiilen idare tarafından konulması sonucu doğar. Anayasa Mahkemesi, Anayasa m. 38'de düzenlenen ilkenin yalnızca çekirdek ceza hukukuyla sınırlı kalmadığını, disiplin suç ve cezaları gibi idari yaptırım rejimlerine de yansıdığını kabul etmektedir.
III. Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi (m. 3)
Suç işleyen kişi hakkında, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur (m. 3/1). Bu fıkra, ölçülülük ilkesinin ceza hukukundaki en genel ifadesidir. İkinci fıkra, Anayasa m. 10'un ceza kanunundaki yansımasıdır ve kanunun uygulanmasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünce, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konum yönünden ayrım yapılamayacağını ve hiç kimseye ayrıcalık tanınamayacağını öngörür.13 İlkenin en tartışmalı görünümü, kanun koyucunun bazı fail veya mağdur sıfatlarına (örneğin kamu görevlisi olma) bağlı olarak daha ağır ya da farklı usule tabi düzenlemeler getirdiği hâllerdir. Doktrinde ve yargısal denetimde kabul edilen ölçüt, bu tür bir farklılaştırmanın eşitliği kendiliğinden ihlal etmediği ancak meşru bir amaca dayanması ve ölçülü olması gerektiğidir. Aşağıda ele alınan Anayasa Mahkemesi kararı, kamu görevlisine hakarette ağırlaştırılmış ceza örneğinde bu denetimin nasıl işlediğini ve yüksek yargı içinde dahi tartışmalı kaldığını göstermektedir.14
IV. Kanunun Bağlayıcılığı ve Genel Hükümlerin Özel Ceza Kanunlarına Uygulanması (m. 4-5)
Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz (m. 4/1). Bu kural, kanunun herkese karşı bağlayıcı olduğu ilkesinin ceza hukukundaki karşılığıdır. Resmî Gazete'de kamuya duyurulan bir kanunun ayrıca kişilere tebliğ edilmesi aranmaz.
Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır (m. 5). TCK'nın Birinci Kitabındaki kast, taksir, teşebbüs, iştirak, içtima, zamanaşımı gibi kurumların, aksi yönde özel bir düzenleme bulunmadıkça, örneğin Vergi Usul Kanunu'ndaki kaçakçılık suçuna veya Bankacılık Kanunu'ndaki zimmete de aynen uygulanacağı anlamına gelir. Böylece Türk ceza hukukunda tek bir genel hükümler rejimi bulunması ve dağınık ceza normlarının birbirinden kopuk yorumlanmaması güvence altına alınır. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesi, bu kuralın yürürlüğünü 31 Aralık 2008'e kadar ertelemişse de, o tarihten bu yana m. 5 tam olarak uygulanmaktadır.
V. Kanunun Uygulanmasında Temel Tanımlar (m. 6)
Madde 6, ceza kanunlarının uygulanmasında sürekli başvurulan on kavramı tanımlar: vatandaş, çocuk, kamu görevlisi, yargı görevi yapan, gece vakti, silah, basın ve yayın yolu, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçlu. Bunlar arasında en geniş uygulama alanına sahip olan, kamu görevlisi tanımıdır (m. 6/1-c). Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan herkes bu sıfatı taşır.
Bu tanımın 765 sayılı mülga Kanun'daki dar "memur" kavramından temel farkı, kamu hizmetine katılma biçimini kadro, atama veya süreklilik gibi ölçütlerle sınırlandırmamasıdır; sözleşmeli, geçici veya fahri olarak görev yapan kişiler de tanım kapsamındadır.15 Bu genişlik sınırsız değildir. Madde 6 kamu görevlisi sıfatını belirlese de, bu sıfatın hangi suçun faili olmaya yettiği, ilgili suçun kendi özel unsurları çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. Her kamu görevlisi, kamu görevlisine özgü her suçun faili olamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir kimsenin kamu görevlisi, yürütülen faaliyetin de kamusal faaliyet sayılabilmesi için üç unsurun birlikte gerçekleşmesini arar: kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bu hizmetin Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayanması ve faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle yürütülmesi.16
VI. Yargı Kararları
1) İdari yaptırımlarda kanunilik: yaptırım uygulama yetkisinin de kanunla belirlenmesi zorunludur
Bir avukat, adliye girişinde çantasını X-Ray cihazından geçirmediği gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı İdari Yaptırım Bürosunca idari para cezasına çarptırılmış, karara yaptığı itiraz sulh ceza hâkimliğince reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin idari yaptırımlar bakımından da geçerli olan çekirdek şartını şöyle tespit etmiştir:
…somut olayda başsavcılığın emre aykırı davranış kabahati nedeniyle idari yaptırım kararı vermeye yetkili olduğuna dair bir kanuni düzenleme tespit edilememiştir. (…) Sonuç olarak başvurucunun somut olayda emre aykırılık kabahatinin unsurları oluşmaksızın kamu makamlarınca yoruma dayalı olarak idari para cezası ile cezalandırılması nedeniyle müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.17
Mahkeme, özel hayata saygı hakkının yanı sıra Anayasa m. 38'deki suçta ve cezada kanunilik ilkesinin de ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, TCK m. 2/1'in "kanunda yazılı olandan başka ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz" kuralının yalnızca hangi fiilin suç sayılacağını değil, hangi merciin hangi usulle yaptırım uygulayabileceğini de kapsadığını gösterir. Bir kabahatin unsurları kanunda tanımlanmış olsa dahi yaptırım uygulama yetkisinin hangi makama ait olduğu ayrıca ve açıkça kanunla gösterilmemişse kanunilik şartı karşılanmamış sayılır.
2) Kanunun Resmî Gazete'de yayımı, ülkenin her yerinde aynı anda ve eşit biçimde yürürlük doğurur
Sanık, bir aracın camını kırıp içindeki teybi çaldığı 28.06.2014 tarihinde, nitelikli hırsızlığın cezasını ağırlaştıran 6545 sayılı Kanun değişikliğinin de aynı gün yürürlüğe girmiş olması nedeniyle, suçu Resmî Gazete'nin yayım saatinden önce mi sonra mı işlediğinin belirlenemediğini, bu nedenle "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereği lehe olan eski hükmün uygulanması gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkeme bu savunmayı kabul edip direnmiş, uyuşmazlık Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gelmiştir. Kurul, kanunun yürürlüğe giriş anını şöyle belirlemiştir:
…Kanun’un Resmî Gazete’de yayım ve ilanının bizzat kamuya duyurulması niteliğinde olup ayrıca ilgililerine tebliğ ve tevziine dair aksi yönde bir düzenlemeye de yer verilmemesi ile ‘kamu düzeni ve kanun önünde eşitlik’ ilkeleri de gözetildiğinde, 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 142/2-h maddesinin Resmî Gazete’de yayım ve ilan edildiği tarihin başlangıcından itibaren ülkenin her tarafında ve aynı zamanda yürürlüğe girdiğinin… kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.18
Kurul, sanığın "kanunu bilmiyordum" savunmasını da açıkça reddetmiş, kanunun Resmî Gazete'de yayımının bizzat kamuya duyurulma işlevi gördüğünü ve kanunu bilmemenin mazeret sayılamayacağını (m. 4/1) vurgulayarak sanığın ağırlaştırılmış hükümden cezalandırılması gerektiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Kararın önemi, m. 2 (kanunilik ve belirlilik), m. 3 (herkes için aynı anda yürürlük) ve m. 4 (kanunu bilmemek mazeret değildir) ilkelerini tek bir somut olayda birleştirmesi ve kanunun yürürlük anına ilişkin belirsizliği sanık lehine bir muafiyete değil, kanunun herkes için eşit biçimde bağlayıcı olduğu ilkesinin teyidine dönüştürmesidir.
3) Kamu görevlisine hakarette ağırlaştırılmış ceza ile kanun önünde eşitlik ilkesi arasındaki gerilim
TCK m. 125/3-a, hakaretin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesini nitelikli hâl sayıp cezanın alt sınırını yükseltmekte; m. 131/1 ise bu hâlde suçun kovuşturulmasını mağdurun şikâyetinden bağımsız kılmaktadır. Bir asliye ceza mahkemesi, bu düzenlemelerin sıradan bir vatandaşa yönelik hakarete kıyasla kamu görevlisini daha ağır biçimde koruyarak Anayasa m. 10'daki eşitlik ilkesini ihlal ettiği kanısıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Mahkeme, düzenlemenin meşru amacını şöyle tespit etmiştir:
kamu görevlilerine görevlerinden dolayı işlenecek hakaret fiillerinin daha ağır bir yaptırımla karşılanmasına yönelik düzenlemenin amacının, “kamu hizmetinin etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesinin sağlanması” olduğu…19
Mahkeme çoğunluğu, bu farklılaştırmanın ölçülü olduğu ve eşitlik ilkesini ihlal etmediği sonucuna vararak iptal talebini reddetmiştir; ancak karar oyçokluğuyla alınmış, beş üye karşı oy yazarak bu ayrıcalığın sıradan bireyin onurunu koruyan temel hükme (m. 125/1) kıyasla ölçüsüz olduğunu ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğurduğunu savunmuştur. Kararın dürüstçe aktarılması gereken bu yönü, TCK m. 3/2'nin "ayrım yapılamaz, ayrıcalık tanınamaz" kuralının mutlak bir yasak değil, meşru amaç ve ölçülülük denetimine tabi bir güvence olduğunu ve bu denetimin sonucunun yüksek yargı içinde dahi tartışmalı olabildiğini gösterir.
4) Avukatın kamu görevlisi sıfatı, yürüttüğü yargısal faaliyetin sona ermesiyle biter
Bir avukat, müvekkili adına açtığı davada icra yoluyla tahsil ettiği parayı müvekkiline teslim etmeyip kendi uhdesinde tutmuş, yerel mahkeme eylemi zimmet suçu (m. 247/1) sayarak mahkûmiyet kurmuştur. Uyuşmazlık, avukatın bu aşamada m. 6/1-c anlamında kamu görevlisi sayılıp sayılamayacağı, dolayısıyla eylemin zimmet mi yoksa hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (m. 155/2) mı olduğu noktasında toplanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, önce yerleşik kamusal faaliyet testini hatırlatmıştır:
…bir kimsenin Ceza Kanunu uygulamasında ‘kamu görevlisi’, yapılan faaliyetin de ‘kamusal faaliyet’ sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.20
Kurul, avukatların yargısal faaliyet yürüttükleri sürece bu testi karşıladığını ve m. 6/1-d uyarınca yargı görevi yapan kişiler arasında sayıldıklarını kabul etmiş, ancak bu niteliğin süresiz olmadığını vurgulamıştır. Avukatın yargısal faaliyeti, dava sonuçlanıp hüküm kesinleştiği anda sona erer. Somut olayda para tahsili hükmün kesinleşmesinden sonra gerçekleştiğinden, ilişki artık kamusal bir faaliyet değil, vekâlet sözleşmesine (6098 sayılı Kanun m. 502) dayalı özel hukuk ilişkisi sayılmış ve eylem zimmet değil, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olarak nitelendirilmiştir. Karar, m. 6'daki kamu görevlisi tanımının statik bir sıfat değil, faaliyetin niteliğine göre başlayıp biten dinamik bir konum olduğunu gösterir.
VII. Sonuç
TCK m. 1-6, kanunun bütününü çerçeveleyen kurallardır ve pratikteki işlevleri, soyut görünümlerinin çok ötesindedir. Bu maddelerin ortak özelliği, anayasal nitelikte olmalarıdır. Cezalandırmanın amacını bireyin korunmasında toplayan m. 1, yasama tekelini ve öngörülebilirliği güvence altına alan m. 2, ölçülülük ve eşitliği ceza kanununa taşıyan m. 3, kanunun eşit ve derhal bağlayıcılığını kuran m. 4, tek bir genel hükümler rejimi sağlayan m. 5 ve yüzlerce suç tipinde belirleyici olan kavramları netleştiren m. 6, birlikte Türk ceza hukukunun anayasal omurgasını oluşturur.
Dipnotlar
- Türk Ceza Kanunu m. 1. ↩
- Türk Ceza Kanunu m. 1 madde gerekçesi. Reform tercihinin genel değerlendirmesi için Yiğit Yeniyetişme, Suç Politikasının Ana İlkeleri Açısından Türkiye'de Ceza Hukuku Değişimleri (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2022). ↩
- Cezanın amacı teorileri için Fatma Karakaş Doğan, Cezanın Amacı ve Hapis Cezası (İstanbul: Legal Yayıncılık, 2010), Birinci Bölüm. ↩
- Türk Ceza Kanunu m. 1 madde gerekçesi; ayrıca krş. m. 61 ve m. 53 vd. ↩
- Türk Ceza Kanunu m. 2. ↩
- Anayasa Mahkemesi, E. 1992/44, K. 1993/7, T. 4.2.1993. Karardan aktaran Faruk Turinay, Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin Anayasal Temelleri (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2013), s. 115-116. ↩
- Faruk Turinay, Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin Anayasal Temelleri, s. 114 vd.; alt ilkelerin sınıflandırması için ayrıca İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 117; Mahmut Koca ve İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 479-480. ↩
- Abdullah Batuhan Baytaz, Kanunilik İlkesi Bağlamında Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Yorum (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2018), İkinci Bölüm. ↩
- Kıyas ile geniş yorum ayrımı için Fuat Altuntaş, Hukukta Akıl Yürütme Yöntemi Olarak Kıyas (Analoji) (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2021); Baytaz, Kanunilik İlkesi Bağlamında… Yorum, İkinci Bölüm. ↩
- Fail lehine kıyasın kabul edildiği yönünde bkz. Özgenç, Genel Hükümler, s. 117; aksi yöndeki çekinceler için Baytaz, Kanunilik İlkesi Bağlamında… Yorum, İkinci Bölüm. ↩
- Bu görüş için bkz. Baytaz, Kanunilik İlkesi Bağlamında… Yorum (Önder ve bazı yazarlara atıfla), 3. bölüm; ayrıca Özgenç, Genel Hükümler, s. 117. ↩
- Baskın görüş için Baytaz, Kanunilik İlkesi Bağlamında… Yorum, “Kıyas Yasağının Genel Hükümler Bakımından Geçerliliğine İlişkin Tartışma” başlığı; Koca ve Üzülmez, Genel Hükümler, s. 479 vd. ↩
- Türk Ceza Kanunu m. 3; Anayasa m. 10. ↩
- Ulaş Karan, Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2017), Üçüncü Bölüm. ↩
- Sema Özcan, 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun Çerçevesinde Soruşturma Usulü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2025), 765 s. TCK Bakımından Memur ve Kamu Görevlisi bölümü. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/43, K. 2021/287, T. 17.6.2021 (Kurulun 12.4.2011 tarihli ve E./K. 2010/258-2011/46 sayılı kararına atıfla). ↩
- Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, İdris Taniş (2) Başvurusu, B. No. 2018/21866, T. 14.12.2022. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/589, K. 2024/321, T. 23.10.2024. ↩
- Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, E. 2024/173, K. 2025/277, T. 25.12.2025. ↩
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/43, K. 2021/287, T. 17.6.2021. ↩
Kaynakça
- Altuntaş, Fuat. Hukukta Akıl Yürütme Yöntemi Olarak Kıyas (Analoji). İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Ekim 2021.
- Baytaz, Abdullah Batuhan. Kanunilik İlkesi Bağlamında Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Yorum. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2018.
- Karakaş Doğan, Fatma. Cezanın Amacı ve Hapis Cezası. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2010.
- Karan, Ulaş. Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Temmuz 2017.
- Koca, Mahmut, ve İlhan Üzülmez. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
- Özcan, Sema. 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun Çerçevesinde Soruşturma Usulü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Haziran 2025.
- Özgenç, İzzet. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
- Turinay, Faruk. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin Anayasal Temelleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Eylül 2013.
- Yeniyetişme, Yiğit. Suç Politikasının Ana İlkeleri Açısından Türkiye'de Ceza Hukuku Değişimleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, Aralık 2022.
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.