Suçun manevi unsuru Türk Ceza Kanunu’nda kast ve taksir olmak üzere iki ana kusurluluk biçimine ayrılır. Kanun suçların kural olarak kasten işleneceğini, taksirle işlenen fiillerin ise ancak kanunda açıkça gösterilen hâllerde cezalandırılacağını kabul eder. m. 21 doğrudan kastı ve olası kastı, m. 22 ise basit taksiri ve bilinçli taksiri düzenler. Pratikte bu iki maddenin en çok tartışılan noktası, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki sınırdır. Aynı trafik kazası veya aynı silah olayı, failin neticeyi kabullenip kabullenmediğine göre ya bir kasten öldürme ya da bir taksirle öldürme olarak nitelendirilir ve aradaki ceza farkı çok büyüktür. m. 22 ayrıca taksirin kanunda açıkça düzenlenmesi şartını, öngörülebilirliği, dikkat ve özen yükümlülüğünü, birden fazla kişinin taksirini ve failin kendisinin yaşadığı acı nedeniyle ceza verilmemesini de düzenler.

I. Genel Olarak

A. Madde Metinleri

Madde 21- (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.1
Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. (5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. (6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.2

B. Gerekçeler

Taslağın gerekçesi cürümlerde ceza sorumluluğunun temelinin failin kasten hareket etmiş olması olduğunu, kastın ana unsurlarının da gerek eylemin gerek bundan doğan neticenin bilinmesi ve istenmesi olduğunu belirtir. Taslağın ikinci fıkrasındaki netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin kural kanunda m. 23 olarak yer almış, kasten işlenen suçlarda çok hafif netice ve çok hafif kusur hâlinde cezanın üçte ikisinden onda dokuzuna kadar indirilmesini öngören genel hafifletici neden ise kanuna alınmamıştır.3

Komisyon gerekçesi kastı kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağ olarak tanımlar. Suç tanımında yer almakla birlikte fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların bilinip bilinmemesi kast bakımından önem taşımaz, nitekim objektif cezalandırılabilme koşulunun veya şahsî cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi gerekmez. Gerekçeye göre olası kastta suçun kanuni tanımındaki unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen kişi fiili işlemekte, diğer bir ifadeyle unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Gerekçe bu bağlamda kırmızı ışıkta kavşağa giren otobüs sürücüsü ile düğünde tabancayla ateş eden kişi örneklerini verir. Kasten işlenebilen suçlar ilke olarak hem doğrudan hem de olası kastla işlenebilir, ancak kanundaki tanımında “bilerek” ifadesi yer alan suçlar yalnızca doğrudan kastla işlenebilir ve iftira bunun örneğidir.4

m. 22’nin Taslak gerekçesi taksiri istisnaî bir kusurluluk şekli olarak niteler ve varlığı için kanunda açıklığı, eylemin iradî olmasını, neticenin öngörülebilir bulunmasını ve hareket ile netice arasında nedensellik bağını koşul olarak sayar. Gerekçe, bilinçli taksirin basit taksirden farkının neticenin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olması olduğunu belirtir ve bilinçli taksirde cezanın artırılmasının iş kazaları ile trafikte meydana gelen taksirli suçları önleme bakımından caydırıcı olacağını ifade eder.5

Komisyon gerekçesine göre taksirli suçların belirgin özelliği, iradî hareketin varlığı ve kanunî tanımdaki unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Bu öngörmemenin gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıktan doğması gerekir ve yükümlülüğün belirlenmesinde failin kişisel yetenekleri gözetilmeksizin objektif esastan hareket edilir. Bununla birlikte fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak var olan yükümlülüğü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Taksirden doğan kusurluluğun belirlenmesi olay hâkimine aittir. Bilirkişi incelemesi, işin tekniği ile sınırlı olmalı ve bilirkişi kusurluluk konusunda değerlendirme yapmamalıdır, aksi hâlde bilirkişilik görevinin sınırı aşılır ve hâkimin yerine geçilmiş olur. Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuruna göre sorumlu tutulur ve ameliyat ekibi örneğinde olduğu gibi taksirli suçun işlenişi bakımından iştirak kuralları uygulanamaz.6

C. Kusurluluğun İki Biçimi

Ceza kanununda asıl olan kasttır ve kasten işlenen suçların cezalandırılması kuraldır. Taksirli fiillerden sorumluluk istisnaî bir sorumluluktur. Bir suçun taksirli hâli kanunda düzenlenmemişse faile bu fiil nedeniyle ceza verilmez. Kanun yalnızca neticenin failin fiilinden meydana gelmesine dayanan ve neticeden doğan bütün sorumluluğu faile yükleyen anlayışı terk etmiştir. Fail, meydana gelen netice bakımından taksir derecesinde dahi kusurlu değilse bu neticeden dolayı cezalandırılamaz.7

II. Kast (m. 21)

A. Kastın Unsurları

Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (m. 21/1). Kastın iki unsuru vardır, bilmek ve istemek. Bilme ve isteme, suçun icra hareketlerinin gerçekleştirildiği sırada bulunmalıdır. Bilme unsuru suçun kanuni tanımındaki unsurları, yapılan veya yapılacak hareketleri ve neticeyi kapsar. İsteme ise failin neticeyi düşünmesi ve gerçekleştirmeye karar vererek hareket etmesidir. Her bilinen şey istenmiş değildir, buna karşılık istenen her şeyin bilindiği kabul edilir.8

Kast, suç tanımında yer alan maddî unsurlara ilişkindir. Fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların, örneğin objektif cezalandırılabilme koşulunun veya şahsî cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi kast bakımından gerekli değildir.9

B. Doğrudan Kast

Ceza Genel Kurulu doğrudan kastı, öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olarak tanımlar. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyor ve istiyorsa doğrudan kastla hareket etmiştir. Doğrudan kast ile olası kast arasındaki en belirgin fark, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin diğer bir kısım neticeleri de doğurması günlük hayat tecrübelerine göre muhakkak ise failin bu sonuçlar bakımından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.10

Doktrinde verilen örnekle, hasmını öldürmek için bindiği uçağa bomba koyan failin hasmıyla birlikte uçakta bulunan diğer kişilerin ölümünden de kasten öldürmeden sorumlu olduğu belirtilir, çünkü bu ölümler failin asıl istediği neticeye zorunlu olarak bağlıdır. Doğrudan kast failin suçun gerçekleşeceğini açıkça tasavvur etmesi ve neticeyi muhakkak saymasıdır.11

C. Olası Kast

1. Tanım ve Kabullenme Ölçütü

m. 21/2’ye göre kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır. Alman ve Avusturya ceza kanunları olası kastı tanımlamamış, konuyu doktrine ve uygulamaya bırakmıştır. Türk hukukunda ise kanun koyucu olası kastı kendisi tanımlamıştır. Fail unsurların gerçekleşebileceğini öngörmüş ve buna rağmen hareketine devam etmiş, olursa olsun demiştir.12

Anayasa Mahkemesine göre olası kastta, doğrudan kasttan farklı olarak suçun maddî unsurlarının gerçekleşmesi fail tarafından muhakkak değil muhtemel addedilir. Mahkeme olası kastın 765 sayılı Kanun’da yer almayan, ancak uygulamada var olan bir durumu yasalaştırdığını belirtmiştir.13

Olası kastta failin öngördüğü neticeyi kabullenmesi, onu fiilden alıkoymaması aranır. Doktrinde kabullenme istemekten farklı bir kavram olarak açıklanır. Olası kastta fail asıl amacına ulaşmak için risk alır ve yan neticenin gerçekleşmesi ihtimaline karşı umursamazlık gösterir. Fail açısından asıl amaç o kadar önemlidir ki yan neticenin gerçekleşme ihtimali önemsiz kalır.14

2. Olası Kastın Hukuki Sonucu

Olası kast hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur, diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir. Anayasa Mahkemesi bu indirimi Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Mahkemeye göre olası kastta fail neticenin meydana geleceğini öngörmüş olsa da sonucu meydana getirmek için bir gayret göstermediği ve bu sonucu istemediği, ancak kabullendiği için bu kast türünde kusur ve haksızlık içeriği doğrudan kasta göre daha azdır ve temel cezada indirim yapılması kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir.15

Doktrinde de failin neticeyle olan sübjektif ilişkisinin doğrudan kasta göre daha az yoğun olması nedeniyle olası kastın daha az haksızlık içerdiği ve indirimin yerinde olduğu belirtilir.16

3. Olası Kastla İşlenemeyen Suçlar

Kasten işlenebilen suçlar ilke olarak olası kastla da işlenebilir. Ancak kanundaki tanımında “bilerek”, “bildiği hâlde” veya “bilmesine rağmen” gibi ifadeler yer alan suçlar yalnızca doğrudan kastla işlenebilir. Gerekçede örnek olarak iftira suçu gösterilmiştir. Doktrinde sahte özel belgeyi bilerek kullanma (m. 207/2), sahte parayı bilerek kabul etme (m. 192/2) ve suç uydurma (m. 271/1) bu gruba örnek verilir.17

Olası kastta teşebbüsün mümkün olup olmadığı tartışmalıdır. Olası kast belirli bir sonuca yönelmediğinden ve sorumluluk ancak somut olayda meydana gelen netice ile belirlenebildiğinden olası kastla işlenen suçların teşebbüse elverişli olmadığı yönünde görüşün yanında, aksini savunan görüşler de bulunmaktadır.18

III. Taksir (m. 22)

A. Taksirin İstisnaî Niteliği ve Kanunda Açıklık Şartı

m. 22/1’e göre taksirle işlenen fiiller kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır. Suçlar kural olarak kasten işlenir ve taksirle işlenebilen suç sayısı sınırlıdır. TCK’da taksirle öldürme (m. 85), taksirle yaralama (m. 89), taksirli iflas (m. 162), genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (m. 171), trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma (m. 180), çevrenin taksirle kirletilmesi (m. 182) ve zehirli madde katma (m. 185/2) başta olmak üzere sınırlı sayıda suçun taksirli hâli yaptırım altına alınmıştır.19

Ceza Genel Kurulu bu şartı mala zarar verme suçunda uygulamıştır. Çobanın otlattığı hayvanların komşu tarladaki fidanlara zarar verdiği olayda Genel Kurul, mala zarar verme suçunun taksirli hâli 5237 sayılı Kanun’da suç olarak düzenlenmediğinden bu suçun taksirle işlenmesinin mümkün olmadığını, olayda neticenin gözetimi altındaki hayvanlar üzerindeki dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı taksirli davranıştan doğduğunu belirterek suçun unsurlarının oluşmadığına karar vermiştir.20

B. Taksirin Unsurları

1. İradî Hareket ve Neticenin İstenmemesi

Taksirli suçlarda hareket icrai veya ihmali olabilir, ancak iradî olmalıdır. Fail iradî olarak hareketini gerçekleştirir, neticeyi ise istemez. Netice isteniyorsa fiil kasten işlenmiş sayılacağından bu unsur taksiri kasttan ayırır. Taksirli suçlara teşebbüs mümkün olmadığından neticenin meydana gelmesi şarttır. Zararlı sonuç ortaya çıkmamışsa, hareket tehlikeli olsa bile taksirli suçtan söz edilemez.21

Öğretide ve uygulamada taksirin unsurları fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, hareketin iradî olması, neticenin öngörülebilir ancak istenmemiş olması, hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına karşın fail tarafından öngörülememesi şeklinde sıralanır.22

2. Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Aykırılık

Taksirden sorumluluk dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlaline dayanır. Zararlı sonuçları önlemeye yönelik davranış kuralları yazılı veya yazısız olabilir. Yazılı kurallar yetkili makamlarca konulan nizam, emir ve talimatlardır, yazısız kurallar ise dikkatli ve özenli olmaya ilişkin sosyal kurallardır. Doktrinde mücerret ruhsat kurallarına aykırılığın, örneğin sürücü belgesi olmamasının, tek başına taksire karine oluşturmadığı, buna karşılık toplumsal hayatta ortaya çıkabilecek belirli bir tehlikeyi gidermeye yönelik kurallara aykırılığın, örneğin ışık kontrolsüz kavşağa yaklaşırken hızı azaltmamanın, taksire karine teşkil ettiği belirtilir.23

Yükümlülük hukuk kurallarından olduğu gibi toplumdaki ortak tecrübelerden de doğabilir. Hukuk kurallarının yüklediği yükümlülüğe aykırılık düzenlemelere aykırılık biçiminde, ortak tecrübeye dayanan yükümlülüğe aykırılık ise tedbirsizlik, dikkatsizlik veya acemilik biçiminde ortaya çıkar.24

Gerekçeye göre yükümlülüğün belirlenmesinde objektif esastan hareket edilir. Failin sorumlu tutulabilmesi için ise kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında objektif olarak var olan yükümlülüğü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olması gerekir.25

3. Neticenin Öngörülebilirliği ve Objektif İsnat

Ceza Genel Kurulu 2025 tarihli kararında öngörülebilirliği taksirin hem unsuru hem sınırı olarak niteler. Taksiri kaza ve tesadüften ayıran ölçüt öngörülebilirliktir ve hiç kimse tarafından öngörülemeyecek bir netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğünden, dolayısıyla taksirden söz edilemez. Genel Kurula göre neticenin öngörülebilir olması, failin niteliklerine, yeteneklerine, eğitim durumuna veya uzmanlık alanına göre değil, objektif olarak ve failden bağımsız şekilde ortalama seviyedeki bir insanın öngörme yeteneğine göre tespit edilmelidir. Failin öngörebilme yeteneği ise ayrı ve sübjektif bir husustur. Failin neticeyi öngörüp öngörmemesi taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayrımı oluşturur.26

Doktrinde ve bazı Yargıtay kararlarında öngörülebilirliğin belirlenmesinde failin sosyal ve kültürel durumu, eğitim düzeyi ve mesleki tecrübesi gibi kişisel nitelikleri de gözeten yaklaşımlara rastlanır. Sonucun yalnızca genel olarak öngörülebilir olmasının taksir için yeterli olduğu, ayrıntılarıyla öngörülmesinin gerekmediği de belirtilir.27

Doktrinde de neticenin öngörülebilir olmasının taksiri kaza ve tesadüf sayılan hâllerden ayırdığı, öngörülemeyen bir sonuca engel olunmasının beklenemeyeceği ve kişinin yalnızca öngörülebilir sonuçlar bakımından sorumlu tutulabileceği belirtilir.28

Aynı kararda Genel Kurul, nedensellik bağının tek başına yeterli olmadığını, tipik neticenin failin eseri olarak objektif biçimde ona isnat edilebilmesi gerektiğini de açıklamıştır. Neticenin failin hâkimiyet alanı içinde kalması ve genel hayat tecrübelerine göre beklenebilir, tipik bir netice olması şarttır. Meydana gelen netice ihlal edilen normun koruma amacının kapsamı dışında kalan dolaylı bir netice ise somut olayın özelliğine göre failin sorumluluğuna gidilmeyebilir. Karara konu olayda sürücü, hızını yol ve trafik şartlarına uydurma kuralını ihlal ederek elektrik direğine çarpmış, yaklaşık beş dakika sonra yardıma gelen kişi direğe bağlı telin üzerine düşmesiyle ölmüştür. Genel Kurul kural ihlali ile ölüm arasında nedensellik bulunduğunu kabul etmiş, ancak ölümün objektif olarak öngörülebilir olmadığı ve ihlal edilen normun koruma alanı dışında kaldığı gerekçesiyle sanığa isnat edilemeyeceğine ve beraat hükmünün onanmasına karar vermiştir.29

C. Basit Taksir ve Bilinçli Taksir

m. 22/2 taksiri, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlar. m. 22/3’e göre kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır ve bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Ceza Genel Kuruluna göre basit taksir ile bilinçli taksiri ayıran ölçüt, basit taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Neticeyi öngörmekle birlikte şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, neticeyi öngöremeyen kimseninkiyle bir tutulamaz ve neticeyi öngören kimse bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.30

Bilinçli taksirin pratik bir sonucu da seçenek yaptırımlarda ortaya çıkar. m. 50/4 uyarınca taksirli suçlardan hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa adlî para cezasına çevrilebilir, ancak bu hüküm bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz. Ceza Genel Kurulu kırmızı ışıkta kavşağa girerek birden fazla kişinin yaralanmasına neden olan sürücünün eylemini bilinçli taksir olarak nitelemiş ve bir yıldan uzun hapis cezasının bu nedenle adlî para cezasına çevrilemeyeceğine hükmetmiştir.31

D. Olası Kast ile Bilinçli Taksir Ayrımı

1. Ayrımın Güçlüğü

Kanun olası kastı kişinin unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi, bilinçli taksiri ise kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi olarak tanımlar. İki tanımda da fail neticeyi öngörür. Kanun metnindeki bu benzerlik doktrinde eleştirilmiş ve iki kavramın uygulamada karıştırılmasına yol açtığı belirtilmiştir. Bilinçsiz taksiri olası kasttan ayırmak kolaydır, bilinçli taksir bakımından ise ayrım her zaman kolay değildir. Birbirine benzeyen iki olayda birinin olası kastla diğerinin bilinçli taksirle işlendiğine karar verilebilmektedir.32

Doktrinde olası kastı bilinçli taksirden ayırmanın, kasttan ayırmaktan çok daha zor olduğu, birbirinin neredeyse aynısı olan iki olaydan birinde olası kasta, diğerinde bilinçli taksire karar verilebileceği vurgulanır.33

Anayasa Mahkemesi bilinçli taksirde failin neticenin meydana gelmesini istemediğini, gerçekleşmemesi için gerekeni yaptığını ve gerçekleşme ihtimalini kabul ettiği durumda hareketi yapmaktan vazgeçtiğini belirtmiştir. Olası kastta ise fail hareketinin hukuka aykırı netice meydana getirebileceğini öngörmekle beraber, muhtemel netice onu hareketten alıkoymaz ve fail neticeyi doğrudan istemese de kabullenmiş olur.34

2. Ayrımda Kullanılan Ölçütler

Ceza Genel Kurulu ayrımı kabullenme ölçütü ile yapar. Kabullenme ölçütü kanun metninde yer almamakla birlikte madde gerekçesinde olası kast bakımından belirtilmiştir ve Genel Kurul gerekçedeki bu açıklamayı olası kastı bilinçli taksirden ayıran kıstas olarak kabul eder. Genel Kurula göre öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması hâlinde olası kast, neticenin istenmemesine rağmen engellenememesi hâlinde bilinçli taksir söz konusudur. Failin neticeyi istememekle birlikte neticenin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmesi olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine veya başka bir etkene güvenip neticenin gerçekleşmeyeceğine inanarak, gerektiğinde neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de alarak hareketini sürdürmesi ise bilinçli taksirdir. Genel Kurul ayrıca “öyle veya böyle fail hareketi gerçekleştirirdi” denebiliyorsa olası kast, “neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti” denebiliyorsa bilinçli taksir bulunduğunu belirten doktrin formülünü de aktarır.35

Doktrinde aynı ölçütler tekrar edilir. Bilinçli taksirde fail neticeyi ciddiye almaz veya ciddiye almakla birlikte dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak her şeyin yolunda gideceğine güvenir, olası kastta ise tipikliğin gerçekleşme olasılığını bilir ve bunu göze alır. Olası kastta fail neticenin gerçekleşmemesi için çaba sarf etmez, işi şansa bırakır, bilinçli taksirde ise neticenin meydana gelmemesi için çaba gösterir ve bilgisine, tecrübesine, daha önce ölüm sonucunun meydana gelmemiş olmasına güvenir. Failin kendisinin de tehlike içinde bulunduğu durumlarda bilinçli taksir olasılığı artar.36

Kayıtsız kalma ölçütünün tek başına yeterli olmadığı da belirtilmiştir. Failin kendi becerisine ve hayat tecrübesine güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünürken umursamaz bir tutum içinde bulunması mümkündür ve bu hâlde olası kasttan söz edilemez.37

Güvenin kaynağı da tartışmalıdır. Bir görüşe göre şansa güvenerek hareket etmek bilinçli taksirdir, diğer görüşe göre ise bilinçli taksirde failin neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin güveninin belirli ve ölçülebilir kriterlere dayanması gerekir ve şansa güvenme olası kasta işaret eder.38

3. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarında Uygulama

Ceza Genel Kurulunun kararları ayrımın somut olaya göre yapılması gerektiğini ve benzer olaylar arasında kıyas yoluyla sonuca ulaşmanın hatalı olabileceğini gösterir. Genel Kurul, LPG tankeri ile kırmızı ışık yandığını görmesine rağmen boş olan kavşaktan geçmeye çalışan ve yeşil ışıkta geçen otomobile çarparak birden fazla kişinin yaralanmasına neden olan sürücünün eylemini bilinçli taksir olarak nitelemiştir.39

Buna karşılık sürücü belgesi bulunmayan bir sürücünün meskûn mahalde saatte 110 kilometre hızla, kırmızı ışıkta, yaya geçidinden yeşil ışıkta geçen çocuğa hızını azaltmadan ve frene basmadan çarpması olayında Genel Kurul oy çokluğuyla eylemi olası kastla yaralama olarak değerlendirmiştir. Gerekçesinde Genel Kurul, öngörülen neticeyi engellemeye yönelik frene basma veya hızı azaltma yönünde hiçbir çabanın bulunmamasını, neticeyi göze almadığına dair bir davranışın görülmemesini ve olayın kanun koyucunun olası kast gerekçesindeki örnek olaya benzemesini dikkate almıştır.40

Doktrinde hız sınırının aşılması olaylarında Yargıtay’ın limitin ne oranda aşıldığına baktığı, hız limitinin bir katını aşmayan durumlarda bilinçli taksiri kabul ettiği, ancak tek başına bu ölçütle hareket etmeyip olası kastı gösteren diğer delilleri de değerlendirdiği belirtilir.41

Genel Kurul, güvenli sürüşü ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olan ve yasal hız limitinin üzerinde seyreden sürücünün kamyonun sağından tehlikeli biçimde geçerek öndeki araca arkadan çarpması sonucu üç kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olduğu olayda, itirazda sürücünün yaklaşık 1,40 promil alkollü olduğu ve hız sınırının yaklaşık dört katı hızla seyrettiği ileri sürülmesine rağmen, sürücünün sürüşle ilgili becerilerinde azalma bulunduğunu ve bu nedenle ölüm veya yaralanmaya neden olabileceğini öngördüğünü, ancak tecrübesine, sürüş yeteneğine ve şansına güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceğini düşündüğünü, öngördüğü neticeyi kabullenip hareketini sürdürdüğüne dair delil bulunmadığını belirterek bilinçli taksiri kabul etmiştir.42

Silah olaylarında ise Genel Kurul, ölenin silahın dolu ve emniyetinin açık olduğuna dair uyarılarına aldırmadan, arkadaşına doğrultarak tetiğe basan suça sürüklenen çocuğun saçma tanelerinin isabet edebileceğini ve ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bildiğini, öngördüğü neticeyi istememekle birlikte göze aldığını belirtmiş ve eylemi oy çokluğuyla olası kastla öldürme olarak değerlendirmiştir. Kararlar birlikte okunduğunda neticeye karşı bir önlem alınıp alınmadığı, tehlikenin yoğunluğu, failin kendi güvenliğinin de tehlikede olup olmadığı ve olayın somut seyrinin belirleyici olduğu görülür.43

E. Taksirde Kusurun Belirlenmesi ve Birden Fazla Kişinin Taksiri

m. 22/4’e göre taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek ceza failin kusuruna göre belirlenir. m. 22/5 ise birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkesin kendi kusurundan sorumlu olacağını ve her failin cezasının kusuruna göre ayrı ayrı belirleneceğini öngörür. Taksirli suçlarda suça iştirak kurumu uygulanmaz, çünkü iştirak için suçu işleme konusunda karar birliği gerekir ve taksirde netice öngörülmediği için böyle bir karar birliği mümkün değildir. Ancak netice birden fazla kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketinin birleşmesiyle meydana gelmiş olabilir.44

Gerekçe bu durumda her kişinin kusurunun diğerinden bağımsız olarak belirleneceğini ve birden fazla kişinin katıldığı ameliyatta iştirak kurallarının uygulanamayacağını belirtmiştir. Kusurun belirlenmesi hâkimin takdirindedir ve bilirkişi incelemesi işin tekniği ile sınırlı kalmalıdır.45

Ceza Genel Kurulu, neticenin gerçekleşmesinde mağdurun da taksirli davranışının etkisinin bulunmasının, bu davranış nedensellik bağını kesmediği sürece failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, taksirin niteliğini de değiştirmeyeceğini belirtir. Kusurun derecelendirilmesi suretiyle ceza indirimi öngörülmediğinden mağdurun kusuru ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınır.46

F. Taksirde Cezasızlık ve İndirim Nedeni (m. 22/6)

m. 22/6’ya göre taksirli hareket sonucu neden olunan netice münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez, bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Ceza Genel Kurulu bu hükmü taksirli suçlara özgü bir şahsî cezasızlık hâli olarak niteler. Genel Kurula göre iki şart vardır. Birincisi suçun taksirle işlenmiş olmasıdır, doğrudan kast, olası kast veya kast ve taksir kombinasyonuyla işlenen suçlarda hüküm uygulanamaz ve bilinçli taksirde yalnızca cezada indirim yapılabilir. İkincisi netice münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından etkili olmalıdır. Failin kendi fiilinin mağduru durumuna düşmesi, bunun maddî veya manevî olabilmesi ve faille mağdurun aynı aileden olması gerekir. Aile kavramı akrabalık derecesinden çok somut olayda aile ilişkisi aranarak değerlendirilir.47

Genel Kurul, fail ve ailesi dışında bir kişinin de olaydan bizzat zarar gördüğü hâllerde bu hükmün uygulanmayacağını belirtmiştir. Kızı, annesi, iki kardeşi, yeğeni, halası ve kardeşinin eşinin ölümüne neden olan sürücü bakımından, aile içinde sayılan yakınlarının ölümü yönünden mağduriyette tereddüt bulunmadığı, ancak aynı evde oturmayan ve bakım sorumluluğu altında bulunmayan üçüncü derece kan hısımları ile aynı ailenin üyesi sayılmayan kişinin ölümleri bakımından m. 22/6 kapsamında mağduriyetten söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.48

Anne ve babasının ölümüne ve ayrıca şikâyetçi altı kişinin yaralanmasına neden olan sürücü bakımından da Genel Kurul, ölüm ve yaralama neticelerinin bölünerek ölümler yönünden m. 22/6’nın uygulanmasını mümkün görmemiştir.49

Doktrinde, başka kimsenin doğrudan zarar görmediği trafik kazasında eşinin ölümüne neden olan sanık bakımından hükmün uygulanması gerektiği, sanığın önceki kazalarının veya olayda tam kusurlu bulunmasının uygulanmamaya gerekçe yapılamayacağı yönündeki Genel Kurul kararı aktarılır.50

IV. Uygulamada Dikkat Edilecek Hususlar

Kanaatimizce kast ve taksir nitelendirmesi yapılırken önce failin neticeyi öngörüp öngörmediği, sonra öngörmüşse neticeyi kabullenip kabullenmediği sırasıyla incelenmelidir. Failin savunması tek başına yeterli sayılmamalı, neticeyi önlemeye yönelik çaba gösterilip gösterilmediği, tehlikenin yoğunluğu, failin kendi güvenliğinin de tehlikede olup olmadığı ve olay sonrası davranışı gibi dış dünyaya yansıyan olgular birlikte değerlendirilmelidir. Hız, alkol ve silah olaylarında bu ölçütlerin her somut olayda ayrıca gerekçelendirilmesi zorunludur. Taksirli suçlarda ise kural ihlali ile ölüm veya yaralama arasındaki nedensellik tespitinin ardından neticenin objektif olarak öngörülebilir olup olmadığı ve ihlal edilen normun koruma amacının kapsamı da denetlenmelidir. Bilirkişi raporu kusurun teknik verilerini ortaya koyabilir, ancak kusurun hukuki nitelendirmesi hâkime aittir. Son olarak bilinçli taksir kabul edildiğinde cezanın artırılacağı ve taksirli suçlarda uzun süreli hapis cezasının adlî para cezasına çevrilmesi imkânının ortadan kalkacağı gözetilmelidir.

Yargı Kararları

1) Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, olası kastta cezanın indirilmesini Anayasa’ya uygun kılar

Olası kastı tanımlayan ve temel cezada indirim öngören TCK m. 21/2’nin bilinçli taksirden ayrılmadığı, doğrudan kast ile olası kast arasında eşitsizlik yarattığı ve Anayasa’nın 2., 10. ve 17. maddelerine aykırı olduğu iddiasını inceleyen Anayasa Mahkemesi, iki kavram arasındaki farkı ortaya koymuş ve itirazı oybirliğiyle reddetmiştir:

Bilinçli taksirde fail, neticenin meydana gelmesini istemez, gerçekleşmemesi için gerekeni yapar ve gerçekleşme imkân ve ihtimalinin varlığını kabul ettiği durumda hareketi yapmaktan vazgeçer. Olası kastta ise, fail hareketinin hukuka aykırı netice meydana getirebileceğini öngörmekle beraber, meydana gelmesi mümkün ve muhtemel netice onu hareketi yapmaktan alıkoymaz. Bir başka ifadeyle, fail neticenin meydana gelmesini doğrudan istememekte ancak bunu kabullenmektedir.51

Mahkeme, olası kastta failin neticeyi istemediğini, yalnızca kabullendiğini ve bu nedenle kusur ve haksızlık içeriğinin doğrudan kasta göre daha az olduğunu belirterek temel cezada indirim öngörülmesini kanun koyucunun anayasal sınırlar içindeki takdir yetkisinde görmüştür. Karar, ayrımın ölçütünü failin neticeye karşı tutumunda bulur. Bilinçli taksirde netice istenmez ve gerçekleşmemesi için gereken yapılır, olası kastta ise netice kabullenilir.

2) Neticeyi öngören ancak çarpışmayı önlemek için son anda frene basan sürücü olası kastla değil bilinçli taksirle hareket eder

Kırmızı ışıkta kavşağa giren LPG tankeri sürücüsünün iki kişiyi yaralaması olayında, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçütü belirleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sürücünün neticeyi öngördüğünü ancak istemediğini kabul etmiş ve eylemi bilinçli taksir olarak nitelendirmiştir:

Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin meydana gelmesini kabullenerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. (…) Sanığın son anda frene basmış olması, bilinçli taksirin özünü oluşturan ve bilinçli taksiri, olası kasttan ayıran en önemli ilke olan, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve engelleme çabasını göstermektedir.52

Genel Kurul ayırımı failin neticeye karşı tutumuna dayandırmış, sürücünün çarpışmadan önce frene basmasını neticenin istenmediğinin ve engelleme çabasının göstergesi saymıştır. Aynı karar, bilinçli taksirle işlenen suçta hükmolunan 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasının kısa süreli olmadığını ve suçun bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle TCK m. 50/4 uyarınca adli para cezasına çevrilemeyeceğini de belirtmiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

3) Gözetimindeki hayvanların komşu tarladaki fidanlara zarar vermesi taksirli bir davranıştır ve mala zarar verme suçunun taksirli hâli bulunmadığı için suç oluşmaz

Çobanlığını yaptığı hayvanların komşu tarlanın sınırına dikilmiş badem fidanlarından yedi tanesine zarar vermesi nedeniyle mala zarar verme suçundan yargılanan sanığın durumunu inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mala zarar verme suçunun kasten ve olası kastla işlenebileceğini, taksirle işlenemeyeceğini belirtmiştir:

Ancak mala zarar verme suçunun taksirli hali, 5237 sayılı TCK’da suç olarak düzenlenmediğinden, bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. (…) neticenin, sanığın kasten ya da olası kastla işlediği bir fiilin sonucunda değil, gözetimi altında bulunan hayvanlar üzerindeki dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etme şeklindeki taksirli davranışı sonucu gerçekleştiği, bu suçun taksirli halinin 5237 TCK’da suç olarak düzenlenmediği ve bu bağlamda mala zarar verme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.53

Karar, taksirli davranışın cezalandırılabilmesi için kanunda ayrıca düzenlenmesi gerektiğini gösterir. Genel Kurul, katılanın fidanların etrafında koruma tedbiri almamasını, fidanların otlar arasında fark edilmesinin güç olmasını ve sanığın hayvanlar fidanlara zarar verirken uyuduğuna ilişkin savunmasının katılan ve tanıklarca doğrulanmasını da dikkate almıştır. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

4) Ölenler arasında failin ailesinden sayılmayan yakınlar da bulunuyorsa, taksirli suçta şahsi cezasızlık nedeni (TCK m. 22/6) uygulanamaz

Sanığın yönettiği minibüsün karıştığı kazada kızı, annesi ve diğer yakınlarının ölmesi üzerine TCK m. 22/6’daki şahsi cezasızlık nedeninin kapsamını inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hükmün koşullarını değerlendirmiş ve ölenler arasında failin kişisel ve ailevî durumunu etkilemeyen yakınların da bulunması nedeniyle hükmün uygulanamayacağına karar vermiştir:

(…) sanığın üçüncü derece kan hısımları olan ve aynı evde ikâmet etmeyen, bakım ve gözetim sorumluluğu altında bulunmayan halası ... ve yeğeni .... ile ikinci derecede sıhri hısmı olan ve kardeşi ile yaptığı evlilikten önce kendisini tanıdığına dair dosyaya yansıyan bir delil bulunmayıp aynı ailenin üyesi de sayılmayan ....’nin ölümleri nedeniyle TCK’nun 22. maddesinin 6. fıkrası kapsamında bir mağduriyetten söz edilemeyeceği, bu ölümlerin, sırf ölümün gerçekleşmesi nedeniyle duyulacak doğal üzüntünün çok üstünde önemli derecede bir üzüntüye ve buna bağlı olarak ayrı bir mağduriyete yol açmayacağı, bu kapsamda sanığın, halası, yeğeni ve kardeşinin eşinin ölümünden dolayı bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede zarar görmediği anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nun 22. maddesinin 6. fıkrasının uygulanma imkânı bulunmadığı kabul edilmelidir.54

Karar, m. 22/6’nın uygulanması için failin kişisel ve ailevî durumunun münhasıran etkilenmiş olmasının, yani olaydan fail ve ailesi dışında bir kişinin bizzat zarar görmemiş olmasının gerektiğini gösterir. Genel Kurul bilinçli taksirde hükmün cezayı kaldırmadığını, yalnızca indirim imkânı verdiğini ve birden fazla kişinin ölümüne ilişkin TCK m. 85/2’de neticelerin bölünerek bunlardan birine m. 22/6’nın uygulanamayacağını da belirtmiştir. Ölenlerle akrabalık ilişkisi ise temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.

5) Meskûn mahalde azami hızın çok üzerinde seyredip hiçbir önlem almadan yaya geçidindeki çocuğa çarpan sürücünün eylemi olası kasttır

Sürücü belgesi bulunmayan 16 yaşındaki sanığın, meskûn mahalde saatte yaklaşık 110 kilometre hızla seyrederken kırmızı ışıkta yaya geçidinden geçen çocuğa çarpması olayında, eylemin olası kastla mı yoksa bilinçli taksirle mi yaralama olduğunu inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ayrımı failin neticeyi engelleme çabasına dayandırmıştır:

Sanığın, yerleşim yeri içerisinde, azami hız sınırının saatte 50 km olduğu bölgede, Yasa’nın öngördüğü azami hızın çok üzerinde saatte yaklaşık 110 km süratle seyir hâlinde bulunması, (…) sonucu engellemeye yönelik frene basma, hızını azaltma yönünde hiçbir çaba göstermemesi, bu şekilde öngördüğü muhtemel neticeyi engelleme çabasının ya da neticeyi göze almadığına dair bir davranışının bulunmaması, başka bir ifadeyle gerçekleşen muhtemel neticeye kayıtsız kalarak kabullenmesi, ayrıca somut olayın kanun koyucu tarafından olası kastın düzenlendiği madde gerekçesinde belirtilen örnek olaydaki gibi gerçekleştiğinin de anlaşılması karşısında sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.55

Genel Kurul, olası kast ile bilinçli taksiri ayıran ölçütleri ayrıntılı biçimde açıklamış ve failin neticeyi göze aldığı sonucuna, hızın düşürülmesi veya frene basılması yönünde hiçbir çaba gösterilmemesinden ve olayın kanun koyucunun madde gerekçesindeki örnek olaya yakınlığından ulaşmıştır. Adli Tıp Kurumu raporu ile bilimsel mütalaa arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulması ise ayrıca bozma nedeni sayılmıştır. Karar olası kast bakımından oy çokluğuyla, bu ikinci nokta bakımından oybirliğiyle verilmiştir.

6) Dolu olduğu ve emniyetinin açık olduğu uyarısına rağmen yarı otomatik av tüfeğini arkadaşına doğrultarak ateşleyen çocuğun eylemi olası kasttır

Suça sürüklenen çocuğun, birlikte kaldığı arkadaşına yarı otomatik av tüfeğini doğrultarak tetiğe basması ve arkadaşının ölmesi olayında, eylemin olası kast mı yoksa bilinçli taksir mi olduğunu inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, öldürme amacına ilişkin kanıt bulunmadığını belirtmiş ancak ölümün göze alındığı sonucuna varmıştır:

Kullanılan silahın niteliği, etki alanı ve öldürmeye elverişliliği ile atış mesafesi de göz önünde bulundurulduğunda; ölenin, silahın dolu ve emniyetinin açık olduğuna ilişkin uyarılarına aldırmadan ateş eden suça sürüklenen çocuk, saçma tanelerinin ölene isabet edebileceğini ve atış mesafesine göre ölümcül bir etki meydana getirebileceğini, dolayısıyla ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilmesine rağmen eylemini gerçekleştirmiştir. Tüm bu hususlara nazaran öngördüğü muhtemel neticeyi istememekle birlikte göze alıp kabullendiği anlaşılan suça sürüklenen çocuğun eylemi olası kastla öldürme suçunu oluşturmaktadır.56

Genel Kurul, failin içsel tutumunu silahın niteliği, etki alanı, atış mesafesi ve ölenin uyarısı gibi dış olgulardan çıkarmıştır. Karar, doğrudan kast bulunmasa dahi ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilerek eylemine devam eden failin olası kastla sorumlu olacağını gösterir. Karar oy çokluğuyla verilmiş, beş üye karşı oy kullanmıştır.

7) Alkollü ve aşırı hızlı sürücünün tecrübesine ve şansına güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceğini düşünmesi hâlinde eylem bilinçli taksirdir

Güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olan ve yasal hız limitinin üzerinde seyreden sürücünün üç kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olması olayında, olası kast ile bilinçli taksir ayrımını yapan Yargıtay Ceza Genel Kurulu, eylemi bilinçli taksir olarak nitelendirmiştir:

Sanığın, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olmasına rağmen yönetimindeki otomobili yasal hız limitinin üzerinde kullanmaya devam ettiği, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğunu ve bu nedenle yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü hâlde tecrübesine, sürüş yeteneğine ve şansına güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle önündeki kamyonun sağından mevcut hızıyla tehlikeli biçimde geçerek sağa doğru manevra yapmakta olan ölen ...’ın kullandığı araca arkadan çarpmak suretiyle üç kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olduğu, sanığın öngördüğü muhtemel neticeyi kabullenip hareketini sürdürdüğüne dair herhangi bir delil bulunmadığı, açıklanan sebeplerle eylemini bilinçli taksirle gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.57

Karar, alkol ve hız gibi ağır kusur olgularının varlığına rağmen olası kast için neticenin kabullenildiğine dair ayrı bir delil arandığını gösterir. Karar ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamaması üzerine ikinci müzakerede oy çokluğuyla verilmiş, iki üye karşı oy kullanmıştır.

8) Kazadan beş dakika sonra yardıma gelen kişinin sonradan düşen elektrik teliyle ölümü, sürücüye objektif olarak isnat edilemeyen bir neticedir

Sürücünün direksiyon hâkimiyetini kaybederek elektrik direğine çarpması üzerine yardım için gelen kişinin, yaklaşık beş dakika sonra düşen telin akımına kapılarak ölmesi olayında, taksirli sorumluluğun sınırını inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, nedensellik bağının varlığına rağmen neticenin sürücüye objektif olarak isnat edilip edilemeyeceğini araştırmıştır:

Aracın çarptığı elektrik direğine bağlı telin, kazadan yaklaşık beş dakika sonra kendi iradesi ile yardım etmek için olay yerine gelen ölenin üzerine düşmesi suretiyle ölümüne neden olmasının, direk ve tellerde görünür bir hasar da bulunmadığına göre hayatın olağan akışı ve genel hayat tecrübeleri açısından beklenebilir, tipik bir netice olmaması, oluşa göre atipik neticenin, yönetilebilirliği açısından sanığın hakimiyet alanında kaldığı konusunun açıkça ortaya konamaması ve özellikle meydana gelen neticenin, ihlal edilen norm ile korunan amacın kapsamı dışında, başka bir normun koruma alanında kalan dolaylı bir netice olması, hususları ile ölenin olaydaki konumu birlikte değerlendirildiğinde; objektif olarak öngörülebilir olduğu söylenemeyen ölüm olayının/tipik neticenin sanığa objektif olarak isnat edilemeyeceğinin (…) kabul edilmesi zaruridir.58

Genel Kurul, neticenin öngörülebilirliğinin taksirin hem unsurunu hem sınırını oluşturduğunu, taksiri kaza ve tesadüften öngörülebilirliğin ayırdığını belirtmiştir. Öngörülebilirlik failin kişisel yeteneklerine göre değil, ortalama bir insanın öngörme yeteneğine göre objektif olarak belirlenir. Sürücünün hız ve şartlara uyma kuralını ihlal ettiği ve ölümle ihlal arasında nedensellik bulunduğu kabul edilmiş, buna rağmen ölüm ihlal edilen normun koruma amacı dışında kalan dolaylı bir netice olduğu için sürücüye isnat edilememiştir. Karar ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamaması üzerine ikinci müzakerede oy çokluğuyla verilmiş, iki üye karşı oy kullanmıştır.

Dipnotlar

  1. Türk Ceza Kanunu m. 21. ↩
  2. Türk Ceza Kanunu m. 22. ↩
  3. Madde 21 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Taslağın Gerekçesi. ↩
  4. Madde 21 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  5. Madde 22 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Taslağın Gerekçesi. ↩
  6. Madde 22 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  7. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.74, 79-80. ↩
  8. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.74. ↩
  9. Madde 21 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  10. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225, T. 21.5.2020. ↩
  11. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.75. ↩
  12. Koç, Ziya. Doktrin ve Yargıtay Kararları Işığında Kasten Öldürme Suçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024, s.146-147. ↩
  13. Anayasa Mahkemesi, E. 2005/107, K. 2009/23, T. 19.2.2009. ↩
  14. Karakehya, Hakan. “Olası Kast.” Ceza Hukuku Dergisi, C. 1, S. 2, Aralık 2006, s.19-46, 6.3. Kabullenme. ↩
  15. Anayasa Mahkemesi, E. 2005/107, K. 2009/23, T. 19.2.2009. ↩
  16. Koç, Ziya. Doktrin ve Yargıtay Kararları Işığında Kasten Öldürme Suçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024, s.149-150. ↩
  17. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.75, 77. ↩
  18. Koç, Ziya. Doktrin ve Yargıtay Kararları Işığında Kasten Öldürme Suçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024, s.153. ↩
  19. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.54-55. ↩
  20. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/175, K. 2017/26, T. 24.1.2017. ↩
  21. Hacıfazlıoğlu, Tuğçe. “Taksirin Unsurları.” Fasikül Hukuk Dergisi, C. 10, S. 101, Nisan 2018, s.10-16, II. Taksirin Unsurları, A. Genel Bilgiler, 3. Neticenin İstenmemesi. ↩
  22. Şahin, Cihan. “Yargıtay Kararları Işığında Taksirle Öldürme Suçu ve Bilinçli Taksir Hali (I).” Legal Hukuk Dergisi, C. 11, S. 122, 2013, s.151-152. ↩
  23. Şahin, Cihan. “Yargıtay Kararları Işığında Taksirle Öldürme Suçu ve Bilinçli Taksir Hali (I).” Legal Hukuk Dergisi, C. 11, S. 122, 2013, s.155. ↩
  24. Hacıfazlıoğlu, Tuğçe. “Taksirin Unsurları.” Fasikül Hukuk Dergisi, C. 10, S. 101, Nisan 2018, s.10-16, II. Taksirin Unsurları, A. Genel Bilgiler, 6. Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Aykırılık. ↩
  25. Madde 22 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  26. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/254, K. 2025/139, T. 26.3.2025. ↩
  27. Şahin, Cihan. “Yargıtay Kararları Işığında Taksirle Öldürme Suçu ve Bilinçli Taksir Hali (I).” Legal Hukuk Dergisi, C. 11, S. 122, 2013, s.163. ↩
  28. Hacıfazlıoğlu, Tuğçe. “Taksirin Unsurları.” Fasikül Hukuk Dergisi, C. 10, S. 101, Nisan 2018, s.10-16, II. Taksirin Unsurları, A. Genel Bilgiler, 5. Neticenin Öngörülebilir Olması. ↩
  29. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/254, K. 2025/139, T. 26.3.2025. ↩
  30. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225, T. 21.5.2020. ↩
  31. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/108, K. 2017/311, T. 6.6.2017. ↩
  32. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.92-96. ↩
  33. Karakehya, Hakan. “Olası Kast.” Ceza Hukuku Dergisi, C. 1, S. 2, Aralık 2006, s.19-46, 8. Olası Kastın, Doğrudan Kast ve Bilinçli Taksirden Farkı. ↩
  34. Anayasa Mahkemesi, E. 2005/107, K. 2009/23, T. 19.2.2009. ↩
  35. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225, T. 21.5.2020. ↩
  36. Koç, Ziya. Doktrin ve Yargıtay Kararları Işığında Kasten Öldürme Suçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024, s.153-159. ↩
  37. Aktaş, Batuhan. “İnsan Öldürme Suçu Açısından Olası Kast - Bilinçli Taksir Ayrımının Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi.” Terazi Hukuk Dergisi, C. 10, S. 112, Aralık 2015, s.14-27, II. Ceza Hukukunda Olası Kast-Bilinçli Taksir Ayrımı, D. Ayrıma İlişkin İleri Sürülen Kriterler. ↩
  38. Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021, s.96-98. ↩
  39. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/108, K. 2017/311, T. 6.6.2017. ↩
  40. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225, T. 21.5.2020. ↩
  41. Koç, Ziya. Doktrin ve Yargıtay Kararları Işığında Kasten Öldürme Suçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024, s.167-168. ↩
  42. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/565, K. 2025/123, T. 12.3.2025. ↩
  43. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/223, K. 2025/95, T. 26.2.2025. ↩
  44. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.83. ↩
  45. Madde 22 (Gerekçe), 5237 sayılı Kanun, Komisyonun Değişiklik Gerekçesi. ↩
  46. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225, T. 21.5.2020. ↩
  47. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/239, K. 2018/321, T. 3.7.2018. ↩
  48. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/239, K. 2018/321, T. 3.7.2018. ↩
  49. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/636, K. 2018/431, T. 16.10.2018. ↩
  50. Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013, s.84. ↩
  51. Anayasa Mahkemesi, E. 2005/107, K. 2009/23, T. 19.2.2009. ↩
  52. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/108, K. 2017/311, T. 6.6.2017. ↩
  53. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/175, K. 2017/26, T. 24.1.2017. ↩
  54. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/239, K. 2018/321, T. 3.7.2018. ↩
  55. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/473, K. 2020/225, T. 21.5.2020. ↩
  56. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/223, K. 2025/95, T. 26.2.2025. ↩
  57. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/565, K. 2025/123, T. 12.3.2025. ↩
  58. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/254, K. 2025/139, T. 26.3.2025. ↩

Kaynakça

  • Aktaş, Batuhan. İnsan Öldürme Suçu Açısından Olası Kast - Bilinçli Taksir Ayrımının Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi. Terazi Hukuk Dergisi, C. 10, S. 112, Aralık 2015, s.14-27.
  • Birtek, Fatih. Pratik Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Genişletilmiş 2. Baskı. İstanbul: Legal Yayıncılık, 2013.
  • Hacıfazlıoğlu, Tuğçe. Taksirin Unsurları. Fasikül Hukuk Dergisi, C. 10, S. 101, Nisan 2018, s.10-16.
  • Karakehya, Hakan. Olası Kast. Ceza Hukuku Dergisi, C. 1, S. 2, Aralık 2006, s.19-46.
  • Koç, Ziya. Doktrin ve Yargıtay Kararları Işığında Kasten Öldürme Suçları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.
  • Öztürk, Nurten. Şirket Faaliyeti Sırasında İşlenen Suçlarda Şirket Yöneticilerinin Taksire Dayalı Cezai Sorumluluğu. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021.
  • Şahin, Cihan. Yargıtay Kararları Işığında Taksirle Öldürme Suçu ve Bilinçli Taksir Hali (I). Legal Hukuk Dergisi, C. 11, S. 122, 2013.
  • Türk Ceza Kanunu, 5237 Sayılı Kanun, m. 21, 22, 50 ve Madde Gerekçeleri.

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır; belirli bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki görüş veya danışmanlık niteliğinde değildir. Mevzuat ve içtihat zamanla değişebilir.