TCK m. 20 ceza sorumluluğunun şahsî olduğunu ve kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağını belirtir. Birinci fıkra Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasındaki kuralı kanun düzeyinde tekrarlar ve kişiyi yalnızca kendi fiilinden sorumlu kılar. İkinci fıkra ise ilkenin bir sonucu olarak tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanmasını yasaklar, ancak suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbirlerini saklı tutar. İlke ilk bakışta kendiliğinden anlaşılır görünse de uygulamadaki tartışmalar belirli noktalarda yoğunlaşır. Bir kimsenin yakınının, çalışanının, temsil ettiği kişinin veya yönettiği şirketin fiili nedeniyle ne ölçüde sorumlu tutulabileceği, idari para cezalarının ilkeye bağlı olup olmadığı ve tüzel kişiler hakkında verilen tedbirlerin niteliği bunların başında gelir.

I. Genel Olarak

A. Madde Metni

Madde 20- (1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. (2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.1

Kanun hükmünün anayasal dayanağı Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasıdır ve fıkra yalnızca “Ceza sorumluluğu şahsidir.” cümlesinden oluşur.2

B. Gerekçe

Taslağın gerekçesi maddeyi ceza sorumluluğu bakımından temel belirleyici ilke olarak sunar. Gerekçeye göre kişiye davranışından dolayı ceza verilebilmesi için icra veya ihmal biçiminde bir eylemin zorunlu olması ve kişinin yalnızca kendi fiilinden sorumlu bulunması gerekir. Gerekçe ilkenin anayasalarda ve milletlerarası hukuk metinlerinde yer aldığını, Yeni Fransız Ceza Kanunu’nun da sorumluluk bölümüne aynı kuralla başladığını belirtir. Taslağın tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin hükümleri saklı tutan fıkrasını gerekçe, tüzel kişiler adına eylemleri organlar veya diğer yetkililer yani gerçek kişiler gerçekleştirdiğinden duraksamaları önlemek bakımından yerinde saymıştır.3

Taslaktaki “suçun faili” başlıklı madde Komisyon tarafından değiştirilmiştir. Komisyon gerekçesi, özel hukuk tüzel kişilerinin suç faili sayılması sorunu ile işlenen suç nedeniyle bunlar hakkında yaptırım uygulanması sorununu birbirinden ayırmak gerektiğini belirtir. Gerekçeye göre suç ve ceza politikası gereği yalnızca gerçek kişiler suç faili olabilir ve yalnızca gerçek kişiler hakkında ceza yaptırımına hükmedilebilir, bu da Anayasa’nın güvence altına aldığı şahsilik kuralının gereğidir. Tüzel kişiler bakımından ise güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar uygulanabilir. Komisyon, para cezasının uygulanmasındaki kolaylığın tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanabileceği düşüncesine haklılık kazandırmayacağını, tüzel kişiler için ancak idari yaptırım niteliğinde para cezası öngörülebileceğini ve idari yaptırımlarla ceza yaptırımları arasında neden, amaç ve sonuç bakımından fark bulunduğunu da vurgular. Düzenlemeyle tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımına hükmedilebileceği yönündeki hukukî temelden yoksun anlayışın önüne geçilmesi amaçlanmıştır.4

II. İlkenin Anayasal ve Kuramsal Temeli

A. Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı

Anayasa Mahkemesi, 38. maddenin yedinci fıkrasını herkesin kendi fiilinden sorumlu tutulacağı ve başkalarının suç oluşturan fiillerinden dolayı cezalandırılamayacağı biçiminde yorumlar. Mahkemeye göre cezaların şahsiliğinden amaç bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır ve bu ilkeye göre asli ve feri failden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları olanaklı değildir.5

Mahkeme şahsiliği kusur ilkesiyle de ilişkilendirir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği, kusursuz suç ve cezanın olmayacağı ilkesinin de gereklerindendir ve bu ilkeye göre bir insanın davranışı nedeniyle ortaya çıkan sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için davranışının en azından kusurlu olması gerekir.6

Anayasa’nın 38. maddesi idari ve adli cezalar arasında ayrım yapmadığından idari para cezaları da aynı ilkelere tâbidir.7

B. Ceza Sorumluluğunun Tarihsel Gelişimi

Ceza sorumluluğunun tarihi dört aşamada incelenir. İlk aşama başkasının fiilinden sorumluluktur ve bu sistemde kişi, gerçekleşmesine hiçbir nedensel katkıda bulunmadığı bir fiilden, yalnızca failin ailesine veya kabilesine mensup olması nedeniyle sorumlu tutulabilir. Savaş Zamanında Sivil Kişilerin Korunmasına Dair 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi de kolektif cezayı yasaklayarak bu anlayışın terk edilmesi gerektiğini uluslararası düzeyde ifade etmiştir. Başkasının fiilinden sorumluluğun, insanlığın sorunlu dönemlerinde yeniden ortaya çıkabildiği de belirtilmektedir.8

İkinci aşama objektif sorumluluktur. Bu sorumluluk türünde kişi, kendi iradî ve hukuka aykırı hareketinden doğan neticeden, netice ile arasında herhangi bir psişik bağ aranmaksızın salt nedensellik bağı nedeniyle sorumlu tutulur. Failin psikolojik durumu araştırılmadığından fail, kusuru bulunmasa dahi hareketinin neticelerinden sorumlu olur.9

Üçüncü aşama kusurlu sorumluluktur. Bu aşamada kişi, kasıtlı veya en azından taksirli olarak ortaya koyduğu fiilden sorumlu tutulur. Kusurluluğun konusu failin kişiliği değil, işlenen belirli fiildir ve bu anlayış “kusursuz suç olmaz” kuralıyla özetlenir.10

C. Kusur İlkesiyle İlişkisi

Şahsilik ilkesinin kusur ilkesiyle ilişkisi doktrinde farklı biçimlerde açıklanmaktadır. Bir yaklaşıma göre şahsilik, kusur ilkesinin doğal sonucudur. Diğer yaklaşım ise ilkenin kusur ilkesinden bağımsız bir ilke olarak ceza hukukunda yerini aldığını kabul eder. Her iki yaklaşım da kolektif sorumluluk anlayışının terk edildiği noktasında birleşir.11

Kusur ilkesine göre fail ancak kusurlu fiilinden sorumlu tutulabilir, kusurunun üzerinde cezalandırılamaz ve fiili işlediği sırada taksir derecesinde dahi kusuru bulunmayan kimse cezalandırılamaz. Şahsilik, bu ilkenin sorumluluğun kimin üzerine yükleneceği sorusuna verdiği cevaptır.12

Şahsilik ilkesi aynı zamanda kişinin hareketi ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağının ispatını zorunlu kılar. Neticenin kişiye objektif olarak isnat edilebilir olması gerektiğinden, taksirli veya kasten gerçekleşen bir hareketin varlığı ya da hareketle netice arasında nedensellik bağının tespiti, kişinin sorumlu tutulması için tek başına yeterli değildir.13

D. Fiil Ceza Hukuku ile İlişkisi

Şahsilik ilkesi yalnızca bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulamayacağını değil, sorumluluğun bir fiile dayanması gerektiğini de ifade eder. Taslağın gerekçesinde de vurgulandığı üzere soyut düşünce, bir eylemle ortaya çıkmadıkça cezalandırılamaz. Modern ceza hukuku fiil ceza hukukudur ve ceza hukukunda sorumluluk için kişinin suç olarak düzenlenmiş haksız ve tipik bir fiili gerçekleştirmiş olması ve kusurlu bulunması gerekir.14

Kınama yargısının konusu da kişinin yaşam biçimi veya kişisel özellikleri değil, işlediği belirli fiildir.15

Kişinin genel itibariyle kötü ünlü olması veya yaşayışının olumsuz davranışlar içermesi de işlediği fiil nedeniyle cezalandırılması için yeterli değildir.16

III. İlkenin Sonuçları

A. Kolektif ve Objektif Sorumluluğun Yasaklanması

Şahsilik ilkesi, bir kimsenin başkasının kusurlu fiilinden sorumlu tutulması biçimindeki objektif sorumluluğu yasaklar. Yürürlükteki kanun hükümlerinin objektif veya kollektif sorumluluğa yol açacak şekilde yorumlanması ve uygulanması da ilkeyi ihlal eder. Özel hukuk alanında geçerli olan hakkaniyet, fedakârlığın denkleştirilmesi veya kusursuz sorumluluk gibi ilkelerin ve işveren ya da istihdam edenin sorumluluğu gibi kavramların ceza sorumluluğunun belirlenmesinde uygulanması mümkün değildir. Kanaatimizce bu sonuç uygulamada en çok, bir fiilin sahibi veya yöneticisi konumundaki kişiye, yalnızca bu sıfatı taşıdığı için sorumluluk yüklenmesi eğilimine karşı bir ölçüt olarak önem taşır.17

Objektif sorumluluğun izleri, kastın aşılması suretiyle işlenen suçlar ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar gibi bazı kanunlarda uzun süre varlığını sürdürmüştür.18

TCK m. 23’ün gerekçesi bu noktada açıktır. Gerekçeye göre 765 sayılı Kanun’da ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde kişi, gerçekleştirmeyi kastetmediği neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktaydı. Bu sorumluluk anlayışı ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısıdır, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı terk etmiştir ve kusursuz ceza olmaz ilkesiyle çelişir. Madde 23 meydana gelen ağır netice bakımından en azından taksirle hareket edilmiş olmasını aradığından şahsilik ve kusur ilkelerinin kanundaki bir başka yansımasını oluşturur.19

B. İştirak ve Taksirde Bireysel Sorumluluk

Şahsilik ilkesinin kanundaki somut yansımaları iştirak hükümleri (m. 37-41) ile taksirli suçlara ilişkin m. 22/5’tir. Kasıtlı suçlarda iştirak hükümleri, suçun işlenişine katılan kişilerin sorumluluk statülerini belirler. Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda ise herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur ve her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.20

m. 22 gerekçesi bu noktayı örneklerle açıklar. Taksirli suçun kanuni tanımındaki netice birden fazla kişinin karşılıklı taksirli fiilleri sonucunda gerçekleşebilir. Bir trafik kazasında hem sürücü hem yaya, ya da iki sürücü taksirle hareket etmiş olabilir ve neticenin oluşumunda her kişinin kusuru bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir. Birden fazla kişinin katıldığı bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması hâlinde ise taksirli suçun işlenişi bakımından iştirak kuralları uygulanamaz, her kişinin sorumluluğu kendi kusuruna göre belirlenir ve bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı dikkate alınamaz.21

C. Ekip Çalışması ve Şirket Faaliyeti

Ekip hâlinde yürütülen faaliyetlerde birden fazla kişinin görev aldığı durumlarda, meydana gelen taksirli suçlarda sorumluların ilkeye uygun olarak kesin biçimde belirlenmesi gerekir. Bu belirleme herkesin görevinin ayrı ayrı tespitini gerektirir ve ancak bundan sonra sorumluluk değerlendirmesi yapılabilir. Kendi görevini üzerine düşen dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun biçimde yerine getiren kişinin cezai sorumluluğu bulunmaz. Şirket faaliyeti sırasında işlenen taksirli suçlarda ve iş kazalarında sıklıkla bileşik taksir gündeme geldiğinden, iş ilişkisi içindeki kişilerin dikkat ve özen yükümlülükleri ayrı ayrı belirlenmeli, bunun için de öncelikle bu kişilerin kim olduğu saptanmalıdır. Kanaatimizce bir şirketin yönetim organında yer almak ya da işveren sıfatını taşımak, tek başına bir suçun failliği anlamına gelmez, sorumluluk her somut olayda kişinin kendi görev ve kusuru üzerinden gösterilmelidir.22

D. Ölüm ve Ceza İlişkisinin Sona Ermesi

Şahsilik ilkesinin ceza ilişkisinin sona ermesi bakımından da sonucu vardır. Ceza Genel Kurulu, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisinin, fiili gerçekleştiren sanığın veya hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle düştüğünü belirtmiştir. Ölüm suçu tamamen ortadan kaldırmaz, ancak suçtan sorumlu tutulacak kişi bulunmadığından devletin cezalandırma yetkisi sona erer. Kararda ayrıca ölümün ceza ilişkisini yalnızca ölen bakımından sona erdirdiği, iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edileceği ve ölümden önce tahsil edilmemiş para cezalarının mirasçılardan istenmeyeceği vurgulanmıştır.23

E. Delil Değerlendirmesi

İlke, hükme esas alınacak delillerin değerlendirilmesinde de belirleyicidir. Ceza Genel Kurulu, silahlı örgüt üyeliği suçundan yargılanan bir sanığın cezasının belirlenmesinde, eşinin fiilleri ile illiyet bağı tespit edilemeyen sanık bakımından eşe ilişkin tanık beyanlarına dayanılmasını Anayasa m. 38/7 ve TCK m. 20/1’e aykırı bulmuştur. Genel Kurula göre suçun sübutunda yan delil olarak dahi değerlendirilmemesi ve tamamen dışlanması gereken beyanlar temel cezanın belirlenmesinde kullanılamaz.24

IV. İdari Yaptırımlar ve Şahsilik

Anayasa Mahkemesine göre şahsilik ilkesi idari para cezalarını da bağladığından, kanun koyucunun idari yaptırımlar bakımından da başkasına ait bir fiili kişiye yüklemesi mümkün değildir. Kabahatler Kanunu m. 8 bu çerçevede organ veya temsilcinin, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin ve gerçek kişiye ait işte çalışan kişinin görevleri kapsamında işledikleri kabahatler nedeniyle tüzel kişi veya iş sahibi hakkında da idari yaptırım uygulanabileceğini öngörür.25

Anayasa Mahkemesi 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda çocuğun nüfus cüzdanını kaybetmesi hâlinde veli veya vasiye idari para cezası verilmesini şahsilik ilkesine aykırı bulmamıştır. Mahkemeye göre bu hâlde veli veya vasinin sorumluluğunun hukukî nedeni kendi kusurlarına dayanır. Bu kusur, çocuğa karşı dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemekten ya da yasak eylemin işlenmesine engel olamamaktan doğar ve sorumlu tutulan kişinin davranışı ile netice arasında illiyet bağı kurulur.26

Karayolları Trafik Kanunu’nda aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine idari para cezası verilmesini düzenleyen kural da aynı gerekçeyle ilkeye aykırı bulunmamıştır. Mahkeme, araç sahibinin sorumluluğunun iradesi dâhilinde gerçekleşen “sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin verme” eylemine dayandığını ve araç sahibinin kusurunun bulunmadığını ispat ederek cezanın iptalini isteme imkânı bulunduğunu vurgulamıştır.27

Her iki kararın ortak ölçütü, başkasının fiilinin değil kişinin kendi kusurlu davranışının cezalandırılmasıdır. Kanaatimizce bu ölçüt, idari yaptırımların uygulanmasında da kusurun bulunup bulunmadığının somut olayda araştırılmasını gerektirir.

V. Tüzel Kişiler ve Güvenlik Tedbirleri (m. 20/2)

A. Tüzel Kişiler Hakkında Ceza Yaptırımı Uygulanamaması

m. 20/2 tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanmasını yasaklar. Doktrinde bu kural, ceza hukuku anlamında kusurlu hareket edebilme yeteneğinin (isnat kabiliyeti) ancak gerçek kişiye özgü olmasıyla açıklanır. Tüzel kişiler kusur yeteneğine sahip olmadığından kınanamaz ve cezalandırılamaz, dolayısıyla kusur ve şahsilik ilkelerinin zorunlu sonucu olarak tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz.28

Aynı yönde, ayrı bir ekonomik yapısı ve iradesi bulunmayan tüzel kişinin ve tüzel kişi ortaklarının, tüzel kişi faaliyeti çerçevesinde gerçek kişi tarafından işlenen suç nedeniyle cezalandırılmasının şahsilik ilkesiyle çelişeceği belirtilir. Buna karşılık yaptırımın diğer şeridi olan güvenlik tedbirlerinin uygulanması mümkündür.29

Anayasa Mahkemesinin 1964 tarihli bir kararında, Anayasa’daki “kimse” ifadesinin gerçek ve tüzel kişileri kapsadığı ve tüzel kişinin iradesi organları aracılığıyla açıklandığından tüzel kişinin sorumlu tutulmasının başkasının cezalandırılması anlamına gelmediği kabul edilmiştir. Bu yaklaşım doktrinde ciddi eleştirilere uğramıştır.30

B. TCK m. 60 Kapsamındaki Güvenlik Tedbirleri

TCK m. 60 tüzel kişilere özgü iki güvenlik tedbiri öngörür. Birincisi faaliyet izninin iptalidir. Tedbir, bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet hâlinde uygulanır. İkincisi müsadere hükümlerinin yararına suç işlenen özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanmasıdır. Hâkim, bu tedbirlerin işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı durumlarda bunlara hükmetmeyebilir ve m. 60 hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hâllerde de uygulanır.31

Yargıtay 19. Ceza Dairesi faaliyet izninin iptali tedbirinin koşullarını madde gerekçesine dayanarak açıklamış ve burada söz konusu olan suçun tüzel kişi yararına işlenmiş herhangi bir suç olmadığını, işlenen suçla verilen iznin kullanılması arasında nedensellik bağı bulunması gerektiğini ve tüzel kişinin organ veya temsilcilerinin suçun işlenmesine iştirak etmesi gerektiğini belirtmiştir.32

Usul bakımından CMK m. 170/6, suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde tüzel kişi hakkında uygulanabilecek güvenlik tedbirinin iddianamenin sonuç kısmında açıkça belirtilmesini öngörür. Yargıtay iddianamede talep edilmediği hâlde tüzel kişi hakkında m. 60 uyarınca tedbire hükmedilmesini CMK m. 225/1’e aykırı bulmuştur.33

C. Özel Kanunlardaki Düzenlemeler

Türk hukukunda çeşitli özel kanunlarda tüzel kişilere vergi cezası, idari para cezası, yıkım, müsadere veya kapatma gibi yaptırımlar öngörülmüştür. Bu yaptırımlar 5237 sayılı Kanun ve Kabahatler Kanunu’nun kabulünden sonra güvenlik tedbirleri veya idari yaptırımlar çerçevesinde düzenlenmektedir. Doktrinde bu uygulamada yargılama sırasında ceza hukukunun özellikleriyle bağdaşmayan usullerin işletilebildiği, iddianamede tüzel kişinin adının yer almaması veya isnadın belirsiz kalması hâlinde savunma hakkının kısıtlandığı ve güvenlik tedbirinin otomatik bir sonuç olmayıp orantılılık ilkesine göre uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır.34

Kanaatimizce Kabahatler Kanunu m. 8’in tüzel kişiye idari yaptırım uygulanmasına imkân veren hükmü, ceza hukukunun ilkelerine aykırı sonuç doğurmaması için, gerçek kişinin fiilinin görevi kapsamında işlendiğinin ve tüzel kişiye yüklenebilir olduğunun somut olayda gösterilmesi şartıyla uygulanmalıdır.35

D. Tüzel Kişi Yerine Gerçek Kişinin Belirlenmesi

Şahsilik ilkesinin uygulamadaki en önemli sonucu, suçun faili olarak tüzel kişi yerine yetkili gerçek kişilerin belirlenmesidir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi karşılıksız çek suçundan yargılanan bir limited şirket hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünü, TCK m. 5, 20/2 ve 60. maddeleri uyarınca tüzel kişiler hakkında yaptırım uygulanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozmuştur.36

Yargıtay 12. Ceza Dairesi de bir banliyö treni işletmesinin taksirle ölüm olayında kusurlu bulunduğuna ilişkin bilirkişi raporu bulunmasına rağmen, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı yerinde görmemiş ve kusurun işletmenin ilgili yetkililerine izafe edildiğini, bu yetkililerin araştırılıp tespit edildikten sonra soruşturma yapılması gerektiğini belirtmiştir. Karara konu başsavcılık gerekçesinde olayın özel hukuk kapsamında kaldığı ve tüzel kişiye güvenlik tedbiri uygulanamayacağı ileri sürülmüştü. Daire bu gerekçeyle soruşturmanın tamamlanmamasını kabul etmemiştir. Böylece tüzel kişinin cezalandırılamaması, suçun cezasız kalması sonucunu doğurmamalı, cezai sorumluluk yetkili gerçek kişiler üzerinden aranmalıdır.37

VI. Uygulamada Dikkat Edilecek Hususlar

Kanaatimizce şahsilik ilkesi bakımından bir dosya incelenirken şu noktalar gözetilmelidir. Önce hükmün hangi kişinin hangi kusurlu fiiline dayandığı açıkça gösterilmelidir. Aile bağı, çalışma ilişkisi, şirket ortaklığı veya mülkiyet gibi bir sıfat, tek başına sorumluluk için yeterli sayılmamalıdır. İkinci olarak ekip hâlinde yürütülen faaliyetlerde, özellikle iş kazası ve sağlık hizmetleri gibi alanlarda, herkesin görev ve kusuru ayrı ayrı belirlenmelidir. Üçüncü olarak tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesi isteniyorsa iddianamede bunun açıkça belirtilmesi, tüzel kişinin temsili konusunda ilgili kişilere ayrıca tebligat yapılarak yargılamada taraf olmasının sağlanması ve m. 60’daki koşulların somut olarak gösterilmesi gerekir.38

Dördüncü olarak idari para cezalarında da kişinin kendi kusurlu davranışının bulunup bulunmadığı ve kusurunun bulunmadığını ispat imkânının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir. Son olarak sanığın yakınlarına ilişkin delillerin, sanığın kendi fiiliyle bağlantısı kurulamıyorsa, hükme esas alınmaması gerekir.

Yargı Kararları

1) Çocuğun kaybettiği nüfus cüzdanı nedeniyle velinin idari para cezasıyla sorumlu tutulması, velinin kendi kusuruna dayandığı için şahsilik ilkesine aykırı değildir

Çocukların nüfus cüzdanını kaybetmesi hâlinde velilerine idari para cezası verilmesini öngören kuralı inceleyen Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 38. maddesindeki şahsilik ilkesinin idari para cezalarını da kapsadığını belirtmiş ve veli veya vasinin sorumluluğunun dayanağını araştırarak itirazı oybirliğiyle reddetmiştir:

Kuralda belirtilen nüfus ve aile cüzdanının çocuk tarafından kaybedilmesi eyleminde ise veli veya vasinin sorumluluğunun hukuki nedeni kendi kusurlarına dayanmaktadır. Bu kusur, çocuğa karşı dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeme ya da yasak olan eylemin işlenmesine engel olamamaktan doğmakta ve böylece sorumlu tutulan veli veya vasinin davranışı ile meydana gelen sonuç arasında illiyet bağı da kurulmuş olmaktadır.39

Karar iki noktada öğreticidir. Anayasa’nın 38. maddesi idari ve adli cezalar arasında ayrım yapmadığı için idari para cezaları da şahsilik ilkesine tâbidir. Başkasının fiiline bağlanmış görünen bir sorumluluk ise sorumlu tutulan kişinin kendi dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışına dayanıyor ve bu davranışla sonuç arasında illiyet bağı kuruluyorsa şahsilik ilkesiyle bağdaşır. Velinin yalnızca çocuğun fiili nedeniyle, kusuru aranmaksızın cezalandırılması ise ilkeyle bağdaşmazdı.

2) Sürücü belgesiz kişinin aracı kullanmasına izin veren araç sahibinin idari para cezasıyla sorumlu tutulması, kusur sorumluluğuna dayandığı için şahsilik ilkesine aykırı değildir

Karayolları Trafik Kanunu’nda aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden idari para cezası verilmesini öngören kuralı şahsilik ilkesi yönünden inceleyen Anayasa Mahkemesi, kuralın dayandığı sorumluluk türünü belirlemiş ve itirazı oybirliğiyle reddetmiştir:

İtiraz konusu kuralda, araç sahibinin hukuka aykırı eyleminin aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin vermek olduğu ve bu eylemin suç sayıldığı açıkça belirtilmiş olup cezaların şahsiliği ilkesine aykırı bir durum söz konusu değildir. Zira, araç sahibi açısından idari para cezası yaptırımına bağlanan eylem, kusur sorumluluğu esası benimsenerek düzenlenmiştir. Kuralda, araç sahibinin sorumluluğunun hukuki nedeni, araç sahibinin iradesi dâhilinde gerçekleşen ‘sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin verme’ eylemine dayanmakta, araç sahibinin kusurlu davranışı ile meydana gelen sonuç arasında illiyet bağı kurulmaktadır.40

Mahkeme, tescil plakası üzerinden uygulanan cezayı sürücünün fiilinin araç sahibine yüklenmesi olarak değil, araç sahibinin kendi iradesiyle verdiği izne bağlanan bir sorumluluk olarak değerlendirmiştir. Karara göre ceza uygulanan kişi dava açarak kusurunun bulunmadığını göstermek suretiyle cezanın iptalini sağlayabilir. Karar, plaka üzerinden işleyen bir sorumluluk düzeninin de kusur ve illiyet bağı aranması, kişiye kusuru olmadığını gösterme yolunun açık tutulması hâlinde şahsilik ilkesiyle bağdaştırılabileceğini ortaya koyar.

3) Karşılıksız çek keşide etmek suçunda tüzel kişi hakkında yaptırım uygulanamaz

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan hem gerçek kişi hem de limited şirket hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesi, şirket yönünden hükmü ortadan kaldırmış ve gerekçesini TCK m. 5, 20/2 ve 60 ile 5252 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayandırmıştır:

(…) 5237 sayılı TCK’nın 5, 20/2 ve 60. maddeleri ile 5252 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, tüzel kişiler hakkında yaptırım uygulanmasına olanak bulunmaması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafıinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün (BOZULMASINA) (…)41

Daire gerçek kişi sanık yönünden hükmü, ağır para cezasının Türk Lirası olarak belirlenmesi ve adli para cezasına çevrilmesi suretiyle düzeltmiş, limited şirket yönünden ise mahkûmiyeti bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Karar, TCK m. 20/2’nin sonucunu açık biçimde gösterir. Özel kanunlardaki suçlar bakımından da (m. 5) ceza kanunu anlamındaki yaptırımlar yalnızca gerçek kişilere uygulanır, tüzel kişiler bakımından yalnızca kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri söz konusu olabilir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

4) Tüzel kişi hakkında faaliyet izninin iptali, iddianamede talep edilmesine ve suçun izin verilen faaliyet alanıyla doğrudan bağlantılı olmasına bağlıdır

Bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçundan yapılan yargılamada şirket hakkında TCK m. 60 uyarınca faaliyet izninin iptaline hükmedilmesini inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesi, iddianamede böyle bir talep bulunmadığını ve tedbirin koşullarının da gerçekleşmediğini belirtmiştir:

(…) bu güvenlik tedbirine hükmedilebilmesi için belirli bir faaliyette bulunması hususunda kamu kurumunca izin verilmesi, faaliyet alanının suçla doğrudan bağlantılı olması ve ayrıca organ veya temsilcinin suçun faili olması gerektiği cihetle, dava konusu suçun şirketin faaliyet alanındaki işlerle doğrudan ilgili olmayıp, sadece ticari faaliyette bulunmasına izin verilmesinin bu maddenin uygulanması için yeterli gerekçe olamayacağı ve suçun anılan şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmediği gözetilmeden TCK’nın 60. maddesi gereğince tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmolunması (…)42

Karar iki noktada öğreticidir. İddianamede tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesi talep edilmediği hâlde tedbir uygulanması, Daire tarafından CMK m. 225/1’e aykırı bulunmuştur. Ayrıca tüzel kişinin yalnızca ticari faaliyette bulunmasına izin verilmiş olması m. 60’ın uygulanması için yeterli görülmemiş, tedbir için suçla izin verilen faaliyet arasında nedensellik bağı aranmıştır. Bu yaklaşım, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinin ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi karşısında dar yorumlanması gerektiğini gösterir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

5) Kusurun tüzel kişiye değil kurumun ilgili yetkililerine izafe edildiği olayda, yetkililer araştırılıp tespit edilmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar verilemez

Banliyö treninden peron aralığına düşerek ölen kişi nedeniyle işletme hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddini kanun yararına bozma yoluyla inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bilirkişi raporlarında işletmeye izafe edilen kusurun ceza hukukunda kimin sorumluluğuna işaret ettiğini belirtmiştir:

(…) bilirkişi raporlarında tren ile peron rıhtımı arasındaki mesafenin yolcuların güvenle trene bineceği mesafeden daha fazla olması, standartlara uygun olmaması nedeniyle ve trenin kapılarının açık olması halinde hareket etmemesini sağlayan sistemin bir şekilde devre dışı olması sebebiyle ...’ye kusur izafe edildiği, burada kusur izafe edilenin elbette kurumun ilgili yetkilileri olduğu anlaşılmakla söz konusu yetkililerin araştırılıp tespit edildikten sonra gerekli soruşturma yapılarak toplanacak deliller ışığında neticesine göre karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından (…)43

Karar, ceza sorumluluğunun şahsiliğinin soruşturmayı sona erdirmek için gerekçe yapılamayacağını gösterir. Tüzel kişi ceza yaptırımına muhatap olamasa da, işletmenin faaliyeti sırasında ölüm meydana gelmişse soruşturma makamı trenin makinisti ve kondüktörü ile işletmenin diğer sorumlu görevlilerini araştırıp tespit etmek zorundadır. Başsavcılığın olayın özel hukuk kapsamında kaldığına ilişkin gerekçesi, eksik soruşturmaya dayandığı için yeterli görülmemiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

6) Sanığın eşine ilişkin tanık beyanları, sanığın suçunun sübutunda yan delil olarak dahi değerlendirilemez ve temel cezanın belirlenmesine esas alınamaz

Örgüt üyeliği suçundan yargılanan sanığın temel cezasının, bozma sonrası dosyaya gelen ve sanığın eşinin fiillerine ilişkin tanık beyanlarına dayanılarak artırılmasını inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, direnme gerekçesini isabetli bulmamış ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini şöyle uygulamıştır:

Öte yandan, Anayasa’nın 38/7 ve TCK’nın 20/1. maddelerinde yer verilen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, bir kişinin yalnızca suçunu ortaya çıkaran fiilleri yönünden sorumlu tutulabileceğinin göstergesi olarak faile kişisel bir güvence sağlar. (…) eşinin fiilleri ile illiyet bağı tespit edilemeyen sanık hakkındaki bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine rağmen, Anayasa’nın 38/7 ve TCK’nın 20/1. maddelerinde düzenlenen suç ve cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca atılı suçun sübutunda ‘yan delil’ olarak dahi değerlendirmeye tabi tutulmaması ve tamamen dışlanması gereken sanığın eşine ilişkin tanık beyanlarına, kararın gerekçe kısmında yer verilip suçun sübutuna esas alınarak temel cezanın belirlenmesinin, Anayasa’nın 38/7 ve TCK’nın 20/1. maddeleri ile TCK’nın 61. maddesinde öngörülen usule uygun olmadığının ve bozma ilamının sonuçsuz bırakıldığının kabulü gerekmektedir.44

Karar, şahsilik ilkesinin yalnızca sorumluluğun kapsamını değil delil değerlendirmesini de sınırladığını gösterir. Genel Kurul, kişiyle illiyet bağı kurulamayan üçüncü kişi fiillerine ilişkin beyanların sanığın suçunun sübutunda yan delil olarak bile kullanılamayacağını, temel ceza belirlenirken de gerekçeye esas alınamayacağını belirtmiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

Dipnotlar

  1. Türk Ceza Kanunu m. 20. ↩
  2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 38/7. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrası yalnızca “Ceza sorumluluğu şahsidir.” hükmünü içerir. ↩
  3. Madde 20 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Taslağın Gerekçesi. ↩
  4. Madde 20 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  5. Anayasa Mahkemesi, E. 2014/20, K. 2014/28, T. 11.2.2014; Anayasa Mahkemesi, E. 2014/161, K. 2015/26, T. 5.3.2015. ↩
  6. Anayasa Mahkemesi, E. 2014/161, K. 2015/26, T. 5.3.2015. ↩
  7. Anayasa Mahkemesi, E. 2011/105, K. 2012/38, T. 15.3.2012; Anayasa Mahkemesi, E. 2014/20, K. 2014/28, T. 11.2.2014. ↩
  8. Özenbaş, Nazmiye. “Ceza Sorumluluğunun Gelişimi.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, Aralık 2013, s.387-416, II. Ceza Sorumluluğunun Gelişimi, 1. Başkasının Fiilinden Sorumluluk-Kolektif Sorumluluk Dönemi. ↩
  9. Özenbaş, Nazmiye. “Ceza Sorumluluğunun Gelişimi.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, Aralık 2013, s.387-416, II. Ceza Sorumluluğunun Gelişimi, 2. Objektif Sorumluluk Dönemi. ↩
  10. Özenbaş, Nazmiye. “Ceza Sorumluluğunun Gelişimi.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, Aralık 2013, s.387-416, II. Ceza Sorumluluğunun Gelişimi, 3. Kusurlu (Sübjektif) Sorumluluk Dönemi. ↩
  11. Yeniyetişme, Yiğit. Suç Politikasının Ana İlkeleri Açısından Türkiye’de Ceza Hukuku Değişimleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022, s.48-49. ↩
  12. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.24-25. ↩
  13. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.202. ↩
  14. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.203. ↩
  15. Özenbaş, Nazmiye. “Ceza Sorumluluğunun Gelişimi.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, Aralık 2013, s.387-416, II. Ceza Sorumluluğunun Gelişimi, 3. Kusurlu (Sübjektif) Sorumluluk Dönemi. ↩
  16. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.25. ↩
  17. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.203. ↩
  18. Özenbaş, Nazmiye. “Ceza Sorumluluğunun Gelişimi.” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, Aralık 2013, s.387-416, II. Ceza Sorumluluğunun Gelişimi, 2. Objektif Sorumluluk Dönemi. ↩
  19. Madde 23 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  20. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.203-204. ↩
  21. Madde 22 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  22. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.204. ↩
  23. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/2-620, K. 2016/36, T. 26.1.2016. ↩
  24. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/131, K. 2024/226, T. 10.7.2024. ↩
  25. Kabahatler Kanunu m. 8. ↩
  26. Anayasa Mahkemesi, E. 2011/105, K. 2012/38, T. 15.3.2012. ↩
  27. Anayasa Mahkemesi, E. 2014/20, K. 2014/28, T. 11.2.2014. ↩
  28. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.25-26. ↩
  29. Yeniyetişme, Yiğit. Suç Politikasının Ana İlkeleri Açısından Türkiye’de Ceza Hukuku Değişimleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022, s.48-49. ↩
  30. Anayasa Mahkemesi, E. 1963/101, K. 1964/49, T. 16.6.1964, aktaran Baysal, Fadime Eda. “Güvenlik Tedbirleri ve Kabahatler Hukukundaki İlkesel ve Fiili Sorunlar Karşısında Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğu.” Fasikül Hukuk Dergisi, C. 6, S. 61, Aralık 2014, s.17-26, C. Türk Hukukunda Tüzel Kişilerin Cezai Sorumluluğu, I. Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı. ↩
  31. Türk Ceza Kanunu m. 60. Faaliyet izninin iptali tedbiri için aranan koşullar maddenin birinci fıkrasında yer alır. ↩
  32. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/15616, K. 2016/3831, T. 7.3.2016. ↩
  33. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 170/6 ve m. 225/1; Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/15616, K. 2016/3831, T. 7.3.2016. ↩
  34. Baysal, Fadime Eda. “Güvenlik Tedbirleri ve Kabahatler Hukukundaki İlkesel ve Fiili Sorunlar Karşısında Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğu.” Fasikül Hukuk Dergisi, C. 6, S. 61, Aralık 2014, s.17-26, D. Mevzuatımız ve Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğuna İlişkin Düzenlemeler ve Uygulama. ↩
  35. Kabahatler Kanunu m. 8. ↩
  36. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2007/7796, K. 2009/21, T. 19.1.2009. ↩
  37. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/3626, K. 2018/8629, T. 25.9.2018. ↩
  38. Baysal, Fadime Eda. “Güvenlik Tedbirleri ve Kabahatler Hukukundaki İlkesel ve Fiili Sorunlar Karşısında Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğu.” Fasikül Hukuk Dergisi, C. 6, S. 61, Aralık 2014, s.17-26, D. Mevzuatımız ve Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğuna İlişkin Düzenlemeler ve Uygulama. ↩
  39. Anayasa Mahkemesi, E. 2011/105, K. 2012/38, T. 15.3.2012. ↩
  40. Anayasa Mahkemesi, E. 2014/20, K. 2014/28, T. 11.2.2014. ↩
  41. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2007/7796, K. 2009/21, T. 19.1.2009. ↩
  42. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/15616, K. 2016/3831, T. 7.3.2016. ↩
  43. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/3626, K. 2018/8629, T. 25.9.2018. ↩
  44. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/131, K. 2024/226, T. 10.7.2024. ↩

Kaynakça

  • Baysal, Fadime Eda. Güvenlik Tedbirleri ve Kabahatler Hukukundaki İlkesel ve Fiili Sorunlar Karşısında Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğu. Fasikül Hukuk Dergisi, C. 6, S. 61, Aralık 2014, s.17-26.
  • Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013.
  • Özenbaş, Nazmiye. Ceza Sorumluluğunun Gelişimi. Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 8, S. 2, Aralık 2013, s.387-416.
  • Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021.
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 38. Türk Ceza Kanunu, 5237 Sayılı Kanun, m. 20, 22, 60 ve Madde Gerekçeleri. Ceza Muhakemesi Kanunu, 5271 Sayılı Kanun, m. 170, 225. Kabahatler Kanunu, 5326 Sayılı Kanun, m. 8.
  • Yeniyetişme, Yiğit. Suç Politikasının Ana İlkeleri Açısından Türkiye’de Ceza Hukuku Değişimleri. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.